<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakkında Bilgi &#187; Türkçe / Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.hakkinda-bilgi.org/category/egitim/turkce-edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakkinda-bilgi.org</link>
	<description>Hakkında Bilgiler, Hakkında Bilgi Nedir, Hakkındaki, Ne Demek,</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Oct 2011 08:35:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sürrealizm</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/surrealizm-hakkinda-bilgi+surrealizm-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/surrealizm-hakkinda-bilgi+surrealizm-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 20:12:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10171</guid>
		<description><![CDATA[Sürrealizm &#8211; Gerçeküstücülük Avrupa’da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924’te &#8220;Manifeste du Surrealisme&#8221;i (Sürrealizm Manifestosu) hazırlayan şair Andre Breton’a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde hayali dünya ile gerçek yaşam &#8220;mutlak gerçek&#8221; ya da &#8220;gerçeküstü&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sürrealizm &#8211; Gerçeküstücülük<br />
Avrupa’da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924’te &#8220;Manifeste du Surrealisme&#8221;i (Sürrealizm Manifestosu) hazırlayan şair Andre Breton’a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Ve bu bütünleşme içinde hayali dünya ile gerçek yaşam &#8220;mutlak gerçek&#8221; ya da &#8220;gerçeküstü&#8221; anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından etkilenen Breton için, bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneği idi. Breton’un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi söylemleriyle, &#8220;gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye&#8221; başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu. 1925’ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton’un yanı sıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Arnaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstücülük akımının önemli isimleridir.Gerçeküstücülük akımı gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/surrealizm-hakkinda-bilgi+surrealizm-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanzimat Dönemi Edebiyatı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/tanzimat-donemi-edebiyati-hakkinda-bilgi+tanzimat-donemi-edebiyati-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/tanzimat-donemi-edebiyati-hakkinda-bilgi+tanzimat-donemi-edebiyati-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 21:44:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10169</guid>
		<description><![CDATA[TANZİMAT EDEBİYATI Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar. Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir. Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir. Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir. Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TANZİMAT EDEBİYATI<br />
Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar. Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir. Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir.</p>
<p>Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir.</p>
<p>Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır. Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir.</p>
<p>Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri:</p>
<p>a. Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup, v.b gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme, v.b. gibi yeni edebiyat türleri getirmişlerdir.</p>
<p>b. Tanzimat edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal, v.b&#8230;) Montesquieu, Rousseau, Voltaire, v.b. gibi Fransız devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet. hak, adalet, kanun, meşrutiyet. v.b. gibi kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.</p>
<p>c. Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey, v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa­zâde Sezai, Nabi-zâde Nâzım, v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.</p>
<p>ç. Tanzimat edebiyatı, Divan edebiyatının tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey, v.b.) özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de roman türlerinde bu yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, v.b.) bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.</p>
<p>d. Bu görüşün bir sonucu olarak, dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte, hiçbiri eski alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade dil, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa-zâde Sezai, özellikle Abdülhak Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır.</p>
<p>e. Tanzimat edebiyatında en önemli yenilik, nesirde, anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu edebiyatta söz hüneri göstermek değil, birtakım düşünceleri halka yaymak amacı güdüldüğünden, “seci” ler atılmış, asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer verilmemiş, düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>f. Tanzimat edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş, günlük hayatla ilgili her türlü olay, duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir.</p>
<p>Bu dönemde yapılan yenilikler ve alınan türler şunlardır.</p>
<p>Gazete<br />
Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir gazete idi. Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı.<br />
İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahvaldir.<br />
Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar. Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871), Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar.</p>
<p>Hikâye ve Roman<br />
Türk edebiyatı romanla ilk defa 1859’da karşilaşir. Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (Telemaque) adlı romanını tercüme eder. İlk yerli roman Şemsettin Sami’nin Taşşuk-i Talât ve Fitnat (1872)’ıdır. İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir.</p>
<p>Tiyatro<br />
İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi adli, iki perdelik, komedi türündeki eseridir. Eserde görücü usulü ile yapilan evliliklere gönderme yapılır.</p>
<p>Şiir<br />
Tanzimat döneminde en önemli yenilik şiirde görülür. Şekil olarak divan şiirine bagli kalinmiş, fakat konu bakimindan hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konular işlenmiştir. Aruz ölçüsünün yaninda az da olsa hece kullanılmıştır.<br />
Gazel, kaside, terkib-i bent gibi şekiller kullanilarak hak. Adaler, kanun, medeniyet, eşitlik hürriyet kavramlari işlenmiştir.</p>
<p>Tanzimat yazar ve şairleri hem yaşadıkları dönem hem de -daha önemlisi- edebiyata bakış açıları ve işledikleri konular bakımından iki gruba ayrılır:</p>
<p>A)BİRİNCİ DÖNEM (1860-1876 arası)</p>
<p>1860-1876 yillari arasinda Tanzimat edebiyatinin birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namik Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa’dir.<br />
Bu dönemde sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir. Bu sebeple şiirde söyleyişe değil fikire önem verilmiştir.<br />
Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ama uygulanamamiştir. Hece vezni ve halk edebiyati da savunulmuş ama sözde kalmiştir. Divan edebiyatina tümden karşi çikilmiş ve agir bir dille eleştirilmiştir. Fransiz edebiyati örnek alinarak romantizmden etkilenilmiştir.<br />
Roman, tiyatro, makale gibi batidan alinan türler ilk defa bu dönemde kullanilmiştir.<br />
Noktalama işaretleri de ilk defa bu dönemde kullanilmiştir. Kölelik ve cariyelik, romanlarda sikça işlenmiştir. Romanlar teknik bakimdan oldukça zayiftir. Yer yer olaylarin akişi kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapilmiş, tesadüflere sikça yer verilmiştir.<br />
Edebiyatçilar edebiyatin yaninda devlet işleriyle, siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir.</p>
<p>Dönemin Edebiyatçıları</p>
<p>Şinasi (1826-1871):<br />
Türk edebiyatinda yeniliklerin öncüsüdür. 1860’ta Tercüman-ı Ahval’i (ilk özel gazete), 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkardı. İlk makaleyi (Tercüman-ı Ahval mukaddimesi), ilk piyesi (Şair Evlenmesi) o yazdı. Noktalama işaretlerini de ilk defa o kullandı. La Fontaine’den fabllar tercüme etti. Lamartin’den de manzum çevirileri vardır. İlk şiir çevirilerini de o yaptı. Nesirlerinde dili sade; şiirlerine ise ağırdır. Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa için yazdığı iki kasidesi ünlüdür. Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden daha abartılıdır. O, başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı edebiyatından alınan yeni türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun emeği vardır.</p>
<p>Eserleri: Şair Evlenmesi (Piyes; edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri), Müntehabat-ı Eşar (Şiir), Divan-ı Şinasi (Şiir), Durub-ı Emsal-i Osmaniye (ilk ata sözleri kitabı), Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler)</p>
<p>Ziya Paşa (1829-1880):<br />
Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batı edebiyatına yönelmiştir. Fikren yenilikçi olmasına rağmen eserlerinde eskiyi, divan şiiri geleneğini devam ettirmiş, gazel ve kasideler yazmıştır. En meşhur terkib-i bent ve terci-i bent şairimizdir.</p>
<p>Harabat adlı bir divan şiiri antolojisi vardır. Daha önce “Şiir ve Inşa”da divan şiirinin bizim şiirimiz olmadigini, asil şiirimizin halk şiiri oldugunu söyleyen şair, eski şiir gelenegini sürdürmüş, Harabat’ta âşik şiirini eleştirmiştir. Bunun yaninda sade dilden yanadir, ama kendisi agir bir dil kullanir. Bu onun içinde bulundugu bir ikilemdir. Hem eskiyi eleştirmekte hem de gelenegi devam ettirmektedir.</p>
<p>Eserleri: Harabat: Divan Şiiri antolojisi, Külliyat-i Ziya Paşa/Eş’ar-ı Ziya: Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar), Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır. Zafername: Hiciv türünde bir kasidedir. Âlî Paşa’yı yermek için yazmıştır. Rüya: Mensur, Defter-i Âmal: Hatıraları.</p>
<p>Namık Kemal (1840-1888):<br />
Tanzimat edebiyatının en hareketli ve heyecanlı ismidir. Vatan şairi olarak tanınır. Şiirlerinden çok nesirleri ile tanınır. Edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan şairdir. Şiirlerinde “hürriyet, vatan, kanun, hak, adalet” kavramlarını işlemiştir. Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı ve Vatan Mersiyesi bu konuları içerir.</p>
<p>Namık Kemal de eski kültürle yetişmiş, divan şiiri eğitimi almış, gazeller, kasideler yazmıştır. Fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir. Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşı Tahrib-i Harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya koymuştur. Şinasi’nin kurduğu Tasvir-i Efkâr’ı, Şinasi Paris’e kaçınca Namık Kemal çıkarmaya başladı. Daha sonra kendisi de Ziya Paşa ile Paris’e kaçarak orada Hürriyet gazetesini çıkardı. İstanbul’a döndükten sonra İbret gazetesini çıkardı. Eserlerinde romantizmin etkisi görülür. Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak görmüştür.</p>
<p>Eserleri: İntibah: İlk edebî roman. Cezmi: İlk tarihî roman. Tahrib-i Harabat, Takip: İlk edebî eleştiri. Ziya Paşa’nın Harabat’ını eleştirmek için yazmıştır. Renan Müdafaanamesi: İlk eleştiri. Vatan Yahut Silistre: oyun Celâlettin Harzemşah: oyun. Gülnihal: oyun. Onun en başarılı tiyatro eseridir. Âkif Bey: oyun Zavallı Çocuk: oyun Kara Belâ: oyun, Osmanlı Tarihi, Kanije Muhasarası, İslâm Tarihi: tarih</p>
<p>Ahmet Mithat Efendi (1844-1912):<br />
Edebiyat, tarih, coğrafya, ziraat, iktisat alanlarında eserler vermiştir. Edebiyat yapmak için değil, okuma zevki aşılamak ve halkı eğitmek gayesiyle yazmıştır.</p>
<p>En velût yazarımız odur. Yazı makinesi olarak bilinir. Asıl ilgi alanları, gazetecilik, romancılık ve hikâyeciliktir. Otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eseri vardır. Romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih… Dili sadedir, çünkü eser vermekteki amacı halkı eğitmektir. Hatta romanlarında olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler de vermiştir.</p>
<p>Eserleri: Romanları: Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Felâtun Bey’le Rakım Efendi, Paris’te Bir Türk, Yeniçeriler…<br />
Çıkardığı gazeteler: Bedir, Devir, Tercüman-ı Hakikat<br />
Hikâyeleri: Letaif-i Rivayet</p>
<p>Şemsettin Sami (1850-1904):<br />
Dil alanındaki eserleri ile tanınır. Kamus-ı Türkî adlı sözlüğü edebiyat ve dil alanında en önemli eserlerdendir. Kamus-ı Arabî ve Kamus-ı Fransevî: Diğer sözcükleri Kamusul-a’lâm: Ansiklopedik sözlük<br />
Sefiller: Hugo’dan çeviri.<br />
Robenson Cruose: çeviri roman</p>
<p>Ahmet Vefik Paşa (1823-1891):<br />
Milliyetçilik ve Türkçülük akiminin en önemli isimlerindendir. Tiyatro uyarlamalari ve çevirileri vardir. Bursa’da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir.</p>
<p>Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir. Tarih ve dil alaninda da eserleri vardir. Ebulgazi Bahadir Han’ın Şecere-i Türk’ünü Çağataycadan çevirmiştir.<br />
Lehçe-i Osmanî: sözlük<br />
Atalar Sözü: ata sözleri mecmuası<br />
Hikmet-i Tarih ve Fezleke-i Tarih-i Osmanî adlı, tarihle ilgili eserleri de vardır.</p>
<p>B)İKİNCİ DÖNEM (1876-1896 arası)</p>
<p>1876-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dır. İkinci dönem edebiyatçıların sanat anlayışları birincilerden farklıdır. İkinci dönemde sanat sanat içindir anlayışıyla eserler verilmiştir. Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı davranmasıdır.</p>
<p>Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur. Dönemin sanatçıları devlet işleriyle, siyasetle, toplum meseleleriyle değil sadece sanatla ilgilenmişlerdir. Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir. Bu yüzden dilleri daha ağırdır. Dönemin romanlarında realizmin, şiirinde ise romantizmin etkisi vardır.</p>
<p>Dönemin Edebiyatçıları</p>
<p>Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914):<br />
Şiir, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, edebî bilgiler türlerinde eserler vermiştir. Şiirlerinde hüznü ve elemi işlemiştir. Ölümü hatırlatan tabiat manzaraları, hüzünlü duygular, romantik güzellikler, solgun güller, kitap yaprakları arasında kurutulmuş çiçekler, küçük kuşlar onun şiirlerinin konuları arasındadır. Oğlu Nejad’ın ölümü; işli, üzüntülü şiirler yazmasında etkili olmuştur. Edebiyatta yenileşmeden yanadır. Muallim Naci ile aralarında bu konularda tartışmalar olmuştur.</p>
<p>Eserleri<br />
Nağme-i Seher: Şiir<br />
Yadigâr-ı Şebab: Şiir<br />
Pejmürde: Şiir<br />
Zemzeme: Şiir. Önsüzünde edebiyat hakkındaki düşünceleri ve edebî eleştirileri vardır. (Bu esere Muallim Naci “Demdeme” ile karşilik vermiştir.)<br />
Muhsin Bey: Hikâye<br />
Şemsa: Hikâye<br />
Araba Sevdasi: Roman. Realizmin etkisiyle yazilmiştir ve bati hayranligi yolunda düşülen garip durumlari eleştirir.<br />
Çok Bilen Çik Yanilir: Komedi<br />
Afife Anjelik: Tiyatro<br />
Vuslat: Tiyatro<br />
Atala: Tiyatro<br />
Talim-i Edebiyat: Edebî bilgiler içerir.<br />
Samipaşazade Sezai (1860-1936)<br />
Batili tarzda hikâyeleri ve bir romani vardir.<br />
Sergüzeşt adli romani realizme dogru atilmiş bir adimdir.<br />
Küçük Şeyler adli hikâye kitabi Fransiz realistlerinin sanat anlayişlarina uygundur.<br />
Rumuzul-edeb, bazi makale, hikâye ve sohbetlerini içerir.<br />
Romantik özellikler taşiyan şiirler de yazmiştir.<br />
Şiir isimli bir de piyesi vardir.<br />
“İclâl”de, yeğeni İclâl’in ölümü üzerine yazdığı mersiye, bazı nesirleri ve<br />
hatıraları vardır.</p>
<p>Abdülhak Hâmit Tarhan (1852-1937):<br />
Edebiyatta batılılaşmanın asıl ihtilâlcisidir. Şair-i Azam olarak bilinir. Kurallara uymayan, batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine uygulayan, divan şiirini bitiren o olmuştur. Doğu ve batı şiirini işlendikleri yerlere giderek öğrenmiştir. Sanatında romantik etkiler vardır. Zengin bir lirizm bulunan şiirlerinde vezne, kafiyeye, söze, dile pek önem vermemiştir. Taşkınlık ve yücelik, söyleyişteki tezat onun şiirinin önemli özellikleridir. Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihî konular önemli bir yer tutar. Soyut kavramlar, hayat, tabiat, ölüm, insan, onun işlediği konulardır.</p>
<p>Şiirleri: Sahra, Belde, Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Bâlâdan Bir Ses, Garam…<br />
Yirmiye yakın tiyatrosu vardır. Sahnelenmesi imkânsız tiyatro eserleri<br />
yazmıştır. Bu eserlerde insanların yanında ölüler, ruhlar, hayaletler, periler de rol alır. Tiyatroda egzotik, tarihî, millî ve dinî konuları işlemiştir. Bazı oyunlarında Shakespeare’in tesiri görülür. Hepsi de dramdır ve bazıları mensur bazıları da manzumdur.<br />
İlk tiyatro eseri Macera-yı Aşk’tır. Tarık, Finten, Eşber, Nesteren, Sardanapal, İlhan, Hakan, Liberte önemli tiyatro eserleridir.</p>
<p>Nabizade Nazım (1862-1893):<br />
Romanlarıyla ve hikâyeleriyle realizmin ve natüralizmin temsilcisidir. Karabibik, edebiyatımızda Anadolu konulu ilk hikâyedir. Köy romanı olarak bilinir. Köy hayatı tam bir realizmle yansıtılmıştır. Zehra, ilk psikolojik roman örneğidir. Eserde tasvir ve tahliller geniş yer tutar.<br />
Diğer hikâyeleri: Yadigârlarım, Bir Hatıra, Sevda, Haspa</p>
<p>Muallim Naci (1850-1893)<br />
Eski şiirin savunucusu ve temsilcisidir. Eski-yeni konusunda Recaizade ile aralarında tartışmalar olmuştur. Naci göze hitap eden kafiyeyi savunurken, Recaizade kulağa hitap eden kafiyeyi savunmuştur. Tartışma konusu, “abes” ve “muktebes” kelimelerinin -eski yazıda- kafiyeli olup olmadıklarıdır. Batılı şiiri benimsememesine rağmen bu alanda başarılı şiirler yazmıştır.</p>
<p>Şiir kitapları: Ateşpare, Şerare, Füruzan, Sünbüle<br />
Edebî eseri: Istılahat-ı Edebiye<br />
Sözlüğü: Lûgat-ı Naci</p>
<p>ARA NESİL (1880-1896)</p>
<p>Tanzimat edebiyatının ikinci kısmı ile Servet-i Fünun arasında kalan dönem. Bu nesil Servet-i Fünun’un hazırlayıcısıdır. En çok Recaizade Mahmut Ekrem’in ve Muallim Naci’nin etkisinde kalmışlardır. Bu dönemde eski-yeni tartışmaları yaşandı (Ekrem-Naci). Natüralizm bu dönemde edebiyatımıza girdi ve tartışıldı (Natüralizmi Beşir Fuat savundu). Serbest müstezat ve sone kullanıldı. Cümlelerin bir tek dizede bitmesi anlayışı terk edildi. Yeni terkipler ve kelimeler bulundu. Kafiyesiz şiirler de yazıldı. Kulak için kafiye denendi.</p>
<p>Dönemin Sanatçıları<br />
Abdülhalim Memduh, Ali Ferruh, Ali Kemal, Ali Nusret, Andelib Mehmet Faik Esad, Beşir Fuad, Fatma Aliye, Fazlı Necib, İsmail Safa, İsmet Bey, Mehmed Celâl, Menemenlizade Mehmed Tahir, Nabizade Nazım.</p>
<p>Bu dönemde elliye yakın çıkan mecmuadan birkaçı:<br />
Bahçe, Şark, Hazine-i Evrak, Mecmua-i Âşâr-ı Edebiye, Mecmua-i Ebuzziya, Hafta, Âfak, Güneş, Berk, Gayret, Risale-i Hafi, Nokta, Servet-i Fünun (1928’den sonra Uyanış adıyla), Mekteb, Hazine-i Fünun Malûmat, Resimli Gazete…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/tanzimat-donemi-edebiyati-hakkinda-bilgi+tanzimat-donemi-edebiyati-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyetin Onuncu Yıl Nutku</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-hakkinda-bilgi+cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-hakkinda-bilgi+cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 21:04:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10074</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetin Onuncu Yıl Nutku Türk Milleti! Kurtuluş Savaşı&#8217;na başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun! Şu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim. Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyetin Onuncu Yıl Nutku</p>
<p>Türk Milleti!<br />
Kurtuluş Savaşı&#8217;na başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun!</p>
<p>Şu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.</p>
<p>Yurttaşlarım!<br />
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir. Bundaki muvaffakiyeti, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz; çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.</p>
<p>Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.</p>
<p>Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.</p>
<p>Büyük Türk milleti!<br />
On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiç birinde milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.</p>
<p>Türk milleti!<br />
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.</p>
<p>Ne mutlu Türküm diyene!</p>
<p>Ankara, 29 Ekim 1933</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-hakkinda-bilgi+cumhuriyetin-onuncu-yil-nutku-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Divan Edebiyatı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/divan-edebiyati-hakkinda-bilgi+divan-edebiyati-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/divan-edebiyati-hakkinda-bilgi+divan-edebiyati-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 10:21:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatı Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Divan Edebiyatının Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Divançe]]></category>
		<category><![CDATA[Hamse]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10027</guid>
		<description><![CDATA[Divan Nedir Divan sözcüğünün sözlük bakımından iki anlamı vardır: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türüne divan denir. Kalıp &#8220;fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün&#8221; şeklindedir. Divan sözcüğü, ikinci olarak, divan tarzında şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları kitap anlamına gelir. Divan, klasik Türk müziğinde ise en az üçer kıtalık şiirlerden bestelenen şarkıları tanımlar. Bu kıtalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Divan Nedir</strong><br />
Divan sözcüğünün sözlük bakımından iki anlamı vardır: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türüne divan denir. Kalıp &#8220;fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün&#8221; şeklindedir. Divan sözcüğü, ikinci olarak, divan tarzında şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları kitap anlamına gelir. Divan, klasik Türk müziğinde ise en az üçer kıtalık şiirlerden bestelenen şarkıları tanımlar. Bu kıtalar birbirlerinden ara nağmelerle ayrılır. Her kıtanın başında genellikle &#8220;ah&#8221;, &#8220;yâr&#8221; gibi bir terennüm sözcüğü eklenir. Kıtalardan biri yer yer ritimsiz okunacak şekildedir. Bir diğer kıta da &#8220;doğaçlama&#8221; görüntüsü vermesi amacıyla tümüyle ritimsiz olarak bestelenir. Divan, aynı zamanda İslam devletlerinde idari yargı, maliye, askerlik ve yönetimle ilgili işleri yürüten kurul ve dairelere verilen addır.<br />
Divan şairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladıkları kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarının adlarıyla anılırlar. Örneğin Nedîm Divanı, Fuzulî Divanı gibi.</p>
<p><strong>Divan</strong><br />
Şairlerin şiirlerini belli bir düzen içinde topladıkları kitaplardır. Bir tür antoloji olarak görülebilir. Zamanla divanlarda şiirler belli bir düzene göre sıralanmaya başladı. Bu elemeye &#8220;divan tertibi&#8221; bu tür divanlara da &#8220;mürettep divan&#8221; adı verilir. Tam bir divanda sırasıyla, kaside (tevhid, münacat, na&#8217;t, medhiye), tarih, musammat, gazel bölümleri yer alır. En sonda da lugazlar, muammalar, müfredler, azadeler bulunur. Divanda gazeller kafiye ve rediflerinin son harfinin Arap alfabesindeki sırasına göre dizilir. Yani elif’ten başlayıp ye harfine kadar. Her harften en az bir şiir olması şarttır. Ama buna uymayan şairler de olmuştur.</p>
<p><strong>Divançe</strong><br />
Küçük divan anlamındadır. Düzen ve konuları divanlarla aynıdır. Yine kaside, tarih, musammat, gazel ve kıta sırasını izler. Ama bir divançede bu bölümlerden en az biri eksik olur. Divançe, belli türleri seven şairlerin bilinçli bir seçimi olabildiği gibi, bir şairin divan dolduracak kadar şiir yazamadan ölmesi nedeniyle de oluşabilir. Figânî ve Fâzlı’nin divançeleri bu türdendir.</p>
<p><strong>Hamse</strong><br />
Bir şairin 5 mesnevisinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan yapıttır. Hamse yazarı şairler hamse şairi ya da hamsenüvis diye bilinir. Türk edebiyatında 16. yüzyılda gelişmeye başladı. İlk hamseyi Çağatay şairi Ali Şir Nevai yazdı. Divan edebiyatının ilk hamsesini yazan şair de Hamdullah Hamdi’dir. Hamse türüne düzyazının girişi ise 17. yüzyılda gerçekleşti. Nergisi hamseye düzyazıyı sokan ilk yazardır. Çoğunlukla hüzünlü aşkların konu edinildiği hamselerde soyut kavramları işleyen mesnevilere de yer verilir. Hamse sahibi divan yazarları edebi çevrelerde büyük saygı görürdü.<br />
<strong><br />
DİVAN EDEBİYATININ TARİHÇESİ</strong><br />
Divan debiyatı, Türklerin, 13 ve 19’uncu yüzyıllar arasında Anadolu’da yarattıkları İslam kültürünün ortak özeliklerini yansıtan, geniş ölçüde Arap ve Fars edebiyatının etkisini taşıyan yazılı edebiyat türüdür. Ancak divan edebiyatı, Türklerin İslam dinini kabul ettikleri ilk dönemlerden başlayarak Orta Asya ile Azerbaycan’da ortaya çıkan ve aynı nitelikleri taşıyan divan edebiyatı ile karıştırılmamalıdır. Divan edebiyatı tanımı tümüyle Anadolu&#8217;ya özgüdür.<br />
Tarihsel süreçte dindışı ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelişti. Şiir ve düzyazı alanındaki en eski örnekler 13. yüzyıldan kalmıştır.</p>
<p>Divan edebiyatında başlangıcından beri şiir, düz yazıdan daha önde gitmiş ve daha gelişmiştir. Bunun belki de en önemli nedeni, şiirin sanatçının yaratıcılığını ortaya koymasına daha uygun olmasıdır. Divan şiiri, söz ve anlatım sanatlarını kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazı dalında ise ağır basan, öne çıkan özellik &#8220;öğretici&#8221; olmaktır. Bu nedenle anlam gözardı edilir ve belagat önem kazanır.<br />
Divan edebiyatı yazarlarının beslendikleri kaynaklar, başta dinsel inançlar, yani İslami inançlar olmak üzere İslami ilimler, İslam tarihinin olayları, tasavvuf, Hint-İran kökenli söylenceler, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, çağın bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginleşen bir dildir.</p>
<p><strong>Dünyevi ve tanrısal aşk</strong><br />
Divan şiirinde aşk büyük yer tutar. Ama bu aşk hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa bağlanan şairin amacı, &#8220;mutlak güzellik&#8221; olan &#8220;tanrıyı bulmak&#8221;tır. Tanrısal aşk, maddi aşkla başlar. Bir güzele aşık olan şair, duygularını daha sonra soyutlama yoluyla tanrısal aşka dönüştürerek tanrıya kavuşmak için çabalar. Aşkı din dışı bir anlayışla işleyen şairlerin şiirlerinde ise tapınılacak bir varlık olarak kadın önemlidir. Ama bu tür şiirlerde kadın aşığını sürekli üzmekte, yaşamdan bezdirmektedir.<br />
Dil konusunda Arapça ve Farsça’nın etkisinde kalan divan edebiyatında sözcükler çok büyük önem taşır. Her sözcük tam anlamıyla ve yerli yerinde kullanılmalıdır. Divan edebiyatı, anlatım açısından &#8220;belagat kurallarına&#8221; sıkı sıkıya bağlıdır. Sanatçılar ustalıklarını sergileyebilmek için bu kurallara olabildiğince özen gösterirler.<br />
Şairler, teşbih, istiare, hüsn-i talil, ilham, kinaye, leff ü neşr, tecahül-ü arif, telmih, mecaz, mecaz-ı mürsel, teşhis ü intak gibi söz ve anlatım sanatlarını kullanarak özgün şiirler oluşturmaya çalışır. Divan edebiyatında şiirin estetik kurallarına uymak, çoğu zaman konu ve içerikten öne geçmiştir.<br />
<strong><br />
DİVAN EDEBİYATINDA SANATLAR</strong></p>
<p><strong>Teşbih</strong><br />
Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Örneğin, &#8220;Tilki gibi kurnaz adam&#8221; bir teşpihtir. İnsan kurnazlığıyla bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir teşbih&#8217;te dört öğe bulunur:<br />
Müşebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örneğimizde &#8220;tilki&#8221;.<br />
Müşebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayıf olan. Örneğimizde &#8220;adam&#8221;.<br />
Vech-i şebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasındaki ortak nitelik. Örneğimizde &#8220;kurnazlık&#8221;.<br />
Edat-ı teşbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç işlevi gören sözcük. Örneğimizde &#8220;gibi&#8221;.<br />
Örneğin &#8220;Yol yılan gibi kıvrılıyor&#8221; dendiğinde, &#8220;yol&#8221; benzeyen, &#8220;yılan&#8221; kendisine benzetilen, &#8220;kıvrılıyor&#8221; benzetme yönü, &#8220;gibi&#8221; ise benzetme edatıdır.<br />
Teşbih, bu öğelerden bir ya da bir kaçının kullanılıp kullanılmamasına göre dörde ayrılır:<br />
Dört öğenin de bulunduğu teşbih teşbih-i mufassaldır (ayrıntılı benzetme). Örneğin, &#8220;Ahmet aslan gibi güçlüdür&#8221;.<br />
Benzetme yönü bulunmayan teşbih teşbih-i mücmeldir (kısaltılmış benzetme). Örneğin, &#8220;Ahmet aslan gibidir&#8221;. Burada &#8220;güçlülük&#8221; vurgulanmamıştır.<br />
Benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i müekkeddir. (pekiştirilmiş benzetme). Örneğin, &#8220;Ahmet kuvvetle aslandır&#8221;. Bu teşbihde &#8220;gibi&#8221; ilgeci kullanılmamış.<br />
Benzetme yönü ve benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i beliğdir (yalın benzetme). Örneğin, &#8220;Aslan Ahmet.&#8221;</p>
<p><strong>Mecaz</strong><br />
Sözcükleri gerçek anlamları dışında kullanma sanatıdır. Anlatımı daha etkili kılmak ve söze canlılık kazandırmak amacıyla yapılır. Mecaz, söze güzellik, güçlülük, canlılık, zerafet, derinlik ve genişlik vermek için kullanılır. Örneğin:</p>
<p>Kandilli yüzerken uykularda<br />
Mehtabı sürükledik sularda<br />
Yahya Kemal Beyatlı</p>
<p>Bu dizelerde Kandilli&#8217;nin sularda yüzmesi, mehtabın sularda sürüklenilmesi, söz ve sözcüklerin asıl anlamının dışında, güçledirme, güzelleştirme, anlanlamdırma, zarifleştirme ve güçlendirme amacıyla kullanılmasına örnektir.<br />
Mecaz, Sözcük ve fikir mecazları olmak üzere ikiye ayrılır. Sözcük mecazında bir sözcük gerçek anlamı dışında, fikir mecazında ise herhangi bir fikir kendi anlamının dışında bir amaçla kullanılır.</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Divan Edebiyatı, Divan Edebiyatı Nedir, Divan Edebiyatı Hakkında, Divan Edebiyatının Tarihi, Divan Edebiyatı Türleri, Divan Edebiyatı Ne Demek, Divançe, Hamse,</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/divan-edebiyati-hakkinda-bilgi+divan-edebiyati-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Destan Nedir &#8211; Destan Çeşitleri</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/destan-nedir-destan-cesitleri-hakkinda-bilgi+destan-nedir-destan-cesitleri-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/destan-nedir-destan-cesitleri-hakkinda-bilgi+destan-nedir-destan-cesitleri-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 07:52:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Hakkında Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[DEstan Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Destan Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10023</guid>
		<description><![CDATA[Destan Nedir * Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca &#8220;espos&#8221; sözcüğünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeler içerir. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. * [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Destan Nedir</strong></h2>
<p>* Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca &#8220;espos&#8221; sözcüğünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeler içerir. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir.</p>
<p><strong>* Destanların ortak özellikleri:</strong><br />
Hepsinde yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Bir destanın dünyası ortaya çıktığı zaman içinde düşünebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Çoğu destanda olaylara doğaüstü yaratıklar da katılır. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme (tanımlama) ve konuşma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir. Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık hâkimdir. Destanlar temel olarak iki gruba ayrılır.</p>
<p><strong>Sözlü destanlar</strong><br />
* Yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen destanlardır. Ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşmesi ve işlenmesiyle oluşturulurlar. Örnekler:</p>
<p>* Gılgamış: MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarınca da benimsenmiştir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Zalim Uruk kralı Gılgamış’in ölümsüzlük arayışını anlatır. Gılgamış ve arkadaşı Enkidu ile birlikte uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yılana kaptırır.</p>
<p>* İlyada ve Odysseia: MÖ 11-12’nci yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Homeros destanları olarak bilinirler. Yunan Yarımadası’ndaki Akhalar’ın, Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Özellikle Odysseia, Yunan Tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.</p>
<p>* Diğerleri: Eski İngilizce halk destanı Beowulf, Eski Almanca Heldenlieder (kahramanlık türküleri), Almanca Nibelungenlied , Kudrunlied, Fransa&#8217;da Chanson de Geste (kahramanlık şarkısı), Chanson de Roland (Frank kralı Charlemagne’ın savaşlarını anlatır), İspanya’da El Cantar de Mio Cid, Hindistan&#8217;da Mahabharata, Ramayana, Japonya’da Heike Monogatari.</p>
<p><strong><br />
Edebi destanlar</strong><br />
* Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır.</p>
<p>Örnekler:<br />
* Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.</p>
<p>* Milton’un Paradise Lost’u: İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.</p>
<p>* Dante’nin La Divina Commedia’sı (İlahi Komedya) MS 1310-1321, Ariosto’nun Orlando Furioso’su (Çılgın Orlando) 1532, Camoes’in Os Lusidas’ı 1572.<br />
<strong><br />
Türk edebiyatında destan</strong><br />
* Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaratılış Destanı’dır. Altay Türkleri arasında söylenmektedir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir.</p>
<p>Saka Destanı, İskit Türkleri’ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Şu parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmud’u Divanü Lugati-t-Türk adlı eserinde yer almıştır.</p>
<p>Oğuz Kağan Destanı 14’üncü yüzyılda derlenmiş özet nitelikte bir metindir. Oğuz Kağan’ın doğumu ve üstün nitelikleri, askeri başarıları ve ülkeyi oğulları arasında pay edişi anlatılır.</p>
<p>Oğuz Türkleri’nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabı’dır. Bayındır Han soyundan geldikleri sanılan Akkoyunlular’ın egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki olaylar ve Müslüman Oğuzlar’ın yaşamı anlatılır. Göktürk Destanları çeşitli parçalardan oluşmuştur. Bozkurt parçasında Göktürkler’in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasında ise Ergenkon’a sığınmaları, çoğalıp buraya sığmayınca dağı eriterek dış dünyaya çıkmaları anlatılır. Köroğlu parçasında, göçebe Oğuzlar’ın Horasan ve Hazar’da İranlılarla savaşlarından sözedilir.</p>
<p>Manas Destanı’nda Kırgız Türkleri&#8217;nin putperest Kalmuk ve Çinliler’le savaşları vardır.</p>
<p>Cengiz Han Destanı, Moğol istilasından sonra Kıpçak bozkırlarında ve eski Uygurların yaşadığı bölgelerdeki olayları anlatır.</p>
<p>Timur Destanı, Timur’un savaşları ve kişiliğine yer verir. Danişmend Gazi Destanı’nda Türklerin Anadolu’yu ele geçirmeleri anlatılır.</p>
<p>Battal Gazi Destanı’nda da Anadolu’daki Türk-Bizans savaşları yer alır.</p>
<h2><a href="http://www.hakkinda-bilgi.org/category/genel-kultur/efsaneler-destanlar"><span style="color: #ff0000;"><strong>Geniş Açıklamalı Destan Örnekleri için Tıklayın</strong></span></a></h2>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Destan Nedir, Destan Ne Demek, Destan Hakkında Bilgiler, Destan Çeşitleri, Destan Türleri, DEstan Özellikleri, Destan Örnekleri, Türk Destanları, Destanlarımız,</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/destan-nedir-destan-cesitleri-hakkinda-bilgi+destan-nedir-destan-cesitleri-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyografi Nedir</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/biyografi-hakkinda-bilgi+biyografi-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/biyografi-hakkinda-bilgi+biyografi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 07:40:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografide Nelere Dikkat Edilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografinin Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10019</guid>
		<description><![CDATA[Biyografi Nedir &#8211; Biyografinin Özellikleri Nelerdir * &#8220;Yaşam öyküsü&#8221; de denebilir. Bir kişinin yaşamını anlatmayı konu alan edebiyat türüdür. Yazarın kendi yaşamını anlattığı oto biyografiler de bu türün içinde yer alır. Yaşam öyküsü kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş sözlü ve yazılı malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasına dayandığı için tarihin bir dalı olarak da görülebilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Biyografi Nedir &#8211; Biyografinin Özellikleri Nelerdir</strong></h2>
<p>* &#8220;Yaşam öyküsü&#8221; de denebilir. Bir kişinin yaşamını anlatmayı konu alan edebiyat türüdür. Yazarın kendi yaşamını anlattığı oto biyografiler de bu türün içinde yer alır. Yaşam öyküsü kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş sözlü ve yazılı malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasına dayandığı için tarihin bir dalı olarak da görülebilir. Ama konu alınan kişinin bireyselliğini, yaratıcı ve duygudaş bir kavrayışla aktarmaya çalıştığı için aynı zamanda edebiyatın bir koludur.</p>
<p>* Tarihte ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar yaşam öykülerinin ilk örnekleri sayılabilir. Daha sonra eldeki verilerin keyfi ya da eleştirellikten uzak bir yorumuna dayanan, söz konusu kişiyi övmek ve okura örnek oluşturmak için yazılan yaşam öyküleri başlamıştır. Bunun hemen ardından kişilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlayan eleştirel yaşam öyküleri de kaleme alınmıştır.</p>
<p>*Yaşam öyküsünün bir başka özelliği, yazarının tarafsız olmamasıdır. Yaşamını yazdığı kişiyi sunar ve yorumlarken kendi kişiliğini de eserine yansıtır. Otobiyografi türünde bu özellik daha da belirgindir.</p>
<p>-Tanınmış, yapıtlar yazmış,ün bırakmış kişileri tanıtmak amacıyla</p>
<p>-Kişilerin çalışmaları, yaşamları, yapıtları anlatılır.</p>
<p>-Açık, yalın bir dille,tarafsız yazılmalı.</p>
<p>-Belgelere dayanarak</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Biyografi Nedir, Biyografi Ne Demek, Biyografi Hakkında, Biyografinin Özellikleri, Biyografide Nelere Dikkat Edilmeli, Yaşam Öyküsü Nedir</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/biyografi-hakkinda-bilgi+biyografi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anı Nedir &#8211; Anının Özellikleri</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/ani-nedir-aninin-ozellikleri-hakkinda-bilgi+ani-nedir-aninin-ozellikleri-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/ani-nedir-aninin-ozellikleri-hakkinda-bilgi+ani-nedir-aninin-ozellikleri-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 07:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Anı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Anı Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Anı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Anı Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıra Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıra Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıra Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıranın Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Anı Yazılır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10016</guid>
		<description><![CDATA[Anı (Hatıra) Nedir Özellikleri Nelerdir * Kişisel yaşantının bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek amacıyla yazılmış edebi metinler ya da kayıtlardır. Otobiyografi ile karıştırılabilen anı, ondan dışsal olaylara verdiği önem nedeniyle ayrılır. Anıda kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Anı (Hatıra) Nedir Özellikleri Nelerdir</strong></h2>
<p>* Kişisel yaşantının bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek amacıyla yazılmış edebi metinler ya da kayıtlardır. Otobiyografi ile karıştırılabilen anı, ondan dışsal olaylara verdiği önem nedeniyle ayrılır. Anıda kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu edinirken, anı yazarları çoğunlukla çeşitli tarihsel olaylarda rol oynamış ya da bu olayların yakın gözlemcisi olmuş kişilerdir.</p>
<p>Geçmişi anılar oluşturur</p>
<p>Kendi başından geçenleri veya kanık olduğu olaylar, kendi yaşamını</p>
<p>İçtenlik ve gerçeklik</p>
<p>Anı yazarının güçlü bir bellek, gözlem gücü, deli sahip olması gerekir</p>
<p><strong>Anı yazmanın nedenleri:</strong></p>
<p>Anıların yitip gitmesi korkusu</p>
<p>Yasma alışkanlığı</p>
<p>Rahatlamak</p>
<p>Öznel</p>
<p>Günlükten ayrılan yönü yaşanan olaylar belli bir saman geçtikten sonra yazılır.</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Anı Nedir, Anı Ne Demek, Anı Hakkında, Anı Özellikleri, Hatıra Nedir, Hatıra Ne Demek, Hatıranın Özellikleri, Hatıra Hakkında, Neden Anı Yazılır,</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/ani-nedir-aninin-ozellikleri-hakkinda-bilgi+ani-nedir-aninin-ozellikleri-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağıt Nedir</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/agit-hakkinda-bilgi+agit-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/agit-hakkinda-bilgi+agit-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 07:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıdın Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt Geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt Yakmak Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıtlar Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mersiye Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Ağıt Yakılır]]></category>
		<category><![CDATA[Sagu Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10013</guid>
		<description><![CDATA[Ağıt Nedir Ağıt, genellikle bir ölüm’ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü’südür. Doğal afet’ler, ölüm, hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözlerdir. Ağıt söylemeye ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir. Ağıtın İslamiyet Öncesi edebiyattaki adı sagu, divan edebiyatındaki adı ise mersiyedir. Tarihin herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Ağıt Nedir</strong></h2>
<p>Ağıt, genellikle bir ölüm’ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü’südür. Doğal afet’ler, ölüm, hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözlerdir. Ağıt söylemeye ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir. Ağıtın İslamiyet Öncesi edebiyattaki adı sagu, divan edebiyatındaki adı ise mersiyedir.</p>
<p>Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi, hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dünyayı ve evreni kavramaya çalışması ve bu çerçevede oluşturulan düşünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmuş, epik dönem adını verdiğimiz dönemde yaşanmış olaylar bir kahraman etrafında bütün bir milletin başarısını ve ideallerini gösterecek şekilde aktarılmıştır. Roman dönemine gelindiğinde ise, daha bireysel olaylar etrafında yoğunlaşma olduğu ve bu çerçevede iki kişi arasında yaşanan duygusal ilişkiler konu edilmiştir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumların üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kısa halk yaratmaları da vardır. Bunlarda hem tarihte yaşanmış olaylar yer alırken hem de bireysel üzüntü ve sıkıntılar da dile getirilmiştir.</p>
<p>İnsanlar, başta ölüm olmak üzere çeşitli sebeplerle sevdiklerinden ayrılmak durumunda kalırlar. Kişilerin hastalanması, kızın gelin olması, delikanlının askere gitmesi, vatan toprağının kaybedilmesi, sevgilinin gidip de geri dönmemesi, sel baskını, zelzele, yangın, salgın hastalık gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi, sevilen hayvanların kaybı ve ölümü üzerine söylenen ezgili şiirler ağıt türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle ağıt; İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı &#8211; cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, talihsizliklerini, düzenli &#8211; düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmiştir. (Elçin 1990: 1).</p>
<p>Başka bir ifadeyle ağıtları şöyle tanımlamak mümkündür: “Yüreğin titreyişi sonucu söylenilen ve milli şiirlerimizin en dokunaklısı olarak adlandırdığımız ağıtlar, ölenin ardından dökülen gözyaşları ve çekilen gönül ıstırabının acı dolu terennümleridir.”(Yaldızkaya 1992:11).</p>
<p>Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan ağıt ve ağıt söyleme veya ağıtçılık geleneği, çeşitli Türk boyları tarafından günümüze kadar yaşatılan ortak en eski geleneklerden birisidir. Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Anadolu’nun hemen her yerinde söylenir. Ağıtlar yarı anonim folklor ürünleri arasında da sayılabilir. Türkçe’de 7, 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir. Gösteri bölümüyle tiyatro, söyleniş biçimiyle şiirseldir. Ağıtlar türkü ve destanla yakın ilişki içindedir. Erkeklerin söylediği ağıtlar varsa da ağıtları daha çok kadınlar söyler.</p>
<p>Orhun Âbideleri’nde “Sıgıt” ve “Sıgıtçı” olarak gördüğümüz ağıt ve ağıt söyleme geleneği, Türk boylarındaki dil ve gelenek farklılaşması ile geniş bir coğrafyaya dağılma sebebiyle çeşitli kelimelerle adlandırılmıştır. Bazı Türk boylarında, bugün, ağıt ve ağıt söyleme geleneğiyle ilgili şu kelimelere rastlamaktayız.</p>
<p>Çin Halk Cumhuruyeti’ ne bağlı Doğu Türkistan’ da yaşayan Uygurlar ağıt türü şiirlere “Mersiye koşukları”, Kuzey Kafkasya’ da yaşayan Kıpçak lehçesiyle konuşan Karaçay &#8211; Malkar Türkleri; “Küv”, Kerkük Türkleri; “Sazlamağ”, Kırım Tatarları; “Taqmaq” adını vermektedirler.<br />
Ağıt kelimesinin Almanca’da karşılığı “totenlage”, Fransızca’da “élégie”, Rusça’da “plaç, priçitaniya”, İngilizce’de “lament” kelimeleridir.</p>
<p>Geçmişi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yanı sıra halk yaratmalarını anlamak ve halkın yarattığı bu değerlerden faydalanarak doğrulara varmak, geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Tarihçiler, tarihi olayları bulabildikleri belgelerle yorumlayarak yazar, ancak, o tarihi olayları bir de halkın gözüyle görmek, bizim konuya daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaşlarda sevinci de acıyı da yaşayan halktır. Tabii olarak, bunun yansımaları da halk yaratmalarında görülecektir.</p>
<p>Halkın duyduğu üzüntü, keder ve sıkıntıları en iyi şekilde yansıtan halk yaratmaları içinde belki de en önemlisi ağıtlardır. Çünkü, yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ağıtlarda gözler önüne serilir.</p>
<p>Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildiği önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtuluş Savaşı’dır. Bu savaşta kaybedilen yüz binlerce Türk evladı için pek çok ağıt yakılmıştır. Bu durumu, Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan Bayat’tan Ali Osman’a bacısı Şerife Aydın’ın yaktığı ağıtta açıkça görmekteyiz.</p>
<p>Şafak söktü tan yerleri atıyor,<br />
Tren gelmiş acı acı ötüyor,<br />
Kardeşim şehit olmuş yerde yatıyor,<br />
Ak elleri kızıl kana batıyor.</p>
<p>Ağıdın devam eden aşağıdaki mısraları, kardeşinin şehit olmasıyla kendisinin kimsesiz ve yalnız kaldığını düşünen ağıtçı kadının sözleri “feleğe sitem” ile doludur.</p>
<p>İlkbaharda her çiçekler bezeri,<br />
Sonbaharda döker yaprak gazeli,<br />
Kardeşim şehit olmuş nerde mezarı?<br />
Felek beni taşa çaldı neyleyim.</p>
<p>Felek sille vurdu ben oldum sersem,<br />
İyi olmaz dediler her kime sorsam,<br />
Varsamda hekime muayene olsam,<br />
İyi olmadık derdi hekim neylesin.</p>
<p>Ben gurbeti geze geze yoruldum,<br />
Evvel altın idi şimdi pul oldum,<br />
Değer bilmez kötülere kul oldum,<br />
Felek beni taşa çaldı neyleyim.</p>
<p>Kanatlarım yoktur çırpınıp uçmaya,<br />
Dizlerim tutmuyor karlı dağlar aşmaya,<br />
Ellerim ermedi helallaşmaya,<br />
Felek beni taşa çaldı neyleyim. ( Yaldızkaya1992: 36)</p>
<p>Çanakkale Savaşı’nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci şehit olmuş, niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı’nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir:</p>
<p>Çanakkale derler yeşil gavaklı,<br />
Mollaların mürekkebi boyaklı,<br />
Neçe gulların var ağaç ayaklı,<br />
Ağaç ayağınan gelsen n’olurdu.</p>
<p>Çanakkale derler yeşil söğütlü,<br />
Neçe molla getti eli divitli,<br />
Bi mektup atayım üstü tahütlü,<br />
Mektubum ordunu bulur m’ola.</p>
<p>Ağılıdır Çanakkale goyağı,<br />
Babamoğlu dizlerimin dayağı,<br />
İrengide bana benzer bayağı,<br />
Gurbanlar olurum babamoğluna.</p>
<p>Edem gözelidi gıyıdan getmiş,<br />
Sürek öküz gibi boynunu bükmüş,<br />
Şu gevur dinsizi denklemiş atmış,<br />
Acep babamoğlun yudular m’ola.<br />
Yumadan gabire godular m’ola. (Yaldızkaya 1992: 39)</p>
<p>bir başka Çanakkale ağıdı da, Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden, Macar Lâkaplı Salih’in Çanakkale’de şehit olmasıyla, annesi tarafından yakılan ağıttır. Ağıtta, yoğunlukla şehidin geride bıraktığı eşi ve çocuğunun ne olacağı endişesi vurgulanmaktadır:</p>
<p>Hucûm demiş Alamanın zabiti,<br />
Yavrumun kefeni asker kabutu,<br />
Salına girmeye yoktur tabutu,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola.</p>
<p>Topun dumanı da ağmış havaya,<br />
Gözlerim yavrumu dönmez sılaya,<br />
Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola.</p>
<p>Çanakkale nerde, Suvermez nerde?<br />
Her ana dayanmaz bu zalim derde,<br />
Ahmed’in babasız eğlenmez evde,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola</p>
<p>Derinimiş Çanakkale deresi,<br />
Goygunumuş şehidimin yarası,<br />
Acıya dayanamaz garip garısı,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola.</p>
<p>Senin yavrum beşik ile belede,<br />
Yâdigarın galdı yavrum geride,<br />
Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola.</p>
<p>Bir günüm doğarda bir günüm batmaz,<br />
Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz,<br />
Oğlumun yerini kimseler tutmaz,<br />
Yoksa yavrum seni vurdular m’ola,<br />
Kefensiz gabire goydular m’ola. (Yaldızkaya 1992: 37)</p>
<p>Sonuç olarak; ağıtlar kişilerin özgeçmişleri olduğu gibi, bir bakıma toplumların da özgeçmişidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini ağıtlardan izleyebiliriz. Cephede, düşmana karşı verdikleri mücadelede çektikleri sıkıntıları, şehit ya da gâzi oluşlarını, cephe gerisindeki açlığı, kıtlığı, hastalığı ve içindeki ihaneti; bunlara karşı verilen mücadeleyi ağıtlarımızda görürüz. Şehit düşen ve gâzi olanların isimlerini belki tarih kitaplarında göremeyiz. Ama bunların analarının, bacılarının, yavukluları ve bu milletin hislerine tercüman olan âşıklarının söylemiş olduğu ağıtlarda isim isim bulabiliriz.</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Ağıt Nedir, Ağıt Ne Demek, Ağıt Yakmak Nedir, Sagu Nedir, Mersiye Nedir, Ağıt Örnekleri, Ağıtlar Hakkında, Neden Ağıt Yakılır, Ağıt Geleneği, Ağıdın Tarihi,</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/agit-hakkinda-bilgi+agit-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Noktalama İşaretleri Nerelerde Kullanılır</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-hakkinda-bilgi+noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-hakkinda-bilgi+noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 07:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Noktalama İşaretleri Nasıl Kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[Noktalama İşaretleri Neden Kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[Noktalama İşaretleri Nerelerde Kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[Noktalama İşaretleri Niçin Kullanılır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10008</guid>
		<description><![CDATA[Noktalama İşaretleri Nerelerde Kullanılır Nokta ( . ) 1- Cümle sonlarında kullanılır. Belli bir duraklama yapılacağını gösterir.(Cümle yazdırıldı.) 2- Şiir, kitap, gazete, dergi, yazı başlıklarından sonra nokta kullanılmaz. Bölüm başlıklarından sonra da kullanılmaz. Büyük Nutuk Gün Eksilmesin Penceremden Giriş V. Bölüm Başlıklardan sonra satır başı yapılmamış, söze açıklamayla devam edilmişse nokta kullanılır. (Zamir çeşitleri: Kişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Noktalama İşaretleri Nerelerde Kullanılır</strong></p>
<p><strong>Nokta ( . )</strong><br />
1- Cümle sonlarında kullanılır. Belli bir duraklama yapılacağını gösterir.(Cümle yazdırıldı.)<br />
2- Şiir, kitap, gazete, dergi, yazı başlıklarından sonra nokta kullanılmaz. Bölüm başlıklarından sonra da kullanılmaz.<br />
Büyük Nutuk Gün Eksilmesin Penceremden Giriş V. Bölüm<br />
Başlıklardan sonra satır başı yapılmamış, söze açıklamayla devam edilmişse nokta kullanılır. (Zamir çeşitleri: Kişi zamiri, işaret zamiri, soru zamiri)<br />
3- Kurum ve kuruluş isimlerinden sonra nokta kullanılmaz. Sait Çiftçi Dispanseri Müdür Yıldız Sineması)<br />
4- Sık geçen kısaltmalarda nokta kullanılır. (Prof. Dr. T.C.) Ancak kimi kısaltmalarda nokta kullanılmaz. TBMM AET NATO TDK cm kg l fe<br />
5- Sıra bildirmek için sayılardan sonra konur. II. Mehmet III. Selim 5. Cadde XX. yüzyıl Sıra bildiren sayılarda l’nci (birinci) biçimindeki yazılışlar kısaltma sayılmaz.<br />
6- Tarihleri yazmada gün, ay ve yılı ayırmak için aralarına konur. 9.X1I.1986, 1.3.1967. Tarihlerde ay adları yazıyla<br />
olursa ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz. 23 Nisan 1920<br />
7. Saat ve dakikaları ayırmak için kullanılır.<br />
Okul saat 8.30′da başlar.<br />
8- Kelimelerin bir veya birkaç harfi alınarak yapılan kısaltmalarda kullanılır. Psikol. şok. sos. sp. snt.<br />
9- Sıra göstermek için satır başlarına konan harflerden ve sayılardan sonra kullanılır. a, b. 1.1. A. B.<br />
10-Üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına konur. 8.375.562, 27.870.197. Gruplara ayrılan sayılarda nokta kullanılmayabilir.</p>
<p><strong>Virgül ( , )</strong><br />
1-Yazıda arka arkaya gelen eş görevli kelimeler arasına konur. Ali, Mahmut ve Veli samimi arkadaştırlar.<br />
2- Eş görevli cümleler arasına konur. Hızla içeri girdi, çantasını aldı.<br />
3- Cümle içindeki ara sözleri ayırmak için kullanılır. Bütün okullar, İstanbul Lisesi hariç, eylül sonunda açılıyor.<br />
4- Cümle içinde özel olarak vurgu yapılması gereken kelimeden sonra kullanılır. Böylece, her istediğini almış oldu.<br />
5- Sayılarda ondalık bölümleri ayırmak için kullanılır. 45,9 999,9 13,5 587,3<br />
6- Çok uzun cümlelerde özneden sonra kullanılır. 7.Tekrarlanan kelimeler arasına konur.Akşam,yine akşam.-A.Haşim.Ancak, ikilemelerde kelimeler arasına virgül konmaz. Akşam akşam, bata çıka.<br />
8- Hitap kelimelerinden sonra konur. Sayın Başkan, Sevgili kardeşim,<br />
9- Ve, veya bağlaçlarından önce ve sonra virgül kullanılmaz.Oradan buraya gelen ve gidenlerin arkası kesilmiyordu.<br />
10-Bir düşünceyi kabul veya kabul etmeme sözlerinden sonra kullanılır.Hayır, sizin gibi düşünmüyorum. Evet, sizi dinliyorum.’<br />
11-Yazışmalarda yer isimlerini tarihlerden ayırmak için kullanılır.<br />
Beşiktaş, 9 Aralık 1986, Ankara, 3 Mayıs 1960.<br />
12-Ünlem grubu oluşturmak için cümlede ünlem gibi kullanılan kelimeden sonra konur, ünlem ise cümle sonuna alınır.<br />
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın!<br />
13- Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur. 38, 6 19,5 0,25<br />
14- Biyografik künyelerde yazar, eser, basım evi vb. maddelerden sonra konur.</p>
<p><strong>Noktalı virgül ( ; )</strong><br />
1-Şekil ve anlamca bağları bulunan cümleleri ayırmak için kullanılır.<br />
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.<br />
2- Cümle içinde aynı değerde olup virgül ile ayrılmış türleri, grupları ayırmak için kullanılır.<br />
Sınıfın öğrencilerinden Ali, Hasan ve Veli 3-A sınıfına;<br />
Murat, Mehmet, Onur da 3-B sınıfına gönderildiler. Olan oldu, iş işten geçti; gelmese de olur.<br />
3- Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur.<br />
İtalya, İngiltere, Fransa; Roma, Londra, Paris.</p>
<p><strong><br />
İki nokta ( : )</strong><br />
1- Bir cümlenin sonunda açıklama yapılacaksa, örnek verilecekse konur.<br />
Başarmanız için bir tek şart vardır: Çalışmak. İnce sesli harflerimiz şunlardır: e, i, ü, ö.<br />
2- İki noktadan sonra gelen açıklama bağımsız bir cümle ile başlıyorsa, cümlenin ilk kelimesi büyük yazılır. Annesi merak ederek sordu: Bu çalışmadan kırık mı aldin?<br />
3- İki nokta işaretinden sonra örnekler sıralanacaksa ilk kelimenin birinci harfi küçük yazılır. Sınıfın hali şöyleydi: kırık iki masa, yerde sandalyeler.<br />
4- Kataloglarda yazar adları ile eser adları arasına konur. (Yahya Kemal Beyatlı: Eski Şiirin Rüzgarıyla, Kendi Gök Kubbemiz).</p>
<p><strong>Üç nokta ( … )</strong><br />
1- Bir sebeple bitirilmemiş cümlelerin sonuna konur. Burada kırlar o kadar güzel ki…<br />
2- Açıkça yazılması istenmeyen kişi ve yer adları yerine kullanılır. Onun A… geldiğini kimse bilmiyordu.<br />
3- Kaba sayılan, yazılması istenmeyen sözlerin yerine konur. Yaptığı… kötülüğünü sonradan anladım diyordu.<br />
4- Bir konuda birtakım örnekler verilirken başkalarının da bulunduğunu belirtmek için kullanılır. Bu gezide her öğrenci bir yemek getirmişti: köfte, dolma, helva…<br />
5- Alıntılarda; başta ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur.<br />
…Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar… Yahya Kemal</p>
<p><strong><br />
Soru işareti ( ? )</strong><br />
1- Soru bildiren cümlelerin sonuna konur. Nereden geliyorsunuz?’<br />
2- Soru bildiren kelimelerden sonra da konur. Kimsin? Parola nedir? ‘<br />
3- İçinde soru eki olduğu halde soru anlamı vermeyen cümlelerde bu işaret kullanılmaz.<br />
Buradan bir çıktım mı doğru sendeyim. Buldum mu kaçırmam.<br />
4- Bazı kelimeler ve cümlelerde soru bildiren kelime olmadığı halde soru anlamı vardır. O zaman kullanılır. Adınız? Doğduğunuz yer?<br />
5- Bir söze inanılmadığını, sözün şüphe ile karşılandığım bildirmek için sözden sonra veya cümle sonunda soru işareti parantez içinde konur.<br />
Öğrenci çok çalıştığını(?) söylüyordu. Çok yoruldum de-’ di(?).<br />
6- Bilinmeyen yer, tarih vb. durumlar için kullanılır. Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri: ?)<br />
<strong><br />
Ünlem işareti ( ! )</strong><br />
1-Sevinç, acı, korku, hayret, nefret, bunalma duygularım anlatan cümlelerin sonuna konur.<br />
Ne mutlu Türküm diyene! &#8211; Atatürk. Hey, baksanıza! Dur yolcu! Aferin! Alçak! Zalim! Öf! Çok karışmasana be!<br />
2- Ünlem niteliğinde yapılan seslenmelerden sonra da ünlem işareti konur.<br />
Arkadaş! Simitçi!<br />
3- Söylevlerde kullanılır.<br />
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!<br />
4- Ünlemden, ünlem niteliğinde kullanılan kelimeden sonra gelen cümle duygu bildiren bir cümle olmazsa, o zaman ünlem bildiren kelimeden sonra virgül konur. Cümle sonunda ise ünlem işareti kullanılmaz. Başka işaretler, nokta, soru vb. kullanılır.<br />
Arkadaş, sana uğurlar olsun. Oh, hava nihayet serinledi.<br />
5- Ünlem işareti parantez içinde bir kelimeden veya cümleden sonra kullanılırsa, küçümseme, alay, dikkat çekme anlamı verir.<br />
Gençliğinde büyük bir atıcı olduğunu söyledi (!). Fizik sınavının birincisi (!) olduğunu söylüyordu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Çizgi ( &#8211; )</strong><br />
1- Konuşmaları göstermek için kullanılır.<br />
- Kimsin?<br />
- Parola nedir?<br />
- Benim, çavuşun.<br />
2- Çizgiden önce konuşan kişinin isimleri de yazılabilir. Nöbetçi &#8211; Kimsin? Nöbetçi &#8211; Parola nedir? Çavuş &#8211; Senin çavuşun.<br />
3- Karşılıklı konuşma şeklinde olmayan sözler de konuşma cizgisi ile verilebilir. Öğretmeninin yanına sokuldu.<br />
- Bana izin veriniz gideceğim, dedi.</p>
<p><strong><br />
Birleştirme çizgisi ( &#8211; )</strong><br />
1- Satır sonuna sığmayan kelimeleri birleştirmek için kullanılır.<br />
(Sana dar gelmeyecek mak-beri kimler kazsın. M. Akif)<br />
2- Dil bilgisi derslerinde kökleri ve ekleri ayırmak için kullanılır. (Al-mak, ver-mek, taşı-mak)<br />
3- Kelimeleri hecelere bölmek için kullanılır. (İs-tan-bul, yem-ye-şil, li-se-si)<br />
4- Cümle içinde ara sözleri belli etmek için kullanılır.<br />
Bunu anlatmamdaki maksat -açıklamak gereksiz ya- sizi uyarmaktır.<br />
5- Eski Arapça ve Farsça sözlerde kök ve ekleri ayırmak için kullanılır.<br />
Kelam-ı kibar^ Servet-i Fünün, Cemiyet-i Akvam, Ateş-perest<br />
6- iki soyadını birleştirmede, yabancı yer adlarında kullanılır. Joliot-Curie, Aiscae-Lorraine, Jean-Jacaues Rousseau, Saint-Simon<br />
7- Kelimeler arasında “-den… a, ve, ile, arasında” anlamları-nı vermek üzere kullanılır. Türk-Alman işbirliği, Türkçe-ingilizce sözlük<br />
8- iki veya daha fazla özel kişi ve yer adı arasına konur. (İstanbul-Ankara yolu, Koç-Sabancı anlaşmazlığı)</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Noktalama İşaretleri Nerelerde Kullanılır, Noktalama İşaretleri Nasıl Kullanılır, Noktalama İşaretleri Niçin Kullanılır, Noktalama İşaretleri Neden Kullanılır</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-hakkinda-bilgi+noktalama-isaretleri-nerelerde-kullanilir-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şiir Nedir &#8211; Şiir Türleri</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/siir-turleri-hakkinda-bilgi+siir-turleri-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/siir-turleri-hakkinda-bilgi+siir-turleri-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 21:50:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkçe / Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Didaktik]]></category>
		<category><![CDATA[Epik]]></category>
		<category><![CDATA[Lirik]]></category>
		<category><![CDATA[Pastoral]]></category>
		<category><![CDATA[Satirik]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Hakkında Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirin Kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirin Özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=10005</guid>
		<description><![CDATA[Şiir Nedir Şiir dış görünüş bakımından, mısralardan ve mısra kümelerinden meydana gelir. Şiir üzerine, çok şey yazılıp söylenmiştir. Bunların çoğunluğu şiirin bir tarafını ele alan ve ön plana çıkaran sözlerdir. Ama hiçbiri tek başına şiiri tamamıyla kavrayan ve açıklayan ifadeler olamamıştır. Örnek olarak; &#8220;Şiir, nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazımdır.&#8221; Ahmed Haşim &#8220;Şiirin kötüsü veya orta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Şiir Nedir </strong></h2>
<p>Şiir dış görünüş bakımından, mısralardan ve mısra kümelerinden meydana gelir. Şiir üzerine, çok şey yazılıp söylenmiştir. Bunların çoğunluğu şiirin bir tarafını ele alan ve ön plana çıkaran sözlerdir. Ama hiçbiri tek başına şiiri tamamıyla kavrayan ve açıklayan ifadeler olamamıştır.<br />
Örnek olarak;</p>
<p>&#8220;Şiir, nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazımdır.&#8221; Ahmed Haşim</p>
<p>&#8220;Şiirin kötüsü veya orta hallisi için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir. Ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar.&#8221; Montaiqne</p>
<p>&#8220;Şiir, hem at, hem dizgindir (İlham ve ustalık); Atsız dizgin, dizginsiz at değildir.&#8221; Tristan Dereme</p>
<p>&#8220;Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke, bir coşkunlukta, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu hakikatin dışındadır.&#8221; Baudlaire</p>
<p>&#8220;Şiir, öyle ayrı bir dildir ki, başka hiçbir dile tercüme olunmaz. Hatta yazılmış göründüğü dile bile&#8230;&#8221; Jean Cocteau</p>
<p>&#8220;Şiirde güzellikten başka gaye aramam.&#8221; Cenap Şahabettin</p>
<p>&#8220;Şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir. Şiir duygusunu lisan haline getirinceye kadar yoğurmak, onu çok toplu bir madde haline sokmak, o kadar ki, mısra güya hissin ta kendisi imiş gibi okuyucuya samimi bir vehim vermek, işte bunu özlüyorum.&#8221; Yahya Kemal</p>
<p>&#8220;Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır.&#8221; Cahit Sıtkı Tarancı</p>
<p>Her güzel şiirde yüce hayaller, sağlam fikirler, derin duygu ve düşüncelerin yanısıra bütün bunların mümtaz bir söyleyişle dile getirilmesi demek olan şi&#8217;riyet de bulunur. Şi&#8217;riyet; nesir de üslup ne ise, şiirde odur. Şiir gücü de denilebilir. Bu, açıkca izah ve tam tarif edilemez. Bir şiir okunurken hissedilir.</p>
<p>Şiirin bir dış görünüşü, bir de özü vardır. Dış görünüşe biçim, öze muhteva denir. Bu bakımdan bir şiir biçim ve muhtevası olmak üzere iki bakımdan incelenir.</p>
<p>Biçim bakımından incelemede:</p>
<p>a. nazım şekli,<br />
b. kafiye,<br />
c. vezin,<br />
d. dil hususları incelenir.</p>
<p>Muhteva bakımından ise:</p>
<p>a. iç ahenk (şiirin her mısrasındaki seslerin uyumu, haf tekrarları, benzer sesler ile vezin ve kafiyelerin kullanılışındaki ustalık),<br />
b. mecazlar,<br />
c. tema (bir şiirdeki temel duygu ve düşünce öğeleri; konu) incelenir.</p>
<p><strong>ŞİİR İLE İLGİLİ KAVRAMLAR &#8211; TANIMLAR</strong></p>
<p>Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.<br />
Nazım (şiir) biçimindeki yazılara &#8220;manzum&#8221;; Nazım parçalarına da &#8220;manzume&#8221; denir.</p>
<p><strong>Nazım Birimi:</strong> Şiiri oluşturan mısra kümelerine nazım birimi denir. Dörtlük,bend,beyit&#8230;</p>
<p><strong>Mısra (Dize):</strong> Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir.</p>
<p><strong>Beyit (İkilik): </strong>Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.</p>
<p><strong>Ölçü (Vezin):</strong> Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.</p>
<p><strong>Hece Ölçüsü:</strong> Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur.Durulan bu yerlere &#8220;durak&#8221; denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.<br />
Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir.Kısa heceler nokta (.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.</p>
<p><strong>Serbest Ölçü:</strong> Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.</p>
<p><strong>İmale: </strong>Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.</p>
<p><strong>Zihaf:</strong> Uzun heceleri kısa okumaktır.</p>
<p>Bütün edebi yazılar gibi şiirler de konularına göre 4 grupta toplanır.</p>
<h2><strong>ŞİİR TÜRLERİ – ŞİİR ÇEŞİTLERİ</strong></h2>
<p><strong>LİRİK ŞİİRLER: </strong>Fikirden ziyade duyguya hitap eden ve estetik heyacan uyandıran şiirlerdir. Lirik şiirlerde bir içlilik ve bir coşkunluk vardır.</p>
<p><strong>EPİK ŞİİRLER: </strong>Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik. vatan sevgisi olan şiirlerdir. Hamasi, kahramanlık, destani şiirler de denir. Yahya Kemal Beyatlı&#8217;nın akıncı şiiri buna güzel örnektir.</p>
<p><strong><br />
DİDAKTİK ŞİİRLER:</strong> Bir şey öğretmek, bir bilgi vermek maksadıyla yazılmış şiirlerdir.</p>
<p><strong><br />
PASTORAL ŞİİRLER: </strong>Kır ve çoban hayatıyla çıplak tabiat güzelliklerini göstermek ve içimizde bunlara karşı bir sevgi uyandırmak maksadıyla yazılmış şiirlerdir.</p>
<p><strong><br />
SATİRİK ŞİİRLER:</strong> Hayatın kusurlu taraflarını ortaya koymak için yazılmış yergi şiirleri.</p>
<hr /><span style="font-size: x-small;">Şiir Nedir, Şiir Ne Demek, Şiir Hakkında Bilgiler, Şiir Türleri, Şiir Çeşitleri, Şiirin Özellikleri, Şiirin Kuralları, Lirik, Epik, Didaktik, Pastoral, Satirik,</span></p>
<hr />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/siir-turleri-hakkinda-bilgi+siir-turleri-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

