<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakkında Bilgi &#187; Efsaneler &#8211; Destanlar</title>
	<atom:link href="http://www.hakkinda-bilgi.org/category/genel-kultur/efsaneler-destanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakkinda-bilgi.org</link>
	<description>Hakkında Bilgiler, Hakkında Bilgi Nedir, Hakkındaki, Ne Demek,</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Oct 2011 08:35:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Alp Er Tunga Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi+alp-er-tunga-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi+alp-er-tunga-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanının]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4200</guid>
		<description><![CDATA[Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın, hattâ özeti hakkında dahî kesin bilgiler edinilmiş değildir; çok eski çağlarda ve Türk Boylan arasında böyle bir destanın söylenmiş olduğu, bilinmeyen sebeplerden, belki de bu destanlardan sonra çekirdeklenmeye başlayan ve daha etkili bir şekilde Türk Boylarını coşturan destanlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4200"></span>Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın, hattâ özeti hakkında dahî kesin bilgiler edinilmiş değildir; çok eski çağlarda ve Türk Boylan arasında böyle bir destanın söylenmiş olduğu, bilinmeyen sebeplerden, belki de bu destanlardan sonra çekirdeklenmeye başlayan ve daha etkili bir şekilde Türk Boylarını coşturan destanlar, özellikle Oğuz Kağan Destanının etkisiyle unutulmağa başlamış olabileceği varsayımını kabul etmek zorundayız,</p>
<p style="text-align: justify;">Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lugat-it Türk&#8217;tür. Milâttan sonra on birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde, Destanın, büyük bir ihtimâlle son kısımlarına ait bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu Türk Beğlerinde atı belgülük<br />
Tunga Alp Er idi katı belgülük<br />
Bedük bilgi birle öküş erdemi<br />
Biliglig ukuşlug budun ködremi<br />
Tacikler ayur ânı Afrasyab<br />
Bu Afrasyap tutdı iller talab</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü Türkçemizle: &#8220;Alp Er Tunga, Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi; geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok erdemi vardı: bilgiliydi, anlayışlıydı, meziyetleri çoktu. İranlılar ona, Afrasyab adını vermişlerdi. Afrasyab dünyaya hükmetti&#8221; anlamına gelen bu ağıttan, Alp Er Tunga&#8217;nın, İranlılar arasında da çok iyi bilindiği anlaşılmaktadır. Nitekim, İran Destanı olan Şehnâme&#8217;nin yazan Firdevsî de, destanının büyük bir kısmında Afrasyab&#8217;ın kahramanlıklarından söz etmek zorunda kalmıştır. Başka bir milletin kahramanından, kendi destanlarında söz edilebilmesi için o kahramanların gerçekten çok büyük değer taşımaları gerekmektedir. Alp Er Tunga&#8217;da bu değerler fazlasıyla vardır. Şehnâme&#8217;ye göre, önce Turan ülkesinin şehzadesi sonra da hakanı olarak adı geçen Alp Er Tunga Îran-Turan savaşlarının çok ünlü Turan kahramanıdır. Babasının öğüdünü tutmuş ve o zaman güçlü bir ülke olan İran&#8217;a savaş açmıştır. Selvi gibi uzun boylu, kollan ve göğsü aslana eş güçte ve fil kadar güçlü bir yiğitti, İranlıları yendi. İran hükümdarını esir aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">İran ülkesinde bir çok padişahlıklar bulunuyordu. Bunlardan biri de Kabil Padişahlığı idi ve başında da Zal adlı biri vardı. Kabil Padişahı Zal, Alp Er Tunga&#8217;nın elinde esir olan İran Hükümdarını kurtarmak için Turan ülkesine yürüdü. Alp Er Tunga&#8217;yı yendi ama hükümdarını kurtaramadı. Zaman geçti. İran ülkesine hükümdar olan Zev de öldü. Bunu fırsat bilen Alp Er Tunga iran&#8217;a bir daha savaş açtı . O zamana kadar Zal da yaşlanmışta. Kendi yerine, Alp Er Tunga&#8217;ya karşı oğlu Rüstem&#8217;i yolladı. &#8216;Halen Anadolu&#8217;da Zaloğlu Rüstem adıyla meşhur olan halk kitaplarında Zaloğlu Rüstem ile Arap Üzengi cengi diye hikâyeleri anlatılan bu ünlü İran kahramanı ile Alp Er Tunga arasında sayısız savaşlar oldu. Savaşların çoğunu Rüstem kazandı bir kısmını Alp Er Tunga kazandı. (Şehnâme İran destanı olduğu için bunu olağan saymak gerekir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu savaşlar sürüp giderken, İran&#8217;ın, hükümdarı bulunan Keykâvus, oğlu Siyavuş&#8217;u ve Zaloğlu Rüstem&#8217;i gücendirmişti. Gücenmenin sonucu olarak şehzade Siyavüş kaçıp Alp Er Tunga&#8217;ya sığındı. Orada uzun zaman kaldı, hattâ Türk yiğitlerinden birinin kızıyla evlendi, Keyhüsrev adında da bir oğlu oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Keyhüsrev büyüyünce, iranlılar onu kaçırıp hükümdar yaptılar. Keyhüsrev Zaloğlu Rüstem&#8217;i hoş tutup, gönlünü aldı ve Alp Er Tunga&#8217;nın üzerine gönderdi. Yine bir çok savaşlar oldu. Çoğunda Alp Er Tunga yenildi. Ve en sonunda Alp Er Tunga iyice yoruldu, ordusu dağıldı, askeri kalmadı. Tek başına dağlara çekildi. Orada, bir mağarada tek başına yaşadı. Fakat günün birinde izini keşfedip yerini buldular. Alp Er Tunga suya atlayıp kurtulmak istedi; fakat daha önce davranan Iran askerleri yetişip saldırdılar. Yiğitçe doğuştu ama ihtiyardı, yorgundu, tek başınaydı. Öldürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de belirttiğimiz gibi, çok şuurlu bir Iran milliyetçisi olan Firdevsî&#8217;nin Zal Oğlu Rüstem&#8217;i ve diğer İran asker ve hükümdarlarını üstün görmesi, savaşların çoğunda Alp Er Tunga&#8217;yı yenik durumlara düşürmesi olağan karşılanmalıdır. Alp Er Tunga&#8217;mn çok büyük bir yiğit, üstün değerlere sahip bir Hakan olduğunu anlamak için bir Iran Destanında ne kadar değerli bir yer kapladığı düşünülmelidir. Firdevsî, kendi milletinin kahramanlarını değerlendirebilmek için ancak bir Türk Hakanını ölçü olarak aldıysa bu bile, Alp Er Tunga&#8217;mn nasıl bir destan yiğidi olduğunu gösterir. Gerçi Iran ve Turan savaşlarının önde gelen bir yiğidi olarak Alp Er Tunga gerçek kişiliğe de sahiptir; Firdevsî&#8217;nin Alp Er Tunga&#8217;yı seçişinde bu gerçek payı da muhakkak vardır ama aslında Alp Er Tunga, destanlara has kişiliği ile Firdevsî&#8217;yi etkisi altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Zeki Velidî Togan&#8217;a göre M.Ö. dördüncü yüzyıla kadar yaşamış olan ve M.Ö. yedinci yüzyılda OrtaTiyanşan çevresinin en güçlü devleti olarak gelişmiş bulunan, Hunlardan önceki büyük Türk Devleti Şu veya Saka adını taşımaktadır. Bu Türk imparatorluğu, birçok kavimler üzerinde egemenlik kurmuş olup Güney Rusya&#8217;yı da içine almak üzere Doğu Avrupaya kadar yayılmıştır. Bir kısım tarihçiler Doğu Avrupa bölümündeki sakalara İskit, Orta Asya ve Azerbaycan çevresindekilere Saka adını vermektedir. M.Ö. yedinci yüzyılda en güçlü ve en parlak devrini yaşamış olan bu Türk İmparatorluğunun Hakanı ise alp Er Tunga&#8217;dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Divan-ı Lugat-it Türk&#8217;te, Alp Er Tunga için söylenen ağıtlardan (Sagu) bazı parçalar kaydedilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi+alp-er-tunga-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/su-destani-hakkinda-bilgi+su-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/su-destani-hakkinda-bilgi+su-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:44:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4196</guid>
		<description><![CDATA[Destana kahraman olarak adını veren Şu, sanıldığına göre M.Ö dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanıdır. Destanda Makedonyalı İskender&#8217;in, İran üzerinden Asya&#8217;ya doğru yürürken yapılan savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. Türk boylarının oluşumu, Türklerin şehir hayatı yaşamağa başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir işgalden mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4196"></span>Destana kahraman olarak adını veren Şu, sanıldığına göre M.Ö dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanda Makedonyalı İskender&#8217;in, İran üzerinden Asya&#8217;ya doğru yürürken yapılan savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. Türk boylarının oluşumu, Türklerin şehir hayatı yaşamağa başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir işgalden mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir Hakanın kaygıları da anlatılan destanın en büyük özelliği, daha sonraki Türk destanlarında gelişecek olan ana fiziği ve süslemeleri önceden işlemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zeki Velidî Togan&#8217;a göre, destanda önemli bir yer tutan ve destanın geçiş dengesi olan İskender&#8217;in istilâsının aslında İskender&#8217;le ilgisi yoktur; daha önceki yüzyıllardan bir Aryanı istilâ ile ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın kısa da olsa bir özeti Divan-ı Lügat-it Türk&#8217;de kayıtlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın Özeti:<br />
Şu Kalesi, Balasagun yakınlarında, genç bir Hakan olan Şu tarafından yapılmış bir kaleydi, fakat Hâkan&#8217;ın sarayı Balasagun&#8217;da idi. Kalede ve Balasagun&#8217;da, o çağların en güçlü, en büyük ordusu bulunuyordu. Şehir zengindi. Öyle ki, her gün, Şu Hakanın sarayının önünde, ordu beğleri için 365 nöbet vurulurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sıralarda, bir adına da Zülkarneyn denilen Makedonya Kralı İskender ünlü Doğu seferine çıkmış, Ön Asya&#8217;dan İran içlerine doğru önüne neresi gelmişse ordusunu yenmiş ülkesini ellerinden almıştı. İskender Semerkand&#8217;e kadar gelmiş burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">İskender&#8217;in, Balasagun&#8217;a ve Şu Kalesine doğru yaklaşmakta olduğunu, genç Hakan Şu&#8217;nun gözcüleri gelip haber verdiler. Dediler ki:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İskender denilen, gün batısından kopup gelen bir kral ordusuyla bize yaklaşmaktadır. Önüne gelen ülkeleri dize getirmiş yerle bir etmiştir. Bize ne buyurursun? Savaşalım mı ?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Genç Hakan, ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Çünkü çok daha önce, en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş, Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsin diye göndermişti. Yiğitler kimseye görünmeden, gizlice gidip Hucend Irmağının kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı. Getirdikleri haberden, Hakanlarının telâş edip yerinden kımıldamadığını gördükleri için de şaşmışlardı. Hakanın gönlü rahattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan Şu&#8217;nun bir havuzu vardı; gümüştendi. Bu işten çok iyi anlayan ustalara yaptırmıştı. Her yere taşınabilecek şekildeydi. Bunun için Hakan da gümüş havuzunu, sefere bile çıksa yanına alır, konakladıkları yerlerde içine su doldur-tur, kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar, onlarla oyalanırdı, eğlenirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek Hâkan&#8217;ı dinlendirir, dinlenir iken seferle, milletinin geleceği ile ilgili taşanları hazırlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları seyredip dinleniyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Habercilerin:</p>
<p style="text-align: justify;">- Nasıl buyurursunuz? İskenderle savaşalım mı ?.. diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onlara havuzu, havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi:</p>
<p style="text-align: justify;">- Görüyor musunuz, Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor, nasıl dalıp dalıp çıkıyorlar? dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Haberciler, Hakanlarının bu sözünü garip karşıladılar; Ona kuşku ile baktılar. &#8220;Herhalde Hakanımızın hiç bîr hazırlığı yok ne yapacağını bilemiyor.&#8221; diye düşündüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama o sırada, İskender, Hucend Irmağını geçmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakit gece yansına geliyordu. Hucend Irmağının kıyılarında gözcülük yapıp devriye gezen Genç Hakanın en güvendiği kırk yiğit yıldırım hızıyla atlanıp Şu kalesine geldiler ve gece vakti, İskender&#8217;in Hucend suyunu geçip Balasagun yolunda ilerlemekte olduğunu Şuya haber verdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu, yiğitlerin sözü üzerine derhal ve gece yarısı göç davulunun çalınmasını emretti. Davulun çalınmasıyla birlikte, Doğuya doğru hızla yola çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum halkı şaşırttı. Hakanın, gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular. Ellerine ne geçtiyse toplayıp, buldukları ata atlayan millet Hakanla birlikte yola düştü. Sabah olurken, şehirde hemen hemen biç kimse kalmamıştı; bomboş ve dümdüz bir ova görünüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün milletin, Hakan Şunun ardından gitmiş olmasına rağmen, gece vakti binecek hiçbir şey bulamayan yirmi iki kişi, ne yapacağını bilemeden Şu Kalesinde kalmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yirmi iki kişi, ne yapacaklannı düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. Kap kaçakları toplamışlar sırtlarına yüklenmişler, öyle taşıyorlardı. Yorgundular. Fakat pek duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi kişi, bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini, kendileri gibi burada kalıp beklemelerini söylediler. Ayrıca:</p>
<p style="text-align: justify;">- İskender dedikleri her kim ise, burada uzun müddet kalamaz: geldiği gibi geri dönüp gider. Burası bizim yurdumuz, yine bize kalır, diye ısrar ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden bu iki kişinin adı (Kalaç) oldu kaldı; bu iki kişiden olan çocuklar ve torunları (Kalacı) adıyla anıldılar. Fakat bu iki kişi, öteki yirmi iki kişinin sözlerini dinlemedikleri, bırakıp gittikleri için İskenderin geldiğini görmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">İskender gelip de, uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: &#8220;Türk mânend&#8221; dedi. &#8220;Bunlar Türke benziyorlar&#8221; demişti. Bu yüzden yirmi iki kişinin soylarının adı Türkmen olarak kaldı. Giden İki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar. Yirmi dört boydan yirmi ikisi Türkmen, kalan ikisi Kalaç diye bilindi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olaylar gelişe dursun, öte yandan Şu Hakan ordusu ve yanında gidenlerle birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Çin&#8217;e yakın Uygur iline vardıklarında Şu, İskender&#8217;i artık karşılayabilecek durumda olduğunu, onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğini, kendi ırkdaşları arasında bulunduğu için İskender&#8217;den daha güçlü bir duruma geldiğini düşündü. Ve bir kısım askerini ayırarak, içlerinden en gençlerini seçerek İskender&#8217;in üstüne yolladı. Veziri, gidenlerin hepsinin genç olduğunu, tecrübelerinin olmadığını ileri sürdü. Başaramazlarsa sonucun kötüye varacağını söyledi. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı, tecrübeli bir Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar, bir zaman sonra İskender&#8217;in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar. Türk erleri, İskender&#8217;in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı bir baskındı bu, ölüm kalım meselesiydi. İskender&#8217;in öncü birlikleri bozguna uğradı. Türk erlerinden biri, İskender&#8217;in askerlerinden birini bir kılıçta ikiye bölmüş, askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender&#8217;in askerinin kanıyla bulanmıştı. Ertesi sabah güneş ışıklan bu kanlı altınları parıldattı. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp &#8220;Altın Kan!. Altın kan!.- diye bağırıştılar. O günden bu yana, bu baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın adı Altun Han Dağı oldu ve öyle söylenip geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar , barış yaptılar . Barışın sonu her iki taraf için de iyi sonuçlar verdi. Birbiri ardınca şehirler yapılmaya başlandı . Uygurlar ile öteki Türk kavimleri şehirlere yerleşti. Şu Hakan da Balasagun&#8217;a döndü. Şu kalesini sağlamlaştırdı , şehri geliştirdi. Bütün bunları yaptıktan sonra bir de tılsım koydu. Bu tılsım öyle bir tılsımdı ki her yanda duyuldu. Leylekler bu şehre geldikleri zaman tılsım yüzünden daha öteye geçemediler , şehri aşamadılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/su-destani-hakkinda-bilgi+su-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Kağan Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi+oguz-kagan-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi+oguz-kagan-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4192</guid>
		<description><![CDATA[Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında göğün kendisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4192"></span>Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varlık ve yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, ğögün katlarını üst üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan destanına, Uygur çağından sonra, hafif dış tesirler girmeğe başladı&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler arasına girmeğe başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin&#8217;in ortalarında gezmişler, ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşlardı. &#8220;Bu dış ilişkiler, Uygurlara birçok yeni görüşler getirmiş ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyacını doğurmuştur.&#8221; Ticaret, eski Türk savaşçılarının dini ile, pek bağdaşan bir meslek değildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, herşeyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. İşte bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara inanırlar iken, Uygur çağında durum birdenbire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriye&#8217;den alıp, İran&#8217;da gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeye başladılar. Aslında ise Türklerde, kutsal olan en önemli şey, gökten sonra dünyamızı ışıtan güneş idi. &#8220;Uygurların, güneşten aya geçmiş olmaları, yeni bir düşüncenin başlangıcı gibi sayılabilirdi&#8221;. Bu sebeple, Uygurlar çağında yazılmış Oğuz-Kağan destanlarında, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal kişiler, artık &#8220;Göğün oğlu&#8221; değil; &#8220;Ayın oğulları&#8221; oluyorlardı. Oğuz-Kağan da &#8220;Ay Tanrı&#8221; nın bir oğlu idi. Destan, daha başlangıçta, şöyle başlıyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Aydın oldu gözleri, renklendi ışık doldu,<br />
&#8220;Ay-Kağan&#8217;ın o gündü, bir erkek oğlu oldu!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Türkler de iyi ve güzel olayları, aydınlık ve ışıkla anlatırlardı. Biz, nasıl yeni bir oğlu olan dostumuza, &#8220;Gözlerin aydın olsun&#8221; diyor isek, onlar da Oğuz-Kağan&#8217;ın doğuşu dolayısı ile, &#8220;Ay Kağan&#8217;ın gözleri aydın oldu, renklendi&#8221;, diyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Müslüman olmuş Oğuz Türklerinin destanları da, Türk mitolojisinin en eski motifleri ile dolu idiler&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Türkler, çoktan müslüman olmuş ve İslâmiyetin ana prensiplerine gönülden bağlanmışlardı. Aslında ise, İslâmiyet ile eski Türk dini arasında büyük ayrılıklar da yoktu. Buna rağmen, eski Oğuz-Kağan destanları, elbetteki İslâmilyetin birçok inançları ile uygunluk gösteremeyecekti. Bunun içindir ki, İslâmiyetten sonra yazılan Oğuz-Kağan destanlarında, biraz daha değişiklik yapılmış ve İslâmiyete uydurulmuştu. İslâmiyeti kabul eden Türkler bizce Uygurlara nazaran, eski Türk an&#8217;anesini ve töresini daha çok korumuşlardı. Tabiî olarak biz Oğuz Türkleri üzerine, daha büyük bir önem veriyoruz. &#8220;Çünkü Oğuzlar, bütün Ortaasya ve Türk âleminin, en soylu ve en gelişmiş zümreleri idiler&#8221;. Şehir hayatına çoktan başlamış olmalarına rağmen, eski Türk devlet teşkilâtı ile disiplini, onların ruhlarından henüz daha silinmemişlerdi. Bu sebeple Oğuz Türklerinin destanlarında, Uygurlarınkine nazaran, daha eski ve daha köklü motifler görüyoruz. İslâmiyetten sonraki Türk destanlarına göre, &#8220;Oğuz-Han&#8217;ın babası Kara-Han&#8221; idi. Oğuz Han&#8217;ın babasının, &#8220;Kara-Han&#8221; adını alması da boş değildi. Eski Türklerde, &#8220;Ak ve kara soylular ile halkı birbirinden ayıran, sembolik renkler&#8221; idi. &#8220;Ak-Kemik&#8221;, Kağanlar ile, onların oğulları idiler. &#8220;Kara-Kemik&#8221; ise, halk tabakasından başka bir şey değildi. Diğer kitaplarımızda da her zaman söylediğimiz gibi, Türk halklarının &#8220;ak&#8221; ve &#8220;kara&#8221; şeklinde ayrılmış olmalarına rağmen, aralarında bir sınıf mücadelesi yoktu. Müslüman Türkler, Oğuz-Han&#8217;ın babasına &#8220;Kara-Han&#8221; diyorlardı. Çünkü kendisi Müslüman değildi. Müslüman olmak isteyen oğlu Oğuz-Han&#8217;a da engel olmak istemişti. Tabiî olarak bu fikirlerimiz tam ve kesin değildir. Fakat Türk tarihi ve an&#8217;aneleri hakkındaki bilgilerimiz, bizi bu sonuca doğru sürüklemektedirler. Oğuz Han Müslüman Türklere göre, babasından çok, an&#8217;anesine bağlıdır. Bu sebeple Oğuz destanını anlatmağa başlarlar iken, hemen şöyle derler:</p>
<p style="text-align: justify;">Üç gün üç gece geçti, annesine gelmedi,<br />
Annenin memesinden, bir damla süt emmedi.<br />
Bana gelmedi diye, annesi ağlıyordu,<br />
Sütümü emmedi diye, kalbini dağlıyordu.<br />
Ağlayıp sızlıyordu, beşiğe dolanarak,<br />
Sütümü, az em diye, çocuğa yalvararak!</p>
<p style="text-align: justify;">2. TÜRK MİTOLOJİSİ VE KUTSAL ÇOCUKLAR</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz Han diğer Türk destanlarında olduğu gibi doğar doğmaz, bir olgunluk ve erginlik gösteriyordu. Annesi, henüz daha Müslüman olmamıştı. Annesine karşı, bu kırgınlığın sebebi de, bundan başka birşey olmamalıydı. Nitekim az sonra Oğuz Han annesi ile konuşmağa başlar ve ona şöyle der:</p>
<p style="text-align: justify;">Ey, benim güzel annem, öğüdümü alırsan!<br />
Yüce Tanrı&#8217;ya tapıp, eğer hakkı tanırsan!<br />
O zaman memen alır, ak sütünü emerim!<br />
Bana lâyık olursan, adına anne derim!</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan&#8217;ın annesi, henüz daha üç günlük beşikte yatan çocuğunun, böyle konuşup söyleşmeye başladığını görünce, ona kalpten bağlanır ve Tanrıya inandığını oğluna söyler. Müslüman Türklerin söyledikleri bu Tanrı, İslâmiyetin Allah&#8217;ından başka birşey değildi. Fakat aynı zamanda destanlar, zaman zaman bir &#8220;Gök Tanrısı&#8221; ndan da söz açıyorlar ve eski Türklerin, gerçek inançlarını açığa vurmaktan geri kalmıyorlardı. Eski Türklerde de &#8220;üç sayısı&#8221; ve &#8220;üç yaşında&#8221; olma önemli idi. Fakat Türk mitolojisinin en önemli sayısı &#8220;yedi&#8221; ile &#8220;dokuz&#8221; sayılarıdır. Müslüman Türklerin Oğuz destanlarında: &#8220;Oğuz-Kağan, üç gün içinde olgunlaşmıştı&#8221;. Halbuki eski Altay destanlarında: &#8220;Çocuğun olgunlaşması için, yedi günün geçmiş olması gerekiyordu&#8221;. Hatta çok güzel, şöyle bir Altay efsanesi de vardır:</p>
<p style="text-align: justify;">Altay&#8217;da olmuş idi, bir çocuk doğmuş idi,<br />
Dünyaya gelir iken, nurlara boğmuş idi.<br />
Yedi kurtlar uçmuşlar, koku alıp koşmuşlar,<br />
&#8220;Çocuğu ver&#8221;, demişler, uluyarak coşmuşlar.<br />
Annesi çok ağlamış, yüreğini dağlamış,<br />
Çocuk da dile gelmiş, yarasını bağlamış.<br />
Demiş: &#8220;Anne, sızlama! Oyala da, ağlama!<br />
&#8220;Yedi gün mühlet iste, işi bağla sağlama!&#8221;<br />
Yedi gün mühlet dolmuş, annenin benzi solmuş,<br />
Oğlan beşiği kırmış, bir civan yiğit olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu Altay efsanesi mitolojinin ta kendisidir. Gerçi Oğuz-Kağan destanı da, bir mitolojidir. Fakat büyük devletler kurup gelişen Türk toplumları, onun içindeki akla uymayan motifleri ayıklamış ve gerçekçi bir şekle sokmuşlardı. Oğuz-Kağan destanında, göklerde dolaşıp, ğögün çeşitli katlarını zapteme ve türlü ruhlarla çarpışma, kutsal bir Hakandı. Fakat O, daha çok, bir insandı. İnsanlık özelliklerini taşımış ve insanların yaşadığı yeryüzünü zaptederek, Tanrı adına, idare etmeğe memur edilmişti. Az önce özetini yaptığımız Altay efsanesi dikkatle incelenince, daha birçok mitolojik motifler de ortaya çıkacaktır. Meselâ &#8220;Yedi kurt&#8221;.&#8221;Büyük ayı burcu&#8221; nun, yedi yıldızında başka bir şey değildi. Çünkü Türklere göre: &#8220;(Büyükayı burcu&#8217;nun yedi yıldızı, kalın ve demir zincirlerle Kutup yıldızı&#8217;na bağlanmış, yedi azgın kurt idiler). Bir ara bu kurtlar, çocuğun atı ile tayını da alıp götürmek isterler. Bu savaşlar sırasında çocuk sıkışınca, akıllı ve kutsal buzağısı da ona yol gösterir ve başarı sağlamasına imkân verir. (Türklere göre &#8216;Küçükayı burcu&#8217;, iki at tarafından çekilen, bir arabadan başka birşey değildi.) Bu burcun etrafından dönen Büyükayı burcunun yedi kurdu, bu iki atı yakalayıp yemek isterler ve bunun için de gökyüzünde, durmadan onların etrafında dönerlerdi. (Altay efsanesi göre). Küçükayı burcu, çocuğun dostu ve yakını idi. Boğa burcu da, herhalde yine bu kahramanın buzağısından başka birşey olmamalıydı&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülüyor ki, Oğuz-Kağan destanı birdenbire uydurulmuş ve yazılmış bir hikâye değildi. Onun kökleri, yüzyıllar önce inanılmış ve söylenmiş, Türk efsaneleri ile inançlarına dayanıyordu. Süzüle, süzüle, akla mantığa uymayan bölümlerin, gerçeğe uydurulması ile, bütün Türklerin malı olan Oğuz-Kağan destanı meydana gelmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">3. OĞUZ &#8211; KAĞAN&#8217;IN DOĞUŞU</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan, kutsal bir şekilde doğmuştu&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce, büyük Türk kahramanlarının, genel olarak kutsal bir şekilde doğduklarını söylemiştik. Elbette ki Oğuz-Kağan&#8217;ın da doğuşu da, kutsal ve fevkalâde bir şekilde olmalıydı. Nitekim Uygurların Oğuz-Kağan destanı, O&#8217;nun doğuşunu şöyle anlatıyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">Gök mavisiydi sanki, benzi bu oğlancığın!<br />
Ağzı kıpkızıl ateş, rengi bu oğlancığın!<br />
Al, al idi gözleri, saçları da kapkara,<br />
Perilerden de güzel, kaşları var ne kara!</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan doğarken, benzinin rengi tıpkı gök mavisi gibi idi. Yüz, eski Türklere göre, insanın en önemli bir yeri idi. Utanç, kötülük ve hatta kutsallık bile, insanın yüzüne akseden özellikleri idiler. Kötü bir insanın yüzü, elbette kara idi. İyilerin de yüzleri, aktı. Ama kutsal insanların yüz rengi, gök mavisinden başka birşey olamazdı. Çünkü gök, Tanrı&#8217;nın oturduğu ve hatta bazan, Tanrı&#8217;nın kendisinden başka birşey değildi. &#8220;Oğuz-Kağan doğarken, yüzünün gök renkten olması, onun gökten geldiğini ve Tanrı&#8217;nın rengini taşıdığını gösteren bir belirti idi.&#8221; Biz yanlış olarak Türklerin, &#8220;Gök Börü&#8221;, yani gök kurt dedikleri kutsal kurda, bozkurt adını veregelmişiz. Aslında ise gök ile boz arasında büyük ayrılıklar vardır. Türklerin kutsal kurtlarının rengi de gök idi. Çünkü o Tanrı tarafından gönderilmiş bir elçiden başka bir şey değildi. Belki de Tanrı&#8217;nın ta kendisi idi. Tanrı, kurt şekline girerek Türklere görünüyor ve onlara başarı yolu açıyordu. Onun için de, kurdun rengi gömgök idi. Daha sonraları Türkler, gök rengini olgunluk, erginlik ve tecrübenin bir sembolü olarak görmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan&#8217;ın ağzı ateşe niçin benzetilmişti&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Anadolu&#8217;da söylenen, &#8220;Gözleri Kanlı&#8221; deyimi de, bize çok şeyler ifade eder. O&#8217;nun gözlerinin al oluşu, daha doğrusu kan rengine benzemesi, Oğuz-Kağan&#8217;ın büyük bahadarlığının, bir özelliğinden başka bir şey değildi. Cengiz-Han da doğarken &#8220;avucunun içinde bir kan pıhtısı&#8221; tutuyordu. Bunu gören annesi ile babası şaşırmış ve hemen Şamanlara koşmuşlardı. Şamanlar ise, O&#8217;nun dünyayı zaptedeceğini ve büyük bir bahadır olacağını söylemişlerdi. Fakat Cengiz-Han çağı ile ilgili efsaneler, en eski Türk ve Ortaasya özelliklerini göstermiyorlardı. Elbetteki onları kökleri de, Türk mitolojisine dayanıyordu. Fakat Çin yolu ile, Moğollara birçok yabancı tesirler girmişti. Türklerde yeni doğan kahramanlar, avuçlarında bir kan pıhtısı tutmazlardı. Çünkü biraz da, eski Hint mitolojisinin motiflerinden biri idi. &#8220;Türklerin kahramanlarının gözleri, kırmızı ve kızıldır.&#8221; Çinde de, bu vardır. Fakat çin kahramanlarının gözleri yalnız kırmızı olmakla kalmazlar, aynı zamandan cam gibi de parlarlardı. Çinliler, &#8220;Büyük bir Göktürk Kağanı Mohan Kağan&#8217;dan söz açarken, onun da yüzünün kıpkırmızı ve gözlerinin cam gibi parladığını&#8221; söylüyorlardı. Herhalde Mohan-Kağan, acayip bir fizyonomiye sahip değildi. Fakat 20 sene müddetle, bütün Çin&#8217;i korkutmuş ve diz çöktürmüş bir hükümdardı. Eski Türkler, kırmızı renk için genel olarak &#8220;al&#8221; sözünü kullanırlardı. Fakat bu söz sonradan, biraz da manevi bir anlam almıştı. Nitekim loğusaları basan ve kötülük yapan, &#8220;Albastı&#8221; da, yine bu rengi taşıyordu. Altay Türkleri, büyük kurt sürülerini idare edip, köylere korkunç zararlar veren kurtlara da, zaman, zaman, &#8220;al-börü&#8221; derlerdi. Bu allık, kurdun veya albastı gibi ruhların renginden dolayı değil; daha çok, onların korkunç zararlar vermesinden ileri geliyordu. Çünkü onlar güçlü ve kudretli idiler. Tıpkı yeryüzünü zapteden ve kendi egemenliği altında toplayan Oğuz-Kağan gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan&#8217;ın yüzünün rengi gök mavisi, gözleri de al, yani kırmızı idi&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları al sözünü, &#8220;ela&#8221; şeklinde anlamak istemişlerdi. Fakat tabiî olarak, bunun aslı yoktur. Çünkü, &#8220;Oğuz-Kağan&#8217;ın saçları da kara&#8221; idi. Sarı değil. Bu sebeple gözlerinin elâ olmasına da, hiçbir sebep yoktu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi+oguz-kagan-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Er Manas Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/er-manas-destani-hakkinda-bilgi+er-manas-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/er-manas-destani-hakkinda-bilgi+er-manas-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:23:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4188</guid>
		<description><![CDATA[Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır. Manas&#8217;ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4188"></span>Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas&#8217;ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanına ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus aslından Franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885te yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas&#8217;ın oğlu Semetay, Manas&#8217;ın torunu Seytek, Colay ve Töştük&#8217;ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş&#8217;çıdan derlendiği sanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın bölümlerine göre özeti:<br />
1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han&#8217;ın hiç çocuğu yoktur. Bir gün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına Manas, der.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas dile gelir, babasına: &#8220;Ben İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım&#8221; deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas&#8217;ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: &#8220;Pek güzel söz&#8221; der: &#8220;Hemen atlanalım, Çin&#8217;e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dediği gibi yaptılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Çakıp Han&#8217;ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar&#8217;dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu&#8217;ya attı.</p>
<p style="text-align: justify;">2) Kalmuk Han&#8217;ın oğlu Almambet&#8217;in Müslüman oluşu, Er Kökçe&#8217;ye sığınışı, Er Kökçe&#8217;den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:<br />
Yerin yer suyun su olduğu çağda&#8230; altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han&#8217;ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi müslüman beylerinden Er Kökçe&#8217;ye sığındı. Er Kökçe&#8217;nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu&#8217;ya, Almambet&#8217;e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey&#8217;in arası bozuldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Almambet kalkıp Manas&#8217;ın Bey evine geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas da Almambet&#8217;i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet&#8217;i çok sevdi.</p>
<p style="text-align: justify;">3) Manas ile Er Kökçe&#8217;nin savaşmasını anlatır:<br />
Manas&#8217;ın çerileri Er Kökçe&#8217;nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas&#8217;ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey&#8217;in, Manas&#8217;a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas&#8217;a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas&#8217;ı zehirler Manas ölür. Manas&#8217;ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas&#8217;ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas&#8217;ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas&#8217;ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.</p>
<p style="text-align: justify;">4) Kökütey Han&#8217;ın yas törenini anlatır:<br />
Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han&#8217;ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.</p>
<p style="text-align: justify;">5) Göz Kaman&#8217;ı anlatır:<br />
Çakıp Han&#8217;ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan&#8217;a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan&#8217;da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas&#8217;ın annesi ile karısı da Göz Kaman&#8217;dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman&#8217;ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas&#8217;ı döverler.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz&#8217;ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas&#8217;a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet&#8217;i gönderir. Almambet&#8217;in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas&#8217;ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas&#8217;ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke&#8217;den erenler gelir, Kanıkey&#8217;e yardım ederler.<br />
Manas iyi olur olmaz Mekke&#8217;ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar. &#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">6) Semetey&#8217;in doğumunu anlatır.<br />
Manas artık ihtiyarlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Manas ölür.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çakıp Han Kanıkey&#8217;e haber göndererek Manas&#8217;ın kırk yiğidinden biri olan Abeke&#8217;ye Onu beğenmezse Köbeş&#8217;e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey&#8217;in doğumu yakındır:</p>
<p style="text-align: justify;">- Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke&#8217;nin suratına ne de Köbeş&#8217;in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanıkey&#8217;in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey&#8217;in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han&#8217;ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz&#8221;. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han&#8217;ın torununa Semetey adını verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:</p>
<p style="text-align: justify;">-Baka&#8217;ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey&#8217;in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey&#8217;i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş&#8217;i öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;">7) Semetey&#8217;in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:<br />
Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözden sonra sefere çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:</p>
<p style="text-align: justify;">- Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey&#8217;in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey&#8217;in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada, Acubey ile Almambet&#8217;in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey&#8217;e hizmet etmeğe başlarlar. Bir gün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura&#8217;ya, Akın Han&#8217;m kızı Ay Çürek&#8217;i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han&#8217;ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek&#8217;i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek&#8217;in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek&#8217;in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey&#8217;in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey&#8217;e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümetey&#8217;le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek&#8217;e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:</p>
<p style="text-align: justify;">- Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:</p>
<p style="text-align: justify;">- Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas&#8217;ın ülkesine akın başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Akının en kızışmış zamanında Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Semetey&#8217;e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas&#8217;a götürür. Semetey&#8217;e ihanet etmeyen Külçura&#8217;yı da köle olarak kullanırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:</p>
<p style="text-align: justify;">- Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han&#8217;a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.</p>
<p style="text-align: justify;">Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay</p>
<p style="text-align: justify;">Çürek&#8217;in oğluna Seytek adını verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura&#8217;yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Seytek&#8217;in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek&#8217;in babaannesi Kanıkey&#8217;e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura&#8217;yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent&#8217;ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/er-manas-destani-hakkinda-bilgi+er-manas-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türeyiş Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/tureyis-destani-hakkinda-bilgi+tureyis-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/tureyis-destani-hakkinda-bilgi+tureyis-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:11:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4184</guid>
		<description><![CDATA[Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk imparatorluğunun Göktürkler&#8217;den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylannın yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında yaygın bir inanış olarak beliren, soyun ilâhî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar. Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile olan çok yakın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4184"></span>Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk imparatorluğunun Göktürkler&#8217;den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylannın yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında yaygın bir inanış olarak beliren, soyun ilâhî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile olan çok yakın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt süsü, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında özellikle ilâhileştirilmekle, neslin başlangıcı ve sürekliliği bu ilâhî süse bağlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimâlle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir çevrenin küçük çapta bir yaradılış destanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destan:</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Öyle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratıldığını söylüyorlardı.<br />
Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın yollanın aradı, ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kızların ikisini de bu kuleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı ilaha yalvarmağa, gelip kızlarıyla evlenmesi için yakarmağa başladı. Öyle yalvarıyor, öyle yakarıyordu ki sonunda bir gün. Hakanın kendi aklınca inandığı İlâh dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu evlenmeden bir çok çocuklar doğdu; bunlara Dokuz Oğuz-On Uygur denildi. Çocukların hepsinin sesi Bozkurt sesine benzedi. Yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/tureyis-destani-hakkinda-bilgi+tureyis-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göç Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/goc-destani-hakkinda-bilgi+goc-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/goc-destani-hakkinda-bilgi+goc-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4180</guid>
		<description><![CDATA[Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu -Balık denildiği sanılmaktadır. Büyük Uygur Destam&#8217;nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4180"></span>Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu -Balık denildiği sanılmaktadır. Büyük Uygur Destam&#8217;nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir. Yine Hüseyin Namık Orkun&#8217;un belirttiğine göre bu yazıtlar, Moğol Hânı Öğüdey zamanında Çin&#8217;den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Göç Destanının Çin ve Iran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Iran kaynaklarındaki söyleyiş, daha çok tarih bilgilerine yakındır. Aynı zamanda Iran söyleyişi, Türklerin Maniheizm&#8217;i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümündedir. Aşağıda özetlenmiş olan söyleyiş Cüveynî&#8217;nin Tarib-i Cihanküşa adlı eserinde yazılıdır, bu söyleyişe göre, destanda sözü geçen iki ağacın, Maniheizm&#8217;in kurucusu Mani&#8217;nin &#8220;iki Esas&#8221; adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini Prof. Fuad Köprülü ileri sürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı:</p>
<p style="text-align: justify;">Uygur Ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hulin Dağlarında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının üzerine gökyüzünden bir mavi ışık düştü, iki ırmak arasında yaşayan insanlar bu ışığı gördü ve ürpererek izledi. Kutsal bir ışıktı. Kayın ağacının üzerinde aylar ayı kaldı. Kutsal ışık, kayın ağacının üstünde kaldığı süre içinde kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu!</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı, içinden beş küçük çadır, beş küçük odacık görünümünde ortaya çıktı. Her odacığın içinde bîr çocuk bulunmaktaydı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı, onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin&#8217;di, ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin, üçüncüsünün ki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin, beşincisinin adı Buğu Tekin&#8217;di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan insanlar, içlerinden birini hakan yapmak istediler. Buğu Han en büyükleri idi; ötekilerden daha güzel, daha zeki, daha yiğit görünüyordu. Buğu Tekin&#8217;in hepsinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece yıllar yılı kovalamış, bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hakanın da Gah Tekin adında bir oğlu varmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan oğlu, Gah Tekin&#8217;e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien&#8217;i almağı uygun görmüş.</p>
<p style="text-align: justify;">Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı; bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün Çin Elçisi, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien&#8217;in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Hatun Dağının varı yoğu, bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien&#8217;e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu; düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin bütün saadeti yok olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek türden değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca üzerine sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar, ülkelerine taşıdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Olan o zaman oldu işte. Türkelinin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz olan bu düşüncesiz hakan öldü. Ne var ki Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı. Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası, Türkelinin felâketine sebep oldu. Halk rahat huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, ürün yeşermez oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han&#8217;ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, evcil yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:</p>
<p style="text-align: justify;">- Göç!. Göç!, diye çığrışmağa başladı. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yürekler dayanmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Sonunda bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler; bunun için bu yerin adını da Beş-balık koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">İran kaynaklarına göre Göç Destanı:</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın Buğu Tekin&#8217;in Uygurlara hakan oluncaya kadar geçen bölümü aynıdır. Buğu Tekin hakan olduktan sonra, İran söyleyişine göre, ülkeyi adalet üzere ve yıllarca yönetir. Bu süre içinde kendisine üç karga yardım etmekte, kargalar dünyanın bütün dillerini bilmektedir. Nerede bir olay olursa hemen Buğu Han&#8217;a haber vermektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün Buğu Han bir düş görür. Düşünde kendisine bir peri kızı gözükmüştür. Bu düşü Buğu Han hemen her gece, yedi yıl, altı ay ve yirmi iki gün üst üste görür, Ve her gece Peri kızı, Buğu Han&#8217;ın düşünde onunla konuşur, danışır; son gece, ayrılacağı vakit Buğu Han&#8217;a, dünyanın efendisi olacağı haberini verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Han uyanınca ordusunu toplar, her ordunun başına bir kardeşini tayin eder, Moğallar&#8217;ın Kırgızlar&#8217;ın, Tangutlar&#8217;ın ve Çinlilerin üzerine seferlere yollar.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört kardeşin dördü de seferden zaferle döner ve Orhun vadisini zengin ganimetlerle doldurur, bu arada Ordu-Balıg şehri de kurulmuş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir müddet sonra Buğu Han bir düş daha görür. Düşünde, beyazlara bürünmüş,.başında beyaz şerit, elinde</p>
<p style="text-align: justify;">Yada Taşı olan bir erkek gözükmüş, Buğu Han&#8217;a demiştir ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">O gece Buğu Han&#8217;ın başveziri de tıpkı böyle bir düş görmüştür. Bunun üzerine Buğu Han ordusunu yeniden toplamış, bu sefer yatıya .doğru sefere çıkmıştır. Türkistan&#8217;a geldiği vakit geniş bozkırları, çayırlan ve gürül gürü! akan çayları görünce burada oturmağa karar vererek Balasagun şehrini kurmuştur. Buğu Han&#8217;ın orduları dört bir yana yayılmış, bütün milletleri buyruğu altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat o zaman Uygurların dindar olmadıkları söylenirdi. Rahipleri vardı ama Kam deniliyordu. Bu Kamlar, tıpkı Moğollardaki gibi, cinlere söz geçirdiklerini ileri sürerler. Onlara her istediklerini yaptırmağa güçlerinin yettiğini söylerlerdi. Moğollar bu Kamlara çok Önem verirlerdi. Ne zaman bir işe başlayacak olurlar ise bu Kamlara sorarlardı ve ona göre davranırlardı. Hastalarına bile Kamlar bakardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygurlar, Buğu Han zamanında Çin hükümdârına elçiler gönderdi, kendilerine Nom Kitaplarını anlayan adamlar göndermesi ipin rica etti. Cinlerin din kitapları Nom&#8217;dur. Bugün yaşayan bir adamın bin yıl önce de yaşadığına inanırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinden Nom yöntemlerini anlayan adamlar gelince Kamlarla oturup konuştular, din kitaplarını gösterdiler; tartışmayı Kamlar kaybetti. Bu tartışmadan sonra Uygurlar Çin&#8217;den gelen yeni dini kabul ettiler. (Bu din Maniheizm&#8217;dir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/goc-destani-hakkinda-bilgi+goc-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaradılış Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/yaradilis-destani-hakkinda-bilgi+yaradilis-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/yaradilis-destani-hakkinda-bilgi+yaradilis-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:58:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4176</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz şeklinde , suyun üstünde uçuyorlardı. Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4176"></span>Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz şeklinde , suyun üstünde uçuyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin ilahlardan daha güçlü olduğunu sandı, daha yüksekte uçmak istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama uçamadı ve suya düşüp dibe doğru dalmağa başladı. Neredeyse boğulacaktı; &#8220;Bana yardım et!&#8221; diye bağırıp Kara Handan yardım istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han izin verdi ve insan su yüzüne boğulmadan çıktı. Ondan sonra Kara Han: &#8220;Sağlam bir taş olsun!&#8221; dedi; suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile İnsan, bu taşın üstüne oturdular. Kara Han İnsana: &#8220;Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!&#8221; diye emir verdi, insan bu emri yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han&#8217;a götürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, insanın getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve serperken de: &#8220;Yer olsun!&#8230;&#8221; diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, böylece yer yüzü yaratılmış oldu. Kara Han, insana yi-, ne: &#8220;Suya dal ve suyun dibindeki topraktan çıkar!..&#8221; diye emir verdi, insan suya daldığı zaman, bu sefer, kendim için de toprak alayım, diye düşündü, iki avucuna da toprak doldurdu, birindekini Kara Han&#8217;dan gizlemek için ağzına attı, sakladı. Maksadı, Kara Han&#8217;dan saklayıp kendine göre bir yer yaratmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşünceyle avucundaki toprağı getirip Kara Han&#8217;a uzattı. Kara Han, bu toprağı da suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ne var ki Kara Han&#8217;ın suya serptiği toprak gibi, insanın ağzının içine sakladığı toprak da büyüyüp genişlemeğe başlamıştı. Bunu düşünmeyen insan korktu, soluğu kesilecekti, neredeyse Ölecekti. Kaçmağa başladı. Ama nereye kaçsa yani başında Kara Han&#8217;ın varlığını hissediyordu, ondan kaçamıyordu. Çaresiz kalınca yalvarmağa başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, insana: &#8220;Ağzındaki toprağı ne için sakladın?&#8221; diye sordu, insan: &#8220;Kendim için yer yaratmak niyetiyle saklamıştım.&#8221; diye cevap verdi. Kara Han da: &#8220;Öyleyse at ağzından da kurtul!&#8221; dedi. insan, ağzında sakladığı toprağı attı. Bunlar yere dökülürken küçük tepeler meydana geldi. Bunun üzerine Kara Han: &#8220;Şimdi sen artık günahlı oldun&#8221; dedi; &#8220;Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarım senden saklayanlar ise benim olsunlar!&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada, yer yüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşermişti. Kara Han bu dalsız budaksız ağacı görünce hoşlaşmadı ; &#8220;Dallan, yaprakları olmayan ağaca bakmak hoş değil, bu ağacın dokuz dalı birden olsun!&#8230;&#8221; dedi. Dalsız budaksız ağaç bir anda dokuz dallı oluverdi. Kara Han bunu görünce: &#8220;Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!..&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duymuştu. Nedir acaba? diye bakınıp düşünürken vardı Kara Han&#8217;a gürültünün sebebini sordu. Kara Han da: &#8220;Ben bir Hakanım sen de kendince bir Hakansın. Duyduğun gürültüyü yapan insanlar benim insanlarımdır.&#8221; diye cevap verdi. Erlik bu milleti kendisine vermesi için Kara Han&#8217;a rica ettiyse de Kara Han: &#8220;Hayır!&#8221; diye karşıladı; &#8220;Sen git kendi işine bak!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik&#8217;in canı sıkıldı. &#8220;Hele dur bir gidip şu milleti göreyim&#8221; diye kalabalığın yanına vardı. Orada, insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha bilmediği bir çok güzel yaratıklar vardı. Erlik: &#8220;Kara Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar burada ne yiyip ne içiyorlar?&#8221; dîye düşünmeğe başladı. O düşüne dursun , insanlar ağacın meyvelerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnız bir yanındaki meyvelerden yiyorlar, öte yandakilere ellerini bile sürmüyorlar. Gidip bunun sebebini sordu, insanlardan aldığı cevap ise: &#8220;Tanrı bize o yandaki meyvelerden yemeyi yasak etti, biz de bunun için o meyvelerden yemiyor ancak, irin verdiği güneşin doğduğu yandaki meyvelerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, o yasak yandaki meyveleri ye-mememiz için bekçilik ediyor.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cevap Erlik&#8217;in canını sıkacağı yerde sevindirdi. Ağacın çevresindeki insanların arasında bulunan Doğanay (Törüngey) denilen bir adam buldu ve ona: &#8220;Kara Han size yalan söylemiş. Asıl size yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir; daha tatlıdır, göreceksiniz&#8221; dedi. Bu sırada uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve yılana ağaca çıkmasını söyledi. Yılan da ağaca çıkıp yasak meyvelerden yedi. Doğanay&#8217;ın karısı Ece (Eje) yanlarına gelmişti. Erlik, Doğanay&#8217;la Ece&#8217;ye de meyvelerden yemeleri için ısrar etti. Doğanay, Kara Han&#8217;ın sözünü tutarak yasak meyvelerden yemedi ama karısı Ece dayanamadı, yedi. Meyve çok tatlı-idi. Alıp, kocasının ağzına sürdü o anda Doğanay ile Ece&#8217;nin tüyleri dökülüverdi, birden utanmağa başladılar, kaçışıp her biri bir ağacın ardına saklandılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu işler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han: &#8220;Doğanay!. Ece!. Doğanay! Ece!&#8221; diye haykırmağa başladı. &#8220;Neredesiniz?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanay&#8217;la Ece: &#8220;Ağaçların arasındayız&#8221; diye cevap verdiler. &#8220;Sana görünemeyiz. Utanıyoruz.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın Öfkesi içinde her birine ayrı ayrı cezalar verdi: &#8220;Şimdi sen de Erlik&#8217;ten bir parça oldun&#8221; diye yılana verdi ilk cezasını; &#8220;İnsanlar sana düşman olsun, seni görünce vurup, ezip öldürsünler!&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ece&#8217;ye döndü: &#8220;Sen Erlik&#8217;in sözüne uydun, yasak meyveyi yedin, öyleyse cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın, doğururken de türlü eza cefa ve acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanay&#8217;a da şöyle diyerek cezasını verdi: &#8220;Erlik&#8217;in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Madem Erlik&#8217;in sözüne uydun öyleyse onun adamları onun ülkesinde yaşar, karanlık dünyasında bulunur. Benim ışığımdan mahrum kalır. Benim sözümü dinlemiş olsaydın benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek. Tek başına ne yaparsan yap.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Erliğe de kızdı: &#8220;Benim adamlarımı neden aldattın?&#8221; diye sordu öfkeyle. ,</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik: &#8220;İstedim vermedin&#8221; dedi; &#8220;Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp döğüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han da: &#8220;Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!&#8221; diye Erlik&#8217;i cezalandırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iş de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: &#8220;Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok&#8221; dedi; &#8220;Artık yüz yüze &#8216;gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul&#8217;u (Maytere) göndereceğim.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Gök Oğul gelip insanlara bir çok şeyler yapmasını öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ayrıca ot köklerini, yenebilecek bir kısım otlan yemeyi insanlara öğretti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu böylece sürüp giderken Erlik Gök Oğul&#8217;a yalvarıyordu: &#8220;Ey Gök Oğul, bana yardım et, Kara Han&#8217;dan izin iste, yanına çıkmak dileğimi söyle, yardım et bana!&#8221; ,</p>
<p style="text-align: justify;">Gök Oğul, Erlik&#8217;in bu dileğini Kara Han&#8217;a iletti ise de Kara Han aldırış bilş etmedi; Gök Oğul tam altmış yıl yalvarma-sına devam etti. Bunun üzerine, altmış yılın sonunda Kara Han Erlik&#8217;e haber gönderdi: &#8220;Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin.&#8221; dedi. Erlik söz verdi. Bunun üzerine, Kara Han&#8217;ın huzuruna çıktı, baş eğdi: &#8220;Beni kutsa, bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım&#8221; diye yalvardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han buna da izin verdi, îzni koparan Erlik kendisi için gökler yaptı Adamlarını başına topladı, yaptığı göklere yerleştirdi, kendisi de başlarına geçti, çok kalabalık oldular. .<br />
İlâh Kara Han (Kayra Han) ın en sevgili kullarından olan Ulu kişi bu durumu görüp üzülmüştü. Üzüntü içinde düşündü: &#8220;Bize bağlı, bizim öz insanlarımız yer yüzünde cefa çekip yoruluyor; Erlik&#8217;in adamları ise göklerde keyfedip duruyor. Bu iş, bir işe benzemez.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu üzüntülü düşünce içinde, biraz da Kara Han&#8217;a gücenmiş olarak, Erlik&#8217;e savaş açtı. Ne var ki Erlik daha güçlü çıkıp karşı geldi ve ateşle vurup Ulu kişiyi kaçırdı. Ulu kişi doğrulayıp Kara Han&#8217;ın huzuruna çıktı. Kara Han&#8217;ın: &#8220;nereden geliyorsun?&#8221; diye sorması üzerine Ulu Kişi: &#8220;Erlik&#8217;in adamlarının gökyüzünde oturması, buna karşılık bizim iyi insanlarımızın yer yüzünde yorgun argın yaşamaları ağınma gitti, bu çok kötü bir durum diyerek Erlik&#8217;in yandaşlarım yere indirmek göklerini başına yıkmak için Erlik&#8217;le savaş etmek istedim. Fakat gücüm yetmedi, o beni kaçırdı&#8221; diye üzgün ve ağlamaklı cevap verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han üzülmemesini söyledi. &#8220;Erlik&#8217;e benden başka kimsenin gücü yetmez&#8221; dedi. &#8220;Erlik&#8217;in gücü senden fazladır. Ama bir gün gelecek senin gücün Erlik&#8217;in gücünden daha üstün olacak&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu söz üzerine Ulu Kişi&#8217;nin yüreği &#8220;ferahladı rahat rahat uyudu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün geldi Ulu Kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu Kişiyi yanına çağırttı ve: &#8220;Var git, güçlendin gayri; Erlik&#8217;in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin&#8221; dedi. &#8220;Kendi gücümden sana güç verdim.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi önce hayret etti: &#8220;Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik&#8217;i nasıl yok edebilirim ben?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, Ulu Kişi&#8217;ye bir kargı verdi. Ulu Kişi kargıyı alıp Erlik&#8217;in göklerine gitti. Erlik&#8217;i yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kırdı geçirdi. Erlik&#8217;in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlik&#8217;in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri taşların kayaların üstüne düşenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum böyle olunca Erlik varıp Kara Han&#8217;dan kendine bir yer istedi. &#8220;Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin, benim barınacak bir yerim kalmadı&#8221; dedi. Kara Han Erlik&#8217;i yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. &#8220;Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim&#8221; dedi. Erlik bunun üzerine: &#8220;Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver; bedenleri senin olsun canları benim işime yarasın&#8221; diye bir istekte bulundu. Kara Han : &#8220;Hayır, onları da sana vermeyeceğim&#8221; dedi; &#8220;İstiyorsan kendin yarat.&#8221; Böylece yaratma iznine kavuşmuş olan Erlik eline bir çekiç, bir körük ve bir örs alarak vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Sırasıyla kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yer yüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han gelip Erlik&#8217;in elinden çekici, örsü ve körüğü aldı, ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han kadını yakalayıp yüzüne tükürdü. Tükürür tükürmez, kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen tüyü bir işe yaramayan Kurday denilen kuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han erkeği yakalayıp onun da yüzüne tükürdü, o da bir kuş olup uçtu, adına Yalban Kuşu dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: &#8220;Ben size mal verdim, aş verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim.&#8221; dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: &#8220;Gün Aşan, sen, içki içip aklını yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar! Size yardım ettim, sizden kötü ruhları uzaklaştırdım. Onlar insanlara yaklaşırlarsa insanlar onlara yiyecek versinler, ama o kötü ruhların yemeklerinden yeme-sinler, yerlerse onlardan olurlar. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim beni unutmayınız, geri gelmez sanmayınız. Tekrar geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağca Dağ! Gözlerini dört aç! Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi&#8217;ye söyle, o güçlüdür. Gün Aşan, sen de iyi dinle, kötü ruhlar yerin altındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar, çıkarlarsa hemen Gök Ogul&#8217;a git ve haber ver, ona güç verdim, kötü ruhları kovar.</p>
<p style="text-align: justify;">Alma Ata ayı ve güneşi bekleyecek. Ulu &#8216;&#8221;işi yer yüzünü ve gök yüzünü koruyacak Gök Oğul ise iyilerden kötüleri uzaklaştıracaktır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlan söyledikten sonra Kara Han uzaklaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi Kara Han&#8217;ın öğütlerini bir bir yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı; tüfeği barutu icât etti, sincap o vurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra bir gün geldi Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bugün beni rüzgâr uçuracak, alıp götürecektir!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi&#8217;nin dediği gibi rüzgâr geldi, aldı Ulu Kişiyi uçurdu götürdü. Ağca Dağ bunun üzerine insanlara: &#8220;Ulu Kişi&#8217;yi ilâh Kara Han yanına aldı. Onu bulamazsınız artık, beni de bir gün gelecek yanına çağıracak, nereye isterse oraya gideceğim. Siz öğrendiklerinizi unutmayın, Kara Han böyle istedi&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar kendi hâline bırakıp o da gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/yaradilis-destani-hakkinda-bilgi+yaradilis-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atilla Destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/atilla-destani-hakkinda-bilgi+atilla-destani-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/atilla-destani-hakkinda-bilgi+atilla-destani-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:51:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Destanının]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4171</guid>
		<description><![CDATA[Atilla I Kimse titretemedi Hunlar kadar Roma’yı Roma ki Akdeniz’i bir iç göl yapmış Üç kıtaya hâkim İleri karakolları Tuna’dan Ren ve Fırat’a Oradan Sahra ve Lud Havzasına ulaşan Bir dünya emperyali Hiçbir kuvvet korkutamadı Hunlar kadar Roma’yı Hunlarla ittifakı reddeden Gotlar Trakya- İtalya’ya Vizigotlar Güney Fransa’ya Vandallar Kuzeybatı Afrika’ya sürüldü Zenci köle ticaretini Roma’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4171"></span>Atilla I Kimse titretemedi Hunlar kadar Roma’yı Roma ki Akdeniz’i bir iç göl yapmış Üç kıtaya hâkim İleri karakolları Tuna’dan Ren ve Fırat’a Oradan Sahra ve Lud Havzasına ulaşan Bir dünya emperyali Hiçbir kuvvet korkutamadı Hunlar kadar Roma’yı Hunlarla ittifakı reddeden Gotlar Trakya- İtalya’ya Vizigotlar Güney Fransa’ya Vandallar Kuzeybatı Afrika’ya sürüldü Zenci köle ticaretini Roma’nın Ekonomik öğesi yaparak Roma’ya boyun büktüler Uranus oğullarını Olympos’a gömmeyi başaran İsa Bu yabanıl kavimleri de Kanatlarının altına almayı başaralı İki yüz yıl olmuştu</p>
<p style="text-align: justify;">Pagan Greko- Latin uygarlığı Hıristiyanlaşalı Ve İsa asılıp Konsül Hıristiyanlığı resmi din ilan edeli beri Roma İsa’yı asıp Sosyal ve kültürel ihtişamını koruyacağını düşünmüştü Oysa İsa’nın gölgesiyle acze düşmüştü Hunlarla Cermenler aynı amaçla birleşince Atilla’nın amcası Ruga Kuzey Avrupa’da bir tehdit odağı olmuştu Başbuğ Ruga Orta Asya’dan getirdiği Töre ve törenlere sadık kalıp Kendi kültüründen geri bir kültüre sahip Cermenleri etkisi altına aldı Hunların giyim kuşamları Pusat ve donanımları At ve araba koşumları Romalılardan ileri düzeydeydi Örgüt yapıları da öyle Hunların dinsel inançlarından da etkilenip Şaman tapınma törenleri Yekten Cermen kültürünün temeli oluşturdu Hunların etki ve itkisiyle İlkel Cermen toplulukları Greko- Latinlere kafa tutar hale geldi Ruga Hunları ve Cermenleri aynı bayrak altında toplayıp Görevi tamamlanınca göğe uçtu Atilla’nın eli amcasının kanına bulaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">II Atilla’nın babası Muncuk sağ olmasa da Cermen anası Yula Abisi Bleda’ya ve Atilla’yı Analık görevini yapıp Hun törelerinde İyi bir bahadır olarak yetiştirdi Bleda çok genç ve gözü pekti Batı Roma’ya akınlar düzenledi Hun ve Cermen silahlı Güçlerini yeniledi Ardından geniş bir coğrafya üzerinde Hiçbir muhalif odak bırakmadı Uyruğundaki halkalara Dirlik ve düzenlik güvencesi verdi Hun ve Cermen ittifakı Öç ve yağma üzerine kurdu Doğu ve Batı Roma İmparatorluğun alternatifi oldu Greko-Latin uygarlığı step uygarlığının atları altında ezildi Atilla’nın karısı Albız boş durmadı Atilla’nın içine şer tohumları ekildi “İki kılıç bir kına sığmaz !” Diye fısıldadı Atilla aldırmadı “Dünya iki başbuğa dardır” Diye mırıldandı Atilla umursamadı “Senin akıbetini Bleda tayin edecek!” Diye bağırdı “Bleda mı? Olmazdı Olamazdı Niçin olamasındı Olur, olurdu elbet” Atilla’nın kardeş sevgisiyle yanan kalbi Birden öfkeyle kabardı Hınçla bilendi Sağ kolu Arpad’ı yanına çağırdı Bleda’nın kesilmiş saçı iki hafta sonra Atilla’nın tolgasına sorguç oldu Diriyken esirgediği kutluğ * değeri başının üstünde tuttu Kendisine katil gözüyle bakanlara “Yeter!” Diyordu Çığlık gibi yırtıcı sesiyle “Saygısızlık etmeyin Belada benim öz karındaşım Ağabeyimdi Alplik nedir o öğretti bana Kendisini öldürtmem gerektiğini de”</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra sırtını bir ağaca dayayıp Uzak bir Sungura ** bakıyormuşçasına Gözlerini kısıp ihanetini ve sebeplerini anlatıyordu Ve sonucu şöyle bağlıyordu “Ağabeyim Bleda’nın malum akıbeti Mevcut koşulların ve doğa yasalarının bir gereğiydi Gerçekte o ölmedi ruhen benim içimde Gücünü bana bahşetti Ondan önce saftım Gözüm açıldı Bleda’nın uçmağa varışından itibaren Uslamlama gücüm arttı” III Tolgasıyla kılıcıyla Çıkık elmacık kemikleri Sakal bırakmış yüzü Kısa boyuyla Bir at çobanına benziyordu Ne Bayındır Han kadar ihtişamlı Ne Oğuz Kağan gibi bilge Yarı Cermen yarı Hun Sürekli tetikte sürekli dikkatli Bir at çobanı Kısık çekik gözleri bir step ejderi gibi Kızıl diliyle tıslayarak gülüyordu “Ben Roma İmparatorluğunun baş belasıyım Mağdur ve mazlum halkların öç mızrağı” Tepeden tırnağa insanı titreten bir sesi vardı Burhan-haldun dağının alnacında ulayarak Yedi düele seyrü sefer eden Cengiz Han’dan el aldı Seyr ü sefer eyleyip Köle ticaretinden büyük gelir sağlayan Burgondları kılıçtan geçirdi Viking ve Saksonları hükümranlık alanlarından kovdu Kuzey Avrupa’yı tümden ele geçirdi Kendini kağan ilan edip Şaman kâhinlerinin elinden taç giydi Atilla kağan olur olmaz Step törelerini kesintisiz yürürlüğe koydu Uyruğundaki halkların Dinler mozaiğine saygılı davrandı Balkanlara Hunlardan önce gelen Hıristiyanlaşan Türk kabilelerine Romalılarla Hunlar arasında ezilmesinler diye Özel önlemler aldı Tebaasındaki karındaşlarına Talan ve yağma ganimetlerini eşit paylaştırdı Ne var ki kağanlığına bağlı Kâhinler Kurulu Yeterli bilgi ve bilgeliğe sahip değildi Step törelerinin temelindeki adalet anlayışı Onlar elinde dehşet kan ve gözyaşına döndü En büyük müttefiki Cermenler akıl almaz Tüyler ürpertici cezalar aldı Tarihe acımasız bir hükümdar olarak geçti</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa aşk ve adalet anlayışını Bu ilkel insanlara aşıladığını sanıyor Kendi suretine bürünmüş korkunun Kol gezdiğini fark etmiyordu O büyük ideallerin ve Tanrısal aşkların adamıydı Tek amacı yeryüzünü bir Hun cenneti yapmaktı Bu kutluk ideali uğruna kelleyi koltuğa almış Gerçek bir step bilgesiydi IV Atilla bu idealle durmuyor Yeni seyr ü seferler düzenliyordu Doğu Romalılar “Atilla Konstantinopolis’e geliyor !” Diye Trakya bölgesini olduğu gibi step atlılarına terk ettiler Ve Marmara bölgesine çekildiler Atilla Konstantinopolis’e girmedi Meriç Havzasında durdu Marianopolis’le Serdice dâhil Yetmişten fazla kent zapt edildi Şimdilik bu yeter dedi Zamanın sarkacı gidip gelirken Öç duygusu Doğu Romalıların İmparator naibi Krysaphios’un Atilla’ya kininiyle birleşince Krysaphios kağanın başını Onun sağ kolu Edekon’dan istedi Ona bir servet teklif etti Edekon Krysaphios’un teklifini kabul etti Ve hemen yola koyuldu Atilla’yı katletmek şöyle dursun Krysaphios’un girişimini Atilla’ya bizzat kendi anlattı Atilla Krysaphios’un başını istedi Krysaphios Hunları hiç tanımamasının Bedelini canıyla ödedi Çünkü elçi Edekon’un indinde Atilla Gök Tanrı’nın bir suretiydi İstese de ona ihanet edemezdi Kaldı ki Atilla’nın erkanı Atilla’dan daha iyi koşullarda yaşamaktaydı Atilla ihtişamını tebasından esirgemezdi de Rahip Jordanes ve tarihçi Priskos Bu tuhaf gerçekliğin tanıklarıydı Trakya’nın ilhakından ve suikast olayından Sonra Atilla kuzeye çekildi</p>
<p style="text-align: justify;">Doğu Roma – Batı Roma birleşip Atilla’ya saldırdı Atilla antlaşmalar yapıp bekle gör politikası uyguladı Ta ki Hororian’ın sesi ta Tuna kıyılarında yankılanınca Kendisine 25 yıl önce gönderilmiş Yüzüğe dudak büken Atilla Hororian’ı kurtarmak için ant içti İmparator Constantius’un kızı ve varisi Hororian’u İmparator ölünce İmparatoriçe Plancdia Hapse attırıp Oğlu Valentinianus’u imparator yapmıştı Atilla Hororian’ın zindana kapatılmaması Ve karısı olması için Batı Roma ‘ya dünürcüler gönderip İmparatorluğun yarısını drohoma olarak istedi İmparatorluk reddedince bu isteğini Orleans’da Roma ve ittifakı Got ordularıyla Batı Hun silahşorları göğüs göğse çarpıştı Kan su gibi aktı Gök Tanrı’nın Kutluğ Alpleri Şaman bahadırlarının ümit ve cesaretle yoğrulmuş step atlıları Batı Roma ordusunu dağıttı Kuzey Galya küçük krallıklar halinde parçalandı Britanya Saksonlara Güney Galya ve İspanya Vizgotlara Jura ve Alp bölgesine Burgonlar yerleşti Step atlıları vadilerden ağır ağır Po ovasına aktılar Po ovasında salgın kasırga gibi Atilla’nın ordusuna çullanınca O görkemli Hun ordusu hızla eridi Apeninler toynak sesleri yerine Hasta askerlerin öksürüğüyle yankılandı Atilla Hıristiyanların Tanrısı’nın hışmına uğradığını Düşünüp geri döndü İçindeki ateş bir türlü sönmüyordu Hororian’ın da Roma’nın da Gök tanrı belasını versindi Tekrar evlenmeye karar verdi Kendisine İlek, Dengizik ve İrmek adlı üç oğul veren Albız yoktu artık İldiko adlı bir peri kızını sevdi İldiko kimdi nereliydi kimse bilmiyordu Yedi gün şenlik ateşleri yakıldı Davullar vuruldu yedinci gün Atilla gerdeğe gencelip girdi Ecel onu nice savaştan yara almada Kurtulmuş stepleri bozkır kurdu İldiko’nun göğ gözlerinde boğuldu yok oldu Atilla ölmüş Atilla öldürülmüştü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/atilla-destani-hakkinda-bilgi+atilla-destani-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karacaoğlan Efsanesi</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/karacaoglan-efsanesi-hakkinda-bilgi+karacaoglan-efsanesi-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/karacaoglan-efsanesi-hakkinda-bilgi+karacaoglan-efsanesi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan Efsanesinin]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4167</guid>
		<description><![CDATA[Asıl adı Hasan’mış. Daha bir yaşına basmadan anadan öksüz kalmış. Beş yaşına varmadan da babası Kara İlyas, Kozan derebeyi tarafından askere alınmış. Bir daha da dönmemiş. Böylece küçük Hasan ortalıkta kalakalmış ! Anasının “Karaca” diye sevip doyamadığı Hasan’a köyden Serdengeçti Osman Ağa sahip çıkmış. Ona babalık etmiş, büyütmüş. Yaşı on sekize gelince de, köyde kimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4167"></span>Asıl adı Hasan’mış. Daha bir yaşına basmadan anadan öksüz kalmış. Beş yaşına varmadan da babası Kara İlyas, Kozan derebeyi tarafından askere alınmış. Bir daha da dönmemiş. Böylece küçük Hasan ortalıkta kalakalmış ! Anasının “Karaca” diye sevip doyamadığı Hasan’a köyden Serdengeçti Osman Ağa sahip çıkmış. Ona babalık etmiş, büyütmüş. Yaşı on sekize gelince de, köyde kimi kimsesi olmayan dilsiz bir kızla evlendirmek istemiş. Karacoğlan, bu dilsiz kızla evlenmek istememiş. Ama bu düşüncesini çok sert bir adam olan babalığı Osman Ağa’ya da söyleyememiş. Çareyi köyden kaçmakta bulmuş. Düğün hazırlıkları yapılırken köyden kaçmış. Karacoğlan dağlar, tepeler aşmış, nereye gittiğini bilmeden durmadan yürümüş…</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşar Kemal’den: “Yola Çıkarken bütün obası başına birikmişti. Gitme demişlerdi. Gurbet elin kahrı zehirden acıdır. Aşıkta olsan gitme. Başında kavak yelleri gelir geçer Obamızı bırakma gitme demişlerdi. Ama dinlememişti. Yareni yoldaşı, sazının sözünün üstüne yok, bırakma bizi demişlerdi fakat onu yolundan döndürememişlerdi… Uçsuz bucaksız ovanın ortasına dikilmiş şimdi bunları düşünüyordu. Kim bilir ne zamandan beri böyle dimdik, kımıldamadan duruyordu. Derken şafağın ucu görünmüştü. Dağlar tepeler aydınlandı. Kuşlar ötmeye başladı. Yürüdü. Yürümekten başka bir şey düşünmüyordu. Gençti. Yüreğinde bir top ışık, bir ateş harmanı, çiçek açmış bir bahar dalı. Yürüyordu. Gün öğle oldu…”</p>
<p style="text-align: justify;">Karacaoğlan Yorgunluktan yürüyemez duruma gelince, ulu bir çam ağacının altına oturmuş. Daha oturur oturmaz da uyumuş. Uykusunda ak sakallı bir dede, Karacoğlan‘a dolu bir tas uzatmış: &#8211; İç şunu, iç ki, yorgunluğun ve dargınlığın son bulsun. Dilin bülbül, gönlün şen olsun, demiş. Karacoğlan, tası başına dikip içince kendine gelmiş. Yorgunluğu üstünden gidivermiş. İçinin çalıp söylemek isteğiyle coştuğunu görmüş. Sazını eline alıp yeniden yollara düşmüş… Bir gün Karacaoğlan Aladağlar’da bir Türkmen obasına konuk olmuş. Çalıp söylemiş. Oba halkı Karacoğlan‘ı çok sevmiş: &#8211; Âşık, hiç üzülme, demişler. Burasını kendi oban gibi bil, burada kal, obamız şenlensin ! Karacoğlan obada kalmış. Karacaoğlan‘ın etrafı halka halka olmuştu. Kalabalıktan bir yaşlı, “şu aşık iki söylese de dinlesek” dedi… Şimdi yalnız bir ses, sanki dağlar taşlar, ovalar yankılanıyordu. Obada kim varsa hasta yatalak, çoluk çocuk halkaya katılmak için adeta çadırlarından fırlıyorlardı. Halka büyüdü, büyüdü… Dağlardan çobanlar sürüsünü bırakıp geldi. Dağlardan kurtlar, kuşlar geldi. Halka dondu kaldı… Sonra birdenbire saz durdu. Türkü durdu. Türkü bir zaman kayalarda, ovada yankılandı, kaldı. Aşık başı önünde kalktı, yürüdü. Onun geldiğini gören halka usuldan aralandı. O çıktı… ” Dünyadaki bütün yaratığı ağacı, kuşu, böceği, insanı, her şeyi. Her şeyi en derin sevgisiyle kucaklardı. İliklerine kadar aşkı duyardı dünyanın her şeyine. Yağmuruna, kışına sıcağına, soğuğuna boranına…</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın en küçük, en duyarsız şeyine bile kocaman açılmış çocuk gözleriyle hayretle bakardı. Türküsü, sesi, bir coşma, bir kendinden geçmeydi. Dünyaya karşı… Günler gelip geçerken, Karacoğlan obabaşı Boran Bey’in biricik kızı Elif’e âşık olmuş. Boran Bey de babalığı Osman Ağa gibi sert bir adammış. Derdini içine gömmüş, gizlice obayı terk etmiş… Dağları aşa aşa, günlerden bir gün Karaman iline gelmiş. Orada da Boran Bey’in obasıyla karşılaşmasın mı ? Hem şaşırmış, hem sevinmiş. Elif de aylardır Karacoğlan‘ın özlemiyle yanıp tutuşuyormuş… Bir gece gizlice buluşup obadan kaçmışlar. Uzaklarda, çok uzaklarda, bir obaya, obanın beyi Tuğrul Bey’e sığınmışlar. Tuğrul Bey, obalılar, çok iyi karşılamışlar bunları. Artık Karacoğlan‘la Elif orada kalmışlar. Tuğrul Bey, dillere destan bir düğün yaptırarak onları evlendirmiş. Karacoğlan obalılara saz çalıyor, Elif de ev işleriyle uğraşıyor, mutluluk içinde geçinip gidiyorlarmış. O yörede Köse Veli derler bir adam varmış. Elif ‘e tutulup âşık olmuş. Bir gece Karacoğlan yokken, çadıra girivermiş, Elife saldırmış. Ne yapsın Elifcik? Bir duyan olmasın, rezil olmayalım diyerek sesini çıkaramamış… …Fakat bu sırada Karacaoğlan Ceritlerin düğününde saz çalmaktadır. Birden sazın teli kırılır. Şaşırır. Ayağa kalkar. Rüzgar gibi yola düşer. Bir günlük yolu göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Çadırına geldiği zaman Halil’i Elif’le yatağında uyurken bulur. Üstlerine abayı örter.</p>
<p style="text-align: justify;">Abayı gören Elif Karacaoğlan‘ın gideceğini, bir daha dönmemek üzere gideceğini anlar. Olan olmuştur. Elif olan biteni annesine anlatır. Anası Halil’i öldürür. Halil’in ölüm haberi Bey’e gider. Bey Karacaoğlan‘ın başına gelenlere üzülür. Onun aranıp bulunmasını ister. Bey’in adamları ve Deli Hüseyin günlerce obaları, dağları taşları ararlar. Karacaoğlan‘ı bulamazlar. Aradan yıllar geçer. Karacaoğlan‘dan bir haber çıkmaz. Bir haber geliyor, Antep ilinde saz çalıyor. Bir haber geliyor, Erzurum yaylasında Akkoyunlular içinde. Bir haber geliyor, Arabistan’a geçmiş. Hama’da saz çalarken görülmüş. Bey nereden bir haber duyarsa, atlılar oraya uçuyorlardı. Ama nafile. Gittikleri yerlerde sadece Karacaoğlan‘ın türkülerini duyabiliyorlardı. Bey, Elif’e Karacaoğlan‘ı buldurmadan ölürsem gözüm açık gider demişti ama bulduramadan da ölmüştü. Elife gelince, o da, o günden sonra kara çadırından hiç dışarı çıkmamış. “Er geç gerçeği öğrenecek, bana dönecek!” umuduyla Karacoğlan‘ın yolunu gözlemiş. Bir zamanlar obanın en güzel gelini olan Elifcik de yaşlanmış, artık obanın Elif Ana’sı olmuş… Aradan yıllar geçmiş, Elif yaşlanmış. Bir gün Karacaoğlan her şeyin aslını öğrenmiş. Elif’i bulmak için yola çıkmış. Aramış, araştırmış, bulamamış. Sonra bir gün ona bir mezarlığı göstermişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayakta zor durabilen Karacoğlan:</p>
<p style="text-align: justify;">- Nerede? diye sormuş, Elif nerede ?<br />
Kalabalık donup kalmış, kimseden ses çıkmamış.<br />
- Yoksa öldü mü ?<br />
Yaşlılardan biri mezarlığı göstermiş:<br />
- işte orada !</p>
<p style="text-align: justify;">Gençlerin yardımıyla Karacoğlan mezarlığa varmış. Yeni bir dut fidanı dikilen Elifin mezarının başına oturmuş. Sazını göğsüne bastırarak söylemeye başlamış:</p>
<p style="text-align: justify;">“Şu yalan dünyaya geldim geleli,<br />
Tas tas içtim ağuları sağ iken.<br />
Kahpe felek vermez benim muradım,<br />
Viran oldum mor sümbüllü bağ iken…”<br />
Sonra sazını dut fidanına asmış:<br />
- Bu saz burada kıyamete kadar kalacak, demiş, oraya yığılıp kalmış…</p>
<p style="text-align: justify;">Obalılar, Karacoğlan‘ı Elifin yattığı tepenin karşısına gömmüşler. Derler ki, her yıl ilkbaharda, o tepenin üstünde biri yeşil, biri mavi iki ışık yükselir, gökyüzünde birleşir. Karacaoğlan‘la Elifin sevgileridir bunlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Saza gelince, o saz da yıllarca orada asılı kalmış. Çürümüş, yenisini yapıp asmışlar. Dut ağacı yaşlanmış, yıkılmış, Yeni bir dut fidanı dikmişler. Yüzyıllardır, yel estikçe Karacaoğlan‘ın sazı kendi kendine ötüp durmuş…</p>
<p style="text-align: justify;">Kısa olan efsanede ise şöyle anlatılır:</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarı Karacasu Köyünün sınırları içinde, Karacaoğlan tepesinde, moloz taslarla üçgen seklinde yapılmış bir mezar vardır. Halkın “Karacaoğlan ziyareti” diye adlandırdığı ve adaklar adandığı bu ziyaretin efsanesi şöyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">Rivayete göre Karacaoğlan bir ağanın kuzu çobanıdır. Vaktin birinde ağa hacca gider. Yolda giderken cani helva çeker ve “su bizim hanimin helvası olsa da yesem” der. Ağa bunları hac yolunda düşüne dursun, Diğer tarafta Karacaoğlan ağanın evine gelip ağanın karısına “ağam helva istedi, yapta götüreyim” der. Ağanın karisi içinden “ağa hacda, çobanın cani helva çekti, bana da söylemeye kıyışamadı. Böyle bir yalan söyledi” diye geçirir. Helvayı yapar bir tasın içine koyup çobana verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağa yolda giderken bir bakar ki kendisine bir tasın içinde helva uzatılıyor. Ağa tası alır, bakar ki bu tas evindeki tastır. Ağa olup bitenlere bir anlam veremez ama helvayı da yer. Helvayı yedikten sonra tası çantasına koyup yoluna devam eder. Ağa hacca gider, görevini yapar ve köyüne geri döner. Evine geldiğinde hanımına yolda kendisine gelen tası sorar. Hanımda Karacaoğlan ile arasında geçen konuşmayı anlatır ve “Tası ona vermiştim, daha getirmedi” der. Bunun üzerine ağa kendisini ziyarete gelenlere dönerek “keramet Karacaoğlan ‘dadır. Gidin onun elini öpün “ diye söyler. Böylece Karacaoğlan yörede “keramet sahibi “ olarak tanınır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karacaoğlan bir gün yine kuzuları otlatmak üzere dağlara doğru gider. Ancak ecel, Karacaoğlan bir tepenin üstünde yakalar. Karacaoğlan öldüğü tepede defnedilir. Karacaoğlan tepesi ve ziyareti bundan sonra halk arasında kutsal kabul edilir Olur yöresinde Karacaoğlan ile birlikte “Sari Baba” ve “Horasan Baba“ ziyaretleri de halk arasında adakların adandığı yerlerdir. Hatta bu üç şahsın birbirleriyle kardeş oldukları söylenir. Bunların bulunduğu bölgeye “Üç ziyaretler“ denir ve kutsallığına inanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/karacaoglan-efsanesi-hakkinda-bilgi+karacaoglan-efsanesi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leyla ile Mecnun Efsanesi</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/leyla-ile-mecnun-efsanesi-hakkinda-bilgi+leyla-ile-mecnun-efsanesi-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/leyla-ile-mecnun-efsanesi-hakkinda-bilgi+leyla-ile-mecnun-efsanesi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:35:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla ile Mecnun Efsanesinin]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla ile Mecnun Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla ile Mecnun ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla ile Mecnun nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4163</guid>
		<description><![CDATA[Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla‘nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla‘ yı göremeyince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-4163"></span>Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla‘nın annesi öğrenir. Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla‘ yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Mecnun‘ un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla‘yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla’ yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun‘ u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ’ yı tanımaz. Babası Mecnûn’ u iyileşmesi için Kâbe’ ye yasal kelımeürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni<br />
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.”</p>
<p style="text-align: justify;">Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman sonra âilesi, Leylâ’ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm’ ı vuslatından uzak tutmayı başarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mecnûn, çölde, Leylâ‘ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd’ den işitince çok üzülür. Leylâ’ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn’ a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir müddet sonra Mecnûn‘ un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner. Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn’ u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ’nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn’ u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz. Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ’ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez<br />
Cânânsuz cihân gerekmez.”</p>
<p style="text-align: justify;">Der, kabri kucaklayarak ölür. Bir müddet sonra Mecnûn‘ un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:</p>
<p style="text-align: justify;">“Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ’ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular.”</p>
<p style="text-align: justify;">Leyla ile Mecnun’un aşkları bir Arap efsanesine dayanmaktadır. Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli ( Leyla ) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk serüveni anlatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Söylentiye göre Kays ile Leyla kardeş çocuklarıdır. Küçük yaşta birbirlerini severler. Kays’ın Leyla için söylediği şiirler dillerde dolaşır. Leyla’nın babası ,adını dillere düşürdüğü için kızının Kays’la evlenmesini önler. Leyla başka biriyle evlendirilir. Kays çöllere düşer. Mecnun (deli ) diye anılmaya başlar. Ayrılık acısına dayanamayan Leyla kederinden ölür. Mecnun bunu duyunca onun mezarının başına koşar ve o da orada can verir. Bu efsane Arap edebiyatında X. yüzyılda çok yaygın bir hale gelmiş ,Mecnun’a ait olduğu söylenen şiirlerin arasına nesirler de eklenerek hikaye haline getirilmiştir. Bu konu daha sonra Fars ve Türk edebiyatlarında da işlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunların arasında en ünlüsü Fuzuli‘nin yapıtıdır ( 1535) Aşağıda okuyacağınız küçük hikaye Fuzuli`nin Leyla vü Mecnun adlı mesnevisinden alınmıştır. Kays, bilinen adıyla Mecnun, Leyla`nın aşkından kendisinden geçip yarı meczup bir halde çölde giderken, namaz kılmakta olan bir dervişin önünden geçer. Derviş hemen namazını selamlayıp, Mecnun’a “Namaz kılan birinin önünden geçilmez, bunu bilmiyor musun?” diye çıkışır. Mecnun cevap verir “Ben Leyla’nın aşkından öyle bir hale geldim ki, senin burada namaz kıldığını görmedim bile, sen nasıl bir aşkla namaz kılıyorsun da benim senin önünden geçtiğimi görüyorsun?” Leyla ve Mecnun’un hikayesi Türk Halk edebiyatının da etkilemiş ve Leyla ile Mecnun adıyla bir Karagöz oyunu haline getirilmiştir. Karagöz oyunlarında işlenen Leyla ile Mecnun hikayesi ise şöyle : Oyunun başında Leyla ile Mecnun birbirlerine olan sevgilerini şiirlerle dile getirirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Aralarında bir gül ağacı vardır. Zebani gelerek gül ağacını alır ve yerine karaçalı koyar. Karagöz bu karaçalıyı almak isterken zebani Karagöz‘ü kaldırıp baş aşağı kara çalının üzerine atar. Hacıvat gelerek Karagöz’e Leyla ile Mecnun’un hikayesini anlatarak, Zebani’nin kara çalıyı onları ayırmak için koyduğunu söyler. Perdeye içinde Leyla’nın babası ve annesinin olduğu bir kervan gelir. Hacıvat onlara bir ev bulur. Daha sonra Mecnun’un babası olan Halepli Haşim gelir. Hacıvat Leyla’nın anne ve babasının olduğu yere ergeç Mecnun’un da geleceğini söyler. Mecnun gelip Leyla’ya olan aşkını Hacıvat’a anlatır ve ondan yardım ister. Bu esnada bir aslan gelip Karagöz’ün köpeğini yutar. Leyla’nın babası kızını Mecnun’a istemeye gelen Hacıvat’ı kovar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hacivat, Karagöz‘ün ninesi olan Cazu’dan yardım ister. Cazu nine Leyla’nın babasına giderek eğer kızlarını Mecnun’a vermezlerse Leyla’nın öleceğini söyler. Bunun üzerine Leyla’nın babası kızını Mecnun’a vermek için üç şart koşar. Birincisi Mecnun çok sevdiği dişi ahuyu öldürecektir. İkincisi aslan ile boğuşup onu da öldürmesi. Üçüncüsü ise yedi başlı ejderhayı öldürmesi. Karagöz Mecnun’a bir bıçak verir. Mecnun kendi isteğiyle ahuyu öldürür. Daha sonra aslan ile ejderhayı da öldürür ve koşulları yerine getirmiş olur. Zebani iki sevgilinin kavuşmasını engellemek amacıyla araya yine kara çalı koyarsa da Mecnun bıçağı ile karaçalıyı kesip atar. Sevgililer birbirlerine kavuşurlar ve kervanla memleketlerine dönerler…</p>
<p style="text-align: justify;">LEYLA ve MECNUN</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Rabbim! Aşk belasıyla beni tanıştır<br />
Beni bir an bile olsa; aşk belasından ayırma!</p>
<p style="text-align: justify;">Detlilerden yardımını uzak tutma.<br />
Yani beni daha çok belalara müptela eyle!</p>
<p style="text-align: justify;">Ben var oldukça, beladan, isteğimi uzaklaştırma!<br />
Ben belayı isterim, çünkü bela da beni ister.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi belasıyla ağırbaşlılığımı gevşetme!<br />
Ta ki dostlar beni kınayıp vefasız demesinler!</p>
<p style="text-align: justify;">Gidip geldikçe, sevgilimin güzelliğini arttır,<br />
Sevgilimin derdine beni daha çok mübtela et.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben nerede, mevki ve itibar kazanma nerede?<br />
Bana yoksulluk ve yokluk ulaşma kabiliyeti ver</p>
<p style="text-align: justify;">Senden ayrıyken, bedenimi öyle zayıf kıl ki,<br />
Bahar yeli beni sana kavuştursun.</p>
<p style="text-align: justify;">Fuzûlî’ nin nasibi gibi beni gururlandırıp,<br />
Ey Rabbim, asla beni bana bağlı kılma!</p>
<p style="text-align: justify;">Sonunda yar, ağlayıp inlememize acıdı ve<br />
Bugün hüzünler evimize ayak bastı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gözyaşı yağmurum, demek, öyle tesir etti ki,<br />
Gül bahçemizde taze bir gül dalı düşürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Ah ateşinin bizi yaktığı,<br />
Ayrılık gecesini aydınlatan meş’ aleden bellidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer ağlayan gözümüzde uyku olsaydı,<br />
Bu kavuşma uyku halinde görülen bir rüya demek mümkün olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğümüz bir hayal mi?<br />
Yoksa sevgilinin yanımıza geleceği aklımıza bile gelmezdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey can ve gönül! Sevgili, misafirimiz oldu!<br />
Neyimiz varsa, misafirimizin ayaklarına dökelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ey Fuzûlî! Sevgilinin kasdı, canımızı almakmış.<br />
Gel.. Güzel uğruna can vermeyi kendimize bir borç bilelim.</p>
<p style="text-align: justify;">**<br />
Fuzûli’ nin 1535′ te yazdığı<br />
Leylâ ve Mecnûn adlı mesnevîsi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/leyla-ile-mecnun-efsanesi-hakkinda-bilgi+leyla-ile-mecnun-efsanesi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

