<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakkında Bilgi &#187; İslamiyet</title>
	<atom:link href="http://www.hakkinda-bilgi.org/category/islamiyet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakkinda-bilgi.org</link>
	<description>Hakkında Bilgiler, Hakkında Bilgi Nedir, Hakkındaki, Ne Demek,</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Oct 2011 08:35:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bir Kese Altın</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/bir-kese-altin-hakkinda-bilgi+bir-kese-altin-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/bir-kese-altin-hakkinda-bilgi+bir-kese-altin-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 21:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kese Altın]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9894</guid>
		<description><![CDATA[Süfyân-ı Sevrî hazretleri son anlarını yaşıyordu. Yastığının altından bir kese çıkardı. İçinde altınlar vardı. Yanındaki dostlarına, &#8216;Bunu sadâka olarak dağıtın&#8217; buyurdu. Dostları bu hâli hayretle karşıladılar ve: &#8220;Allah Allah! Süfyân-ı Sevrî dünya malına ehemmiyet vermez, yanında dünyalık bulundurmazdı. Bu kadar parayı saklamanın sebebi ne ola ki?&#8221; diye birbirlerine sordular. Süfyân-ı Sevrî hazretleri onların şaşkınlığını görünce, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-9894"></span>Süfyân-ı Sevrî hazretleri son anlarını yaşıyordu. Yastığının altından bir kese çıkardı. İçinde altınlar vardı. Yanındaki dostlarına, &#8216;Bunu sadâka olarak dağıtın&#8217; buyurdu.</p>
<p>Dostları bu hâli hayretle karşıladılar ve:</p>
<p>&#8220;Allah Allah! Süfyân-ı Sevrî dünya malına ehemmiyet vermez, yanında dünyalık bulundurmazdı. Bu kadar parayı saklamanın sebebi ne ola ki?&#8221; diye birbirlerine sordular.</p>
<p>Süfyân-ı Sevrî hazretleri onların şaşkınlığını görünce, durumu şöyle izah etti:</p>
<p>- Bu para ile, ben, dinimi korudum. Şeytanımı ve nefsimi susturdum. Nefis ve şeytan ne zaman bana,&#8217;Giyecek bir şeyin yok. Bunlar için dünyaya çalış, dünyalık kazan diye vesvese vermeye çalışsalar onlara bu altınları gösterir, başımdan kovardım, Bu altınları onlara karşı silah olarak kullanırdım.&#8217;</p>
<p>Altınlar dağıtıldıktan sonra, Süfyân-ı Sevrî hazretleri de vefat etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/bir-kese-altin-hakkinda-bilgi+bir-kese-altin-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beni Kendinle Meşgul Eyle</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/beni-kendinle-mesgul-eyle-hakkinda-bilgi+beni-kendinle-mesgul-eyle-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/beni-kendinle-mesgul-eyle-hakkinda-bilgi+beni-kendinle-mesgul-eyle-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 21:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Beni Kendinle Meşgul Eyle]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9892</guid>
		<description><![CDATA[Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-9892"></span>Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı.</p>
<p>O da;</p>
<p>&#8220;Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum.&#8221; diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı.</p>
<p>Bir ses duyuldu:</p>
<p>&#8220;Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz.&#8221;</p>
<p>Bu sözü işitince;</p>
<p>&#8220;Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma.&#8221; diye duâ etti.</p>
<p>Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı;</p>
<p>&#8220;Bu benim son namazımdır.&#8221; diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla;</p>
<p>&#8220;Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın.&#8221; diye duâ ederdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/beni-kendinle-mesgul-eyle-hakkinda-bilgi+beni-kendinle-mesgul-eyle-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekkeye Gelen Sarhoş</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/tekkeye-gelen-sarhos-hakkinda-bilgi+tekkeye-gelen-sarhos-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/tekkeye-gelen-sarhos-hakkinda-bilgi+tekkeye-gelen-sarhos-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 21:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Tekkeye Gelen Sarhoş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9889</guid>
		<description><![CDATA[Ebu Said-i Mihne tekkede dervişleriyle oturuyordu. Birden içeriye perişan bir halde bir giriverdi. Yapılmayacak şeyle yapmaya, ağlamaya dövünmeye başladı. Şeyh onu yanına gelmiş, yerlere yıkılmış olarak görünce acıdı, kalkıp yanına gitti. - Ey sarhoş, kendine gel. Burada öyle gürültü yapıp durma, neden ağlıyorsun? Ver elini bana, ayağa kalk, dedi. Sarhoş ise dedi ki: - Ey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-9889"></span>Ebu Said-i Mihne tekkede dervişleriyle oturuyordu. Birden içeriye perişan bir halde bir giriverdi. Yapılmayacak şeyle yapmaya, ağlamaya dövünmeye başladı. Şeyh onu yanına gelmiş, yerlere yıkılmış olarak görünce acıdı, kalkıp yanına gitti.</p>
<p>- Ey sarhoş, kendine gel. Burada öyle gürültü yapıp durma, neden ağlıyorsun? Ver elini bana, ayağa kalk, dedi.</p>
<p>Sarhoş ise dedi ki:</p>
<p>- Ey şeyh, Allah sana yardım etsin1 El tutmak senin harcın mı? Sen başını al da git. Yıkılmak bneim payıma düştü, bırak beni. Eğer herkes düşkünlerin elinden tutabilseydi, karınca yiğitlik meclisinin baş köşesine otururdu. Bu iş senin yapabileceğin bir şey değil, çekil başımdan!</p>
<p>Bu sözleri duyan şeyh yere yıkıldı, sapsarı yüzü kanlı gözyaşlarıyla kızıla boyandı.</p>
<p>Ey kendisinden başka var olmayan, ey herkesin feryadına yetişen, benim imdadıma sen yetiş. Düştüm ben, elimi sen tut.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/tekkeye-gelen-sarhos-hakkinda-bilgi+tekkeye-gelen-sarhos-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlana Celaleddini Rumi</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/mevlana-celaleddini-rumi-hakkinda-bilgi+mevlana-celaleddini-rumi-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/mevlana-celaleddini-rumi-hakkinda-bilgi+mevlana-celaleddini-rumi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2009 12:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslamiyet Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Celaleddini Rumi Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Nerede Yaşadı]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlananın Doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlananın Eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlananın Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Rumi Ne Demek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9810</guid>
		<description><![CDATA[MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ (1207-1273) Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana’nın, Rumi diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-9810"></span><img class="alignleft" title="Mevlana Celaleddini Rumi" src="http://www.hakkinda-bilgi.org/resim/mevlana.gif" alt="Mevlana" width="215" height="290" />MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ (1207-1273)</p>
<p>Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur.<br />
Rumi, Anadolu demektir.</p>
<p>Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyillarda Diyari Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kismının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.<br />
Mevlana’nın doğum yeri, bugünkü Afganistan’da bulunan, eski büyük Türk kültür beldesi Belh’tir.</p>
<p>Mevlana’nın Doğum tarihi ise (6 Rebiu’l Evvel, 604) 30 Eylül 1207′dır. Bazı araştırmacıların tespitine göre, O’nun doğum tarihi 1182′dir.<br />
Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nın annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır.<br />
Babası, Sultanü’l-Ulema (Alimlerin Sultani) ünvanı ile tanınmış, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabasi, Ahmet Hatibi oglu Hüseyin Hatibi’dir. Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmış Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrılmıştır.</p>
<p>Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuş burada tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmışlardır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.</p>
<p>Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etmiştir. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) gelip Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleşmişlerdir.</p>
<p>1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kalmışlardır. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlenmiş bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu olmuştur. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.</p>
<p>Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet edip ve Konya’ya yerleşmesini istemiştir.</p>
<p>Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.</p>
<p>Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etmiştir. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçilmiştir. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolunmuştur.</p>
<p>Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplanmış Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak görmüşlerdir. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar vermeye başlamıştır.</p>
<p>Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaşmıştır. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştür. Ancak beraberlikleri uzun sürmemiş Şems aniden ölmüştür.</p>
<p>Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü vefat etmiştir.</p>
<p>Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.</p>
<p>MEVLÂNA’NIN ESERLERİ</p>
<p>MESNEVİ<br />
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla “İkişer, ikişerlik” demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.</p>
<p>Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî’de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.</p>
<p>Mesnevî her ne kadar klâsik doğu’şiirinin bir şiir tarzı ise de “Mesnevî” denildiği zaman akla “Mevlâna’nın Mesnevî’si”gelir. Mevlâna Mesnevî’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram’da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.</p>
<p>Mesnevî’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlâna Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.</p>
<p>Mesnevî’nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün – Fâ i lün’dür</p>
<p>Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî’sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.</p>
<p>DİVAN-I KEBİR<br />
Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr “Büyük Defter” veya “Büyük Dîvân” manasına gelir. Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr’in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr’in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.</p>
<p>MEKTUBAT<br />
Mevlâna’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.</p>
<p>Fİ Hİ MA Fİ H<br />
Fîhi Mâ Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.</p>
<p>MECÂLİS-İ SEB’A<br />
(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb’a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna’nın yedi meclisi’nin, yedi vaazı’nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :</p>
<p>1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.<br />
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.<br />
3. İnanç’daki kudret.<br />
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah’ın sevgili kulları olurlar.<br />
5. Bilginin değeri.<br />
6. Gaflete dalış.<br />
7. Aklın önemi.</p>
<p>Bu yedi meclis’de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/mevlana-celaleddini-rumi-hakkinda-bilgi+mevlana-celaleddini-rumi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ayı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-ayi-2-hakkinda-bilgi+ramazan-ayi-2-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-ayi-2-hakkinda-bilgi+ramazan-ayi-2-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 19:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Ayının Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9807</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan&#8217;ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü&#8217;minlerin çevresini sarar. . Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı&#8230; Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü&#8217;minlerle birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9807"></span><img class="alignleft" title="ramazan1" src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-content/uploads/2009/04/ramazan1.jpg" alt="ramazan" width="127" height="127" />Ramazan&#8217;ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü&#8217;minlerin çevresini sarar. .<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı&#8230;<br />
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü&#8217;minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.</p>
<p>Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur&#8217;ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.</p>
<p>Mü&#8217;minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.</p>
<p>Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.</p>
<p>Ubâde bin Samit anlatıyor:<br />
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah&#8217;ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah&#8217;a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah&#8217;ın rahmetinden nasibini alamayandır.&#8221;(1)</p>
<p>Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü&#8217;min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah&#8217;tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.</p>
<p>Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.</p>
<p>Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.</p>
<p>Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:<br />
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:</p>
<p>&#8220;Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.<br />
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.<br />
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.<br />
Bu ay yardımlaşma ayıdır.<br />
Bu ay mü&#8217;minlerin rızkını arttıracak aydır.<br />
Bu ayda her kim oruçlu bir mü&#8217;mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.&#8221;</p>
<p>Ashâb-ı Kiramdan bazıları, &#8220;Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz&#8221; dediler.<br />
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, &#8220;Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü&#8217;mine iftar ettirene de verir&#8221; buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:</p>
<p>&#8220;Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.<br />
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.<br />
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.</p>
<p>Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah&#8217;tan mağfiret dilemenizdir.<br />
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah&#8217;tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah&#8217;a sığınmaktır.<br />
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.(2)<br />
Kaynaklar:<br />
(1) et-Tergib ve&#8217;t-Terhîb, 2:99.<br />
(2) A.g.e, 2:94.<br />
Mehm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-ayi-2-hakkinda-bilgi+ramazan-ayi-2-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-bayrami-2-hakkinda-bilgi+ramazan-bayrami-2-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-bayrami-2-hakkinda-bilgi+ramazan-bayrami-2-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 19:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9805</guid>
		<description><![CDATA[Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü&#8217;minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır. Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9805"></span><img class="alignleft" title="ramazan_2" src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-content/uploads/2009/04/ramazan_2.jpeg" alt="ramazan_2" width="70" height="70" />Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü&#8217;minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü&#8217;minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur&#8217;ân&#8217;lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan Bayramının mü&#8217;minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan&#8217;ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü&#8217;minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından İtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü&#8217;minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır&#8221;(1) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber, &#8220;Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir&#8221;(2) buyurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan Bayramım da bu manada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir.(3) Bu sır içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır. Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın haram olması, mü&#8217;minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini hatırlatan en etkili bir sebeptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de Onun rızasına uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı adet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan evlerinden ayrılmazlardı. (4)</p>
<p style="text-align: justify;">Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:<br />
&#8220;Sevabını Allah&#8217;tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.&#8221; (5)</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş&#8217;e içinde yaşanırdı. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber hanımlarının da, diğer hanımlar ve kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi. Kadınlar cemaatin arka tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan îbni Mes&#8217;ud (r.a.) devamla şöyle der:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Resuîullah Aleyhissaiâtü Vesselam üzerine şehadet ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda bulundu, öğüt verdi ve sadaka vermelerini emretti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilal de elbiselerini açmış, vermelerini işaret etmekte idi. Kadınlar yüzük, halka ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar.&#8221; (7)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, &#8220;Kadınların bu verdikleri Ramazan Bayramı zekatı mı idî?&#8221; sualine şöyle cevap verdi: &#8220;Hayır, lakin o vakit verdikleri bir sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor ve atıyorlardı.&#8221;(8)</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi&#8217;l-Hudri de (r.a.) bayram gününde en çok sadaka verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sa&#8217;d bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler:<br />
&#8220;Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:<br />
&#8220;Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir.&#8221;(9)</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin açıkça gösterilmesine vesile olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade edilmiştir. Bu hususta Müslim&#8217;de ayrı bir bab ayrılmış ve misaller verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar.&#8221;(10)</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması lazımdır. Eğlence meşru dairede olmalı ve günah unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram Allah&#8217;ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok Allah&#8217;ı hatırlayıp şükretmeye ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni bir değişimin başı, bir dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın daha geçip gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan vesilelerden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha (Allah&#8217;ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti kaçırır.&#8221; (11)</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları esnasında getirilen tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin yerine getirilmesine en büyük bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil, yeryüzünde sayısı milyarlara varan Müslümanların hep beraber aynı anda tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde, karşımıza çıkan muhteşem tablo, bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur. O anda adeta yeryüzü tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale bürünür. Misâl âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta muhteşem bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük meselelerden çıkan kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun için bayramda her mü&#8217;minin kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi, kuvvetlendirmesi, fakirlerin yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata geçsin.<br />
Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve gönüllerde manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti karşısında yüce duygulara taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hüreyre anlatıyor:<br />
Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:<br />
“Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” (12)</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline getirir, bu sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.<br />
Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve güzel elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb. tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana kazandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü verilir. Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi gerekir. Zaten Ramazan Bayramının hadislerde geçen adı &#8220;İydü&#8217;I-fıtr&#8221;, yani Fıtr Bayramı demektir. Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı için bu adı almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü&#8217;minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle &#8220;Bârekâllâhü lenâ ve leküm&#8221; diyerek bayramlaşılardı, yani &#8220;Allah bizden de, sizden de kabul etsin&#8221; dedikleri rivayet edilir.(13) Bu tebrikleşme bizim dilimizde &#8220;Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar&#8221; gibi sözlerle ifade edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/ramazan-bayrami-2-hakkinda-bilgi+ramazan-bayrami-2-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/kurban-bayrami-hakkinda-bilgi+kurban-bayrami-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/kurban-bayrami-hakkinda-bilgi+kurban-bayrami-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 19:06:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram Namazı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Bayramı Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Eti Nasıl Dağıtılır]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Nasıl Kesilir]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Neler Kurban Edilir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9802</guid>
		<description><![CDATA[Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli hayvanlardan birini keserek yapılan bir ibadettir. Kurban, Allah Tealâ&#8217;nın ihsan buyurduğu varlığa bir teşekkürdür. Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı Cenab-ı Hakk&#8217;ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim (a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah&#8217;a kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9802"></span><img class="alignleft" title="kuban_bayrami" src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-content/uploads/2009/04/kuban_bayrami.jpeg" alt="kuban_bayrami" width="70" height="70" />Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli hayvanlardan birini keserek yapılan bir ibadettir. Kurban, Allah Tealâ&#8217;nın ihsan buyurduğu varlığa bir teşekkürdür.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı</p>
<p style="text-align: justify;">Cenab-ı Hakk&#8217;ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim (a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah&#8217;a kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama o, adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti. Hz. İbrahim bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu gibi onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. İbrahim a.s. da rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim&#8217;in bu vahyi yerine getirmesi gerekiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bu çok zordu ama Allah&#8217;tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden Allah&#8217;a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi&#8217;s-selâm&#8217;a açmaya karar verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi konu ile ilgili olarak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in açıklamalarını dinleyelim: Allah Teala buyuruyor:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İbrahim &#8216;Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et&#8217; dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, &#8216;Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne dersin ?&#8217; dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.&#8217; dedi. Her ikisi de Allah&#8217;a teslim oldular (Allah&#8217;ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: &#8216;Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.&#8217; Dedik ve ona (İsmail&#8217;e karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim&#8217;e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır.&#8221; (1)<br />
Görülüyor ki, Kur&#8217;an da Hz. İbrahim&#8217;in gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken: &#8220;Ey İbrahim, gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin.&#8221; buyurmuştur.<br />
İbrahim a.s, Allah&#8217;ın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı üzerine yatırınca Cenab-ı Hak, İsmail&#8217;in yerine bir koyun kurban etmesini emretmiştir. Bu, Allah&#8217;ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah, insanları Hz. İbrahim&#8217;in aracılığı ile insanı kurban etmekten korumuş olmasaydı muhtemelen insanlar, insan kurban etme, gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilirdi ve insanları bu korkunç gelenekten kimse de kurtaramazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim a.s oğlu yerine Cenâb-ı Hakk&#8217;ın kendisine gönderdiği koçu kurban etmiştir. Böylece kurban Hz. İbrahim&#8217;den sünnet olarak bize intikal etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban, insanın Allah&#8217;a yaklaşmasına ve O&#8217;nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir. &#8220;Kurban&#8221;kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah&#8217;a ve O&#8217;nun emirlerine bağlılığını, gerekirse O&#8217;nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını göstermiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her şeyde esas olan iyi niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi niyet ve ihlas esastır. Bakınız, bu konuda Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle buyuruluyor:<br />
&#8220;Onların (kurbanların ) ne etleri ne de kanları Allah&#8217;a ulaşır. Fakat O&#8217;na sadece sizin takvanız ulaşır.&#8221; (2) Esasen Allah Teâla ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder. Maide suresindeki şu ayet-i kerimeler bu konuyu bir örnek vererek açıklıyor. Allah Tealâ buyuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;(Ey Muhammed) Onlara Adem&#8217;in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine).<br />
-Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise :<br />
- Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder, dedi ve devam etti : &#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tan korkarım.&#8221; dedi. (3)</p>
<p style="text-align: justify;">Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah&#8217;tan korkması sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle kurbanı kabul edilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgili Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur :<br />
&#8220;Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur.&#8221;(4)</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban, İslâm&#8217;daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir. Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekat gibi Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle buyuruluyor:<br />
&#8220;Kurbanlık deve ve sığırlar, Allah&#8217;ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O halde onları ön ayaklarından biri bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah&#8217;ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz.&#8221;(5)</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
&#8220;Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş edin.&#8221;(6)</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimiz kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim&#8217;in rivayetine göre Enes (r.a.) şöyle demiştir :<br />
&#8220;Allah&#8217;ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi.&#8221; (7)</p>
<p style="text-align: justify;">Kurbanın Hükmü</p>
<p style="text-align: justify;">İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda bulunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam Azam Ebû Hanife&#8217;ye göre kurban vaciptir. Delili de:&#8221;Rabbin için namaz kıl ve kurban kes&#8221;(8) âyet-i kerimesinin delâletiyle peygamberimizin :<br />
&#8220;Kimin hali vakti yerinde olur da kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın.&#8221;(9) Hadisindeki vaid (korkutma) dır. Böyle bir korkutma ancak vacip olan bir ibadetin terki için yapılır. Yani İmam Azam demek istiyor ki, kurban vacip olmasaydı peygamberimiz onu terkedene böyle bir tehditte bulunmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şâfiî, Mâliki ve Hanbelîler ile Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf&#8217;a göre ise kurban vacip değil, sünnet-i müekkededir.(10)<br />
Kurbanın sünnet olduğunu söyleyenlerin dayandıkları delillerin bir kısmı aşağıdaki hadis-i şeriflerdir:<br />
Ümmü Seleme (r.a.)&#8217; den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
&#8220;Bilinen on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen kimse (bedeninden) asla bir kıl almasın, tek bir tırnak kesmesin.&#8221;(11)<br />
Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz kurbanı kişinin isteğine bırakmıştır. Bu ise onun vacip olmadığını gösterir.<br />
Bir başka hadis-i şerif ise meâlen şöyledir:<br />
&#8220;Üç şey vardır, bunlar bana farz, size nafiledir. Onlar da vitir, kurban ve kuşluk namazıdır.&#8221;(12)</p>
<p style="text-align: justify;">Kurbanın hükmü (yani vacip mi sünnet mi olduğu) hakkındaki bu farklı görüş ve içtihatlar sebebiyle; bir kimsenin zekât, hac, sadaka-i fıtır, ve kurban borcu olduğu halde vefat edip bu borçlarının ödenmesi için malının üçte birini vasiyet etse (ki ancak malının üçte birini vasiyet etmeye mezundur) malının üçte biri yeterse borçlarının tamamı ödenir. Malının üçte biri borçlarını ödemeye yetmediği takdirde önce zekât borcu ödenir. Çünkü borçların içerisinden önemli olanı zekâttır. Bu borcu ödendikten sonra malı artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra sadaka-i fıtır borcu ödenir. Daha sonra da malı kalırsa kurban borcu ödenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban Kimlere Borçtur?</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban, mukim olan ve sadaka-i fıtır nisabına malik olan her kadın ve erkek müslümana vaciptir.<br />
Bu tariften şu anlaşılıyor: Müslüman olmayan, seferde bulunan müslümana ve fakir olana kurban vacip değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer seferde bulunduklarında kurban kesmemişlerdir. Şayet seferde olan kimse kurban kesmek isterse, kurban kendisine vacip olduğu için değil, nafile olarak kesebilir, kesmediği takdirde sorumlu olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam Azam Ebû Hanife ile Ebû Yusuf&#8217;a göre kurbanın vacip olmasında akıl ve erginlik çağına gelmiş olma şart değildir. Yani zengin olan çocuğun ve delinin mallarından babaları veya vasileri kurban keserler. Bu kurbanlardan sadece kendileri yiyebilir, başkaları yiyemez.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam Muhammed ile İmam Züfer&#8217;e göre kurbanın vacip olması için akı1 ve erginlik çağına gelmiş olma şarttır. Bu itibarla zengin olan çocuklarla deli olanların mallarından kurban kesilmez. (13) Fetvâ da bu görüşe göredir, yani zengin de olsalar çocuklarla delilerin kurban kesmesi gerekmez. (14)</p>
<p style="text-align: justify;">Zenginliğin Ölçüsü</p>
<p style="text-align: justify;">Herhangi mali bir ibadetin borç olması için ön görülen zenginlik ölçüsü &#8216;Nisap&#8217; kelimesi ile ifade edilmektedir.<br />
Kurban nisabı, kişinin temel ihtiyaçları olan oturacak evi, evinin yeter derecede eşyası, binek için olan hayvanı, üç kat elbisesi, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık nafakalarından ve borcundan fazla 80, 18 gr. altın veya bunun kıymeti para ve eşyaya malik olan kimse kurban kesecek kadar zengin demektir. Bu kimseye yılda bir defa kurban günlerinde kurban kesmek vacip olur.<br />
Bu ölçü aynı zamanda zekat için de geçerlidir. Ancak zekat nisabında malının artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmiş bulunması şarttır.<br />
Kurban nisabında bunlar aranmaz. Kurban kesme günlerinde zengin olan kimseye kurban kesmek vacip olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur?</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere kurban bir ibadettir. Bunun için kurbanlık hayvanların kusursuz olmaları esastır. Her kusur olmasa da bazı kusurlar kurbana manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:<br />
-İki veya bir gözü kör olan,<br />
-Aşırı derecede zayıf olan,<br />
-Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olan,<br />
-Kulağının, kuyruğunun veya tenasül organının üçte birinden fazlası gitmiş olan,<br />
-Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olan,<br />
-Doğuştan kulağı ve tenasül organı olmayan,<br />
-Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan,<br />
-Burnu kesilmiş olan,<br />
-Dilinin çoğu kesilmiş olan,<br />
-Ölüm derecesinde hasta olan.<br />
Böyle kusuru olan hayvanları kurban etmek câiz değildir. Bunun için kurbanlık satın alınırken kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.<br />
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere bayramın ilk üç günüdür. (Şafiîlerde dördüncü günü de olabilir.)<br />
Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek, kurban olmaz. Peygamberimiz buyuruyor :<br />
&#8220;Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazı kılmaktır. Sonra evlerinize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim önce kurban keserse o da ancak ailesine bir et sunmuş olur, bu kestiği kurban olmaz.&#8221;(15)</p>
<p style="text-align: justify;">Kurbanın Bedelini Yoksullara Vermekle Kurban Kesilmiş Olur mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı kimseler hemen her yı1 kurban bayramında bu soruyu sorarlar: Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksullara vermekle kurban kesilmiş olur mu? Kurbanın rüknü, kurban edilmesi câiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz, bu ancak sadaka olur.<br />
Yalnız kurban kendisine vacip olan kimse satın aldığı kurbanı her hangi bir sebeble kurban günlerinde kesmez veya hiç kurban satın almaz ise kurban günleri geçtikten sonra, bu kimse kurbanlık hayvanının kıymetini fakirlere sadaka olarak verir. Satın alıp kesmediği kurbanını ise canlı olarak fakire verir. Kurban günleri geçtikten sonra daha önce satın alınmış kurbanlık artık kesilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurbanı kesebiliyorsa kendisi keser. Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin kendisinin yapması, başkasına vekâlet vermesinden daha faziletli ve sevaptır. Peygamberimiz vedâ haccında yüz deve kurban etmiş, bunların altmış üç tanesini bizzat kendileri kesmiş, kalanlarını da Hz. Ali&#8217;ye vekâlet vererek kestirmiştir.(16) Şayet kendisi kesemiyorsa o takdirde ehil olan birisine vekâlet vermek suretiyle kestirir ve kendisi de orada hazır bulunur. Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma&#8217;ya :<br />
&#8220;Kurbanın kesilirken orada hazır bulun. Zira işlemiş olduğun her günah, kurbanın kanından ilk damlası yere düştüğünde, bağışlanır&#8221; (17) buyurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce de söylediğimiz gibi, kesebiliyorsa kendisi, kesemiyorsa ehil olan birisine kestirmelidir. Hayvan kesmede ehil olmayan yani bunu beceremeyen kimseler, hayvana eziyet ederler ki, bu haramdır, günahtır. Bir ibadet yapılırken günah işlenmez.<br />
Hemen her yıl kurban bayramı günlerinde televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, seyredenlere büyük rahatsızlık vermektedir. Bu görüntülerin ortadan kalkması, kurbanların ehil olan kimseler tarafından kesilmesine bağlıdır. Ehil kimse bulamayanlar kurbanlarını mezbahalarda kestirmelidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurtdışında bulunanlardan kurbanlarını memleketlerinde kestirmek isteyenler, bir tanıdıklarına vekâlet vermek suretiyle kurbanlarını kestirebilirler. Böyle yaptıkları takdirde hem kurbanları kesilmiş, hem de daha iyi değerlendirilmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban Nasıl Kesilir?</p>
<p style="text-align: justify;">Hayvan incitilmeden kesilecek yere götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye karşı sol tarafları üzerine yavaşça yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı da bağlanır. Sonra kesecek olan:<br />
&#8220;Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber ve Lillahilhamd. Bismillâhi Allahü ekber&#8221; der, ara vermeden büyük ve keskin bir bıçakla keser.<br />
Sadece &#8220;Bismillâhi Allahü ekber&#8221; diye kesse de olur.<br />
Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının kesilmesi gerekir.<br />
Kurban kesildikten sonra sahibi, Allah rızası için iki rekat namaz kılar, sonra da dua ederek Cenâb-ı Hak&#8217;tan dileklerde bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban Etinin Taksimi</p>
<p style="text-align: justify;">Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilir. Ancak bir ailenin fertleri için kurban edilen hayvanın etini taksim etmek gerekmez. Bunun gibi ortaklaşa kurban kesenler kurban etini tamamen yoksullara veya bir hayır kurumuna verecek olurlarsa yine kurban etini taksim etmeleri gerekmez.<br />
Kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya kendisi ve çoluk çocuğu için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı, kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesmeyen yoksullara sadaka olarak dağıtmak, bir bölümünü de akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de kendi çoluk çocuğu ile yemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurban etinden müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şayet kurban kesen kimsenin çoluk çocuğu kalabalık ve hali vakti de çok iyi değilse bu takdirde kurban etini sadaka ve hediye olarak dağıtmayıp, tamamını çoluk çocuğu için alıkoyması daha uygun olur. Çünkü kan akıtmakla kurban vecibesi yerine getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimizin Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicretlerinin ikinci yılında meşru kılınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peygamberimiz Medine&#8217;ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz: &#8220;Bu günler ne oluyor?&#8221; diye sorduğunda, onlar &#8220;Biz cahiliyette bu günlerde oynayıp eğlenirdik.&#8221; dediler. Bunun üzerine peygamberimiz : &#8220;Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı&#8221; (18) buyurdu. Ramazan bayramı namazı gibi kurban bayramı namazı da vaciptir ve Cuma namazının şartlarına tabidir. Yani Cuma namazını kılmakla yükümlü olanlar, bayram namazını kılmakla da yükümlüdürler. Ancak Cuma namazı farz, bayram namazı ise vaciptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram namazı</p>
<p style="text-align: justify;">Güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğleye kadar kılınır. Herhangi bir sebeple ilk günü kılınamazsa ertesi günü kılınır. Bayram namazı Cuma namazı gibi ancak cemaatle kılınır. İki rekattır. Şöyle niyet edilir:<br />
&#8220;Niyet ettim Allah rızası için kurban bayram namazını kılmaya, uydum imama.&#8221; Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta &#8220;Süphaneke&#8221; okunur. Sonra imam açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa &#8220;Allahü ekber&#8221; diye tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır. İmam Fatiha ve sure okur; cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fatiha ve sûre okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik okunur, sonra selâm verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler</p>
<p style="text-align: justify;">a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur&#8217;an okumak ve Allah Teâlâ&#8217;dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:<br />
&#8220;Ramazan ve kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.&#8221;(l9)<br />
b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.<br />
c) Güzel koku sürünmek.<br />
d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.<br />
e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.<br />
f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.<br />
g) Yoksullara çokça sadaka vermek.<br />
h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.<br />
i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.<br />
j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü peygamberimiz böyle yaparlardı.<br />
k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.<br />
Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü görünmek tavsiye edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. Bayram günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma azimlerini artırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah&#8217;a yönelmeleri, O&#8217;ndan af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah&#8217;ın rahmeti kuşatır ve onları affeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu günlerde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah&#8217;a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı &#8220;öf&#8221; demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Her zaman olduğu gibi bayram günlerinde de İslâm&#8217;ın emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur. Bu duygularla hepinizin kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi Cenâb-ı Hak&#8217;tan diliyorum. Mübarek bayramın ülkemize, İslâm alemine ve bütün insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum. Cenâb-ı Hak yaptığımız ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Saffât, 100-111.<br />
2- Hacc, 37.<br />
3- Maide, 27-28.<br />
4- Buharî, Bedülvahiy, 1.<br />
5- Hacc, 36.<br />
6- Tirmizî, Adâhî, 1; İbn Mâce, Adâhî, 3.<br />
7- Müslim, Adâhî 3, İbn Mâce, Adâhî, 2.<br />
8- Kevser, 2.<br />
9- İbn Mâce, Adâhî, 2.<br />
10- Mebsût, c. 12, s. 8, Neylülevtar, c. 5, s. 126.<br />
11-Müslim, Adâhî, 7.<br />
12- Ahmed b. Hanbel.<br />
13- Bedayiu&#8217;s-sanayi, Beyrut, 1974, c. 5, s. 64.<br />
14- Reddülmuhtar, c. 5, s. 309.<br />
15- Buhari, Adâhî, 1.<br />
16- Müslim, Hac, 19.<br />
17- Et-Tergib ve&#8217;t-Terhîb, Beyrut, 1968, c. 2, s. 154.<br />
18- Ebû Davût, Salat, 245.<br />
19- Mecmeu&#8217;zevâid, Beyrut, 1967, c. 2, s. 198.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/kurban-bayrami-hakkinda-bilgi+kurban-bayrami-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadir Gecesi</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/kadir-gecesi-hakkinda-bilgi+kadir-gecesi-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/kadir-gecesi-hakkinda-bilgi+kadir-gecesi-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 19:01:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi İbadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesinin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9799</guid>
		<description><![CDATA[En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9799"></span>En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur&#8217;ân&#8217;da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. <img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.</p>
<p>Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa &#8220;Leyletü&#8217;1-Kadr&#8221; ifadesini açıkça zikretmektedir:<br />
&#8220;Şüphesiz, o Kur&#8217;ân&#8217;ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.&#8221;</p>
<p>Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :<br />
&#8220;O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.&#8221;</p>
<p>Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur&#8217;ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.</p>
<p>Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.</p>
<p>Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur&#8217;ânî sofraya başta Kur&#8217;ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü&#8217;minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü&#8217;minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed&#8217;in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.<br />
Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.</p>
<p>Hadislerde Kadir Gecesi</p>
<p>- Ubâde b. Sâmit (r.a) şöyle demiştir: Resûlu&#8217;llâh salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem, Kadir Gecesi&#8217;ni haber vermek üzere Hâne-i Saâdetinden çıktı. Derken Müslümanlardan iki kişi kavga ettiler. Buyurdular ki: Ben, size Kadir Gecesi&#8217;ni haber vermek üzere çıkmıştım. Filân ile filân kavga ettiler de ona dâir olan bilgi kaldırıldı. İhtimâl ki hakkınızda bu daha hayırlıdır. Artık siz, Kadir Gecesi&#8217;ni yirmiden sonraki yedinci veya dokuzuncu veya beşinci gecelerde arayınız</p>
<p>- İbn-i Abbâs (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ashâb&#8217;ım! Siz leyle-i Kadr&#8217;i Ramazan&#8217;ın aşr-ı ahîrinde arayınız!. Leyle-i Kadir, ya Ramazan’ dan dokuz gece kala, yâhut yedi gece kala, yâhut da beş gece kaladır</p>
<p>- Âişe (r.a)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ramazan&#8217;ın son on günü girince, Nebî salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem ibâdet konusunda daha da ciddî bir sa&#8217;y ü içtihâd arz ederlerdi. Gecesini ihyâ eder, ehl ü âilesini de ibâdet için uyandırırdı.</p>
<p>- Ebû Hüreyre radiyallâhu anh&#8217;den: Şöyle demiştir: Resûlu&#8217;llâh salla&#8217;llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Her kim, imânından dolayı ve mükafatını yalnız Allâh&#8217;tan umarak Kadir Gecesi&#8217;ni ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.</p>
<p>Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?<br />
&#8220;Bin ay&#8221; seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.</p>
<p>Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, &#8220;Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir&#8221; diyerek Kadir Suresini okudu ve, &#8220;İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır&#8221; buyurdu.(1)</p>
<p>Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. (2)</p>
<p>Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur.<br />
Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.</p>
<p>Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?<br />
Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur&#8217;an’ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat’i bir delildir. Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal&#8217;i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur&#8217;an-ı Hakîm&#8217;i Ramazan-ı Şerifte indirmiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakkın hikmetinin muktezasıdır. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten insanları çekmek için oruca emredilecek.</p>
<p>Sure neden Kadir Gecesinde indi?<br />
Peygamber (a.s.m.) her şeyden önce bir uyarıcıdır. Bu ikaz görevini doğrulukla yapması için emri önce kendi nefsinde uygulaması lazımdı. Nefsine uygulamanın en uygun vakti de gece vaktidir.</p>
<p>Neden &#8220;Kadir&#8221; Gecesi?<br />
Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)</p>
<p>&#8220;Kadir&#8221; kelimesinde &#8220;tazyik&#8221; manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.</p>
<p>Bir hadiste, &#8220;O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır&#8221; buyurularak buna işaret edilir. (4)</p>
<p>Kadir Gecesinin Ramazan&#8217;ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan&#8217;ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. &#8220;Onu yirmi yedinci gecede arayınız&#8221; mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. (5)</p>
<p>Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan&#8217;nın yirmi yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir.<br />
Bunun için mü&#8217;minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur&#8217;ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir.<br />
Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur&#8217;ân okunur, Kur&#8217;ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah&#8217;a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır.</p>
<p>&#8220;Kim inanarak, sevabını ancak Allah&#8217;tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir.&#8221; (6)</p>
<p>Bu gecede nasıl dua edelim?<br />
Bunu da Hazret-i Âişe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim:<br />
&#8220;Dedim ki, &#8216;Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?’<br />
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam &#8220;Allahümme inneke afüvvün tuhibbü&#8217;l-afve fa&#8217;fu annî (Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin&#8217; buyurdu&#8221;</p>
<p>Kaynaklar<br />
1) Hak Dini Kur an Dili. 6:4592<br />
2) Muvatta. İtikâf:6<br />
3) Duhan Suresi, 3.<br />
4) Hak Dîni Kur&#8217;ân Dili, 9:5970.<br />
5) Müsned, 2:27.<br />
6) Buhari, Siyam: 71, İbni Mâce, Dua</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/kadir-gecesi-hakkinda-bilgi+kadir-gecesi-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berat Kandili</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/berat-kandili-hakkinda-bilgi+berat-kandili-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/berat-kandili-hakkinda-bilgi+berat-kandili-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 18:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Gecesi İbadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Gecesi Namazı]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Gecesinin Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Kandili Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Kandilinin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Berat Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9796</guid>
		<description><![CDATA[Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev&#8217;inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr&#8217;in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir&#8217;de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat&#8217;ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur&#8217;anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9796"></span>Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev&#8217;inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr&#8217;in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir&#8217;de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat&#8217;ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur&#8217;anın sevabı yirmibine çıkar. <img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur&#8217;anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. ( Said Nursî Şualar: 505)</p>
<p>Hadislerle Berat Kandili</p>
<p>- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:<br />
“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.</p>
<p>Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.</p>
<p>Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:<br />
—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.<br />
—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:<br />
—“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.</p>
<p>Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: &#8220;Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.<br />
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: &#8220;Ne mutlu bu gece rüku edenlere.<br />
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: &#8220;Bu gece secde edenlere ne mutlu&#8221;.<br />
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: &#8220;Bu gece dua edenlere ne mutlu.&#8221; Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -&#8221;Bu gece, Allah&#8217;ı zikredenlere ne mutlu&#8221;.<br />
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: &#8220;Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu.&#8221;<br />
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: &#8220;Bu gece Müslümanlara ne mutlu.&#8221; Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: &#8220;Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.<br />
Bunları gördükten sonra, Cebrail&#8217;e sordum: &#8220;Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?<br />
Şöyle dedi: &#8220;Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder.&#8221;</p>
<p>- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: &#8220;Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: &#8220;Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa&#8217;ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder.&#8221;</p>
<p>Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi</p>
<p>Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.<br />
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.<br />
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.<br />
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.<br />
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:<br />
&#8220;O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur.&#8221;<br />
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil&#8217;in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?</p>
<p>Yıllık kader programı<br />
İbni Abbas&#8217;tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:<br />
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.<br />
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.<br />
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.<br />
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil&#8217;e verilir ki bu büyük bir melektir.<br />
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.<br />
Fahreddin er-Râzî&#8221;nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1<br />
Berat Kandilinin &#8220;bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev&#8217;inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde&#8221; olması bu manalara dayanmaktadır.2<br />
Kur&#8217;ân&#8217;ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:<br />
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.</p>
<p>Berat Gecesinin özellikleri<br />
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü&#8217;min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: &#8220;Mübarek Gece&#8221;, &#8220;Berae Gecesi&#8221;, &#8220;Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü&#8217;min kullarına beraet yazar)&#8221;, &#8220;Rahmet Gecesi.&#8221;<br />
&#8220;Berat, beraet&#8221; kelimesi &#8220;el-berâe&#8221; kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.<br />
&#8220;Berâet&#8221; iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü&#8217;minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.<br />
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs&#8217;teki Mescid-i Aksâ&#8217;dan Mekke&#8217;deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3<br />
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.<br />
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.<br />
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.<br />
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.<br />
4. Allah&#8217;ın af ve bağışlamasının coşması.<br />
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.<br />
Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban&#8217;ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak Allah&#8217;tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka&#8230;<br />
Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.4</p>
<p>Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.<br />
&#8220;Şâban&#8217;ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:<br />
&#8220;İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. &#8220;Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.<br />
&#8220;Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.<br />
&#8220;Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.&#8221;s<br />
Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.</p>
<p>Bu gece af dışı kalanlar<br />
Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:<br />
&#8220;Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şâban&#8217;ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna.&#8221;6 &#8220;Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.&#8221;7<br />
&#8220;Allah Teâlâ Şâban&#8217;ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah&#8217;a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar.&#8221;8<br />
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi<br />
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü&#8217;1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.<br />
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:<br />
&#8220;Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban&#8217;ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder.&#8221;5</p>
<p>Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna.&#8221;6 &#8220;Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.&#8221;7<br />
&#8220;Allah Teâlâ Şâban&#8217;ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah&#8217;a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar.&#8221;8<br />
Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi<br />
Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhis-salâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü&#8217;1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.<br />
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:<br />
&#8220;Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban&#8217;ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder.&#8221;9</p>
<p>İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur&#8217;ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir.</p>
<p>Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.<br />
&#8220;Onun için elden geldiği kadar Kur&#8217;ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.&#8221;10</p>
<p>Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü&#8217;min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.</p>
<p>Berat Gecesi ibadeti<br />
Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur&#8217;ân tilaveti, zikir, teşbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.</p>
<p>İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur&#8217;ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir</p>
<p>Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.<br />
&#8220;Onun için elden geldiği kadar Kur&#8217;ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.&#8221;10</p>
<p>Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü&#8217;min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.</p>
<p>İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ&#8217;da, Berat Gecesinde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs&#8217;te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid&#8217;at bile olduğunu ifade eder.</p>
<p>Bunun yerine kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez.<br />
Çünkü ibadet alışkanlıklarının iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü ile karşılamak faydalı olacaktır.</p>
<p>Berat Gecesi Duası<br />
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:<br />
&#8220;Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.&#8221;11</p>
<p>Berat Duası<br />
Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:<br />
&#8220;Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, &#8216;Allah dilediğini<br />
siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.&#8221;12<br />
Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.</p>
<p>Berat Gecesi Namazı -I<br />
Şaban ayının on beşinci gecesi kılınacak olan namaz ; yüz rekattır. Bu namazın her rekatında, Fatihadan sonra on kere ihlas süresi okunur. Yüz rekat kılan kişi bin defa ihlas süresini okumuş olur.<br />
Bu namaza hayır namazı da denmiştir. Geçmiş büyükler bu namazı toplu halde cemaatle de kılmışlardır. Bu namazın çok fazileti olduğu gibi, hesaplanama-yacak kadarda çok sevabı vardır.</p>
<p>Hasan-ı Basri Rahmetullahı Aleyh&#8217;den gelen rivayete göre:<br />
&#8220;Otuz sahabeden dinledim, bu namaz için şöyle dediler: &#8220;Her kim bu namazı, berat gecesi kılar ise. Allah-u Teala&#8217;nın yetmiş rahmet nazarı ona ulaşır. Her nazarda, kendisinin yetmiş ihtiyacı yerine gelir. Bunların en küçüğü, Allah-u Teala&#8217;nın mağfiretidir.</p>
<p>Berat Gecesi Namazı -II<br />
Berat gecesi kılınan namazlardan biride iki rekat olarak kılınır.<br />
Birinci rekatta Fatiha okunduktan sonra kısa bir sure okunarak rükuya gidilir. Rükudan doğrulur ve secdeye gidilir. Secdede uzun sure kalınır, bu konuda belli bir tahdit yoktur, ne kadar dayanabilirsen.<br />
İkinci rekatta da aynı şekilde Fatihadan sonra kısa bir sure okunur. İlk rekatta olduğu gibi secdeye gidildiğinde yine uzun sure secdede kalınır. Gücünüzün yettiği kadar. Secdeden kalkılır tahiyatta okunacaklar okunur ve selam verilir. Selam ile birlikte eller dua için alemlerin Rabbine kalkar&#8230;<br />
Bu namaz hakkında Hz. Aişe Radıyallahu An-hum&#8217;a validemiz, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem&#8217;in şöyle buyurduğunu nakletmiştir.<br />
-&#8221;Ya Aişe, bu gecenin nasıl bir gece olduğunu bilir misin? Bende<br />
-&#8221;En iyisini, Allah ve Resulü bilir.&#8221; Dedim. Şöyle buyurdu:<br />
-&#8221;Bu gece şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin&#8221;?<br />
-&#8221;Olur&#8221; dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekata kaktı. Ayakta iken, birinci rekatta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu secdede dahi, tan yeri ağarıncaya kadar kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, bunun için Yüce Allah ruhunu aldı sandım. Bana gelmesi uzayınca, kendisine yaklaştım. Hatta ayaklarına elimi sürdüm. Hareket ettiğini görünce rahatladım. Secdesinde şöyle dediğini işittim:<br />
&#8220;Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem&#8230;&#8221;<br />
Sonra kendisine sordum: &#8220;Ya resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım. Böyle demem üzerine, bana sordu: &#8220;Sen onları öğrenebildin mi&#8221;? Bu sorusuna karşılık: &#8220;Evet&#8221; deyince, şöyle buyurdu:<br />
&#8220;Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret.&#8221;</p>
<p>Kaynaklar<br />
1 Hülâsâtü&#8217;l-Beyân. 13:5251.<br />
2 Şualar, s,426.<br />
3 TDİ.&#8221;Berat&#8221; maddesi.<br />
4 Hak Dini Kur an Dili, 5:4295<br />
5 İbni Mâce, İkame, 191.<br />
7 et-Tergîb ve&#8217;t-Terhib, 2:118.<br />
8 İbni Mace, İkametü&#8217;s-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.<br />
9 Tirmizî, Savm:39.<br />
10 Şualar, s.426.<br />
11 et-Tergib ve&#8217;t-Terhîb, 2:.119, 120.<br />
12 Ra’d Suresi, 39; Mecmuatü’l-Ahzab, 1:597.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/berat-kandili-hakkinda-bilgi+berat-kandili-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miraç Kandili</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/mirac-kandili-hakkinda-bilgi+mirac-kandili-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/mirac-kandili-hakkinda-bilgi+mirac-kandili-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 18:46:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mübarek Gün ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Gecesi Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Gecesi Namazı]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Nasıl Oldu]]></category>
		<category><![CDATA[Miraç Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Miracın Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarek Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Mübarey Gün ve Geceler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9792</guid>
		<description><![CDATA[Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur&#8217;ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9792"></span>Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur&#8217;ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle anlatılır:</p>
<p>“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram&#8217;dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ&#8217;ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)</p>
<p>Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle&#8217; anlatılır:</p>
<p>“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me&#8217;vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre&#8217;yi Allah&#8217;ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)</p>
<p>Miraç nasıl oldu?<br />
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ&#8217;ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.<br />
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke&#8217;den), Mescid-i Aksâ&#8217;ya (Kudüs&#8217;e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs&#8217;e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa&#8217;nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ&#8217;ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.<br />
Bir rivayette Hz. İsa&#8217;nın doğduğu yer olan Betlaham&#8217;a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü&#8217;s-Sahra&#8217;nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.</p>
<p>Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.<br />
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü&#8217;l-müntehâ&#8217;ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü&#8217;l-Ma&#8217;mur&#8217;u ziyaret etti.<br />
Hz. Cebrail&#8217;in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.<br />
Süleyman Çelebi&#8217;nin dediği gibi</p>
<p>“Aşikâre gördü Rabbü&#8217;l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti” İnşaallah&#8230;</p>
<p>Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “50 vakit namaz” buyurdu.</p>
<p>Hz. Musa&#8217;nın, “Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.</p>
<p>Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail&#8217;in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke&#8217;ye döndü.</p>
<p>Sabah olunca Kabe&#8217;nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.</p>
<p>Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs&#8217;e, Mescid-i Aksâ&#8217;ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ&#8217;yı görmüş olanlar, “Mescid-i Aksâ&#8217;yı bize anlatır mısın?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.</p>
<p>Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:<br />
“Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü&#8217;l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.”</p>
<p>Bunun üzerine müşrikler:<br />
“Vallahi dos doğru tarif ettin” dediler, ama yine de iman etmediler.</p>
<p>O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.</p>
<p>Peygamberimiz neden mirac’a çıktı?<br />
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.<br />
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz&#8217;i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz&#8217;i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.</p>
<p>Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.</p>
<p>Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi&#8217;râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.</p>
<p>Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi&#8230;</p>
<p>Peygamberimiz, Allah ( c.c )ile nasıl görüşebilir?<br />
Soru: “Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?”</p>
<p>Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır.<br />
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.<br />
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.<br />
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.</p>
<p>Bir insan nasıl göklere çıkabilir?<br />
Soru: “Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay&#8217;a ve Venüs&#8217;e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?”</p>
<p>Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman&#8217;ın Arşına çıkaramaz mı?</p>
<p>Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?<br />
Soru: &#8220;Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?&#8221;</p>
<p>Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.</p>
<p>Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.</p>
<p>Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.<br />
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü&#8217;1-Me&#8217;vâ&#8217;nın gövdesi olan Sidretü&#8217;l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.</p>
<p>Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.</p>
<p>Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?<br />
Soru: &#8220;Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?&#8221;</p>
<p>Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn&#8217;dır.</p>
<p>Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?</p>
<p>Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.</p>
<p>Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.</p>
<p>İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak&#8217;a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.</p>
<p>Miraçın benzeri bir olay var mıdır?<br />
Soru: &#8220;Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?&#8221;</p>
<p>Miraçın çok örnekleri vardır:<br />
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.<br />
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.<br />
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.<br />
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.<br />
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.<br />
Cennette, Cennet ehli mü&#8217;minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.</p>
<p>Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü&#8217;minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.</p>
<p>Miraçla gelen hediyeler</p>
<p>Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü&#8217;min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü&#8217;minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.</p>
<p>İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.</p>
<p>Mü&#8217;minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.</p>
<p>Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.<br />
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.</p>
<p>Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü&#8217;minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.</p>
<p>Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.<br />
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, &#8220;Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah&#8217;ın rahmetine gireceksin&#8221; dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)</p>
<p>Miraç Gecesi Namazı<br />
Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :</p>
<p>“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.</p>
<p>Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.</p>
<p>Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz<br />
Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.<br />
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.</p>
<p>Kaynaklar:<br />
1. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 31. Söz<br />
2. Mübarek Aylar Günler ve Geceler<br />
3. Üç Aylar İbadet Rehberi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/mirac-kandili-hakkinda-bilgi+mirac-kandili-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

