<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakkında Bilgi &#187; Namaz Hakkında</title>
	<atom:link href="http://www.hakkinda-bilgi.org/category/islamiyet/namaz-hakkinda/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakkinda-bilgi.org</link>
	<description>Hakkında Bilgiler, Hakkında Bilgi Nedir, Hakkındaki, Ne Demek,</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Oct 2011 08:35:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Abdest Nedir</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-hakkinda-bilgi+abdest-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-hakkinda-bilgi+abdest-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest Nasıl Alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdestin Farzları]]></category>
		<category><![CDATA[Abdestin Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Abdestin Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Abdestin Sünnetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Abdest Almak Gerek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9695</guid>
		<description><![CDATA[A) MAHİYETİ ve ÖNEMİ Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve &#8220;el suyu&#8221; anlamına gelen abdest, belirli ibadetlerin ifasının ön şartı olan ve kendisi de ibadet mahiyetinde görülen bir nevi hükmî temizliktir. Arapça karşılığı güzellik, temizlik ve parlaklık anlamına gelen &#8220;vudû&#8221;dur. Fıkıhta abdest, &#8220;belli uzuvları usulüne uygun olarak su ile yıkamak ve bazılarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9695"></span><strong>A) MAHİYETİ ve ÖNEMİ </strong><br />
Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve &#8220;el suyu&#8221; anlamına gelen abdest, belirli ibadetlerin ifasının ön şartı olan ve kendisi de ibadet mahiyetinde görülen bir nevi hükmî temizliktir. Arapça karşılığı güzellik, temizlik ve parlaklık anlamına gelen &#8220;vudû&#8221;dur. Fıkıhta abdest, &#8220;belli uzuvları usulüne uygun olarak su ile yıkamak ve bazılarını da eldeki su ıslaklığı ile meshetmek&#8221; şeklindeki ibadet temizliği olarak tarif edilir.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Abdestle ilgili olarak Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de, &#8220;Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başınızı meshedin ve topuklara kadar ayağınızı yıkayın. Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin&#8221; (el-Mâide 5/6) buyurulur. Bu âyet Medine döneminde nâzil olmuş ise de, müslümanların Mekke döneminde mi`rac gecesinde namazın farz kılınmasından itibaren namaz öncesinde mendup bir davranış olarak abdest aldıkları bilinmektedir. Âyet bunu müstakil bir hükümle teyit etmiş, ayrıca abdestin her amel için değil namaz için farz kılındığını açıklamıştır. Hz. Peygamber de hem müslümanlara fiilî olarak abdestin nasıl alınacağını göstermiş hem de abdestsiz olarak kılınacak hiçbir namazın Allah katında kabul olunmayacağını belirtmiştir (Buhârî, &#8220;Vudû&#8221;, 2; İbn Mâce, &#8220;Tahâret&#8221;, 47).</p>
<p>Abdest başlı başına maddî temizlik özelliği de taşıyıp sağlık açısından bir dizi faydalar içermekle birlikte esasen hükmî temizlik işlemi ve arınma yoludur. Bunun için de fıkıh dilinde maddî kirlilikten temizlenme &#8220;necâsetten tahâret&#8221; olarak anılır; hükmî kirlilik olan hadesten temizlik ise birer hükmî temizlik usulleri olan abdest ve gusülle olur. Abdest ile ağız, diş, burun, el, yüz ve ayaklar gibi kirlenmeye ve dışarıdan gelecek mikroplara en açık uzuvlar günde birkaç defa su ile temizlenir. Bu sayede vücudun sinir sistemi ve kan dolaşımı daha düzenli hale gelir ve vücuda fizikî-tıbbî birçok fayda sağlar. Ayrıca abdest, namaz ibadetini ifa için yüce Allah&#8217;ın huzuruna çıkacak müminin mânevî ve ruhî hazırlık ve temizliği de demektir. Bu yüzden abdest, maddî temizlikle mânevî temizliği birleştirici, müslümana mânevî yönden destek ve güç sağlayıcı bir anlam ve öneme sahiptir.<br />
<strong><br />
B) ABDESTİN GEREKLİLİĞİ</strong><br />
Abdest başlı başına ve bizzat amaç olan bir ibadet değil belli ibadetleri yapmayı mubah kılan, kulun bu ibadetlere mânen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden âzami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta (vesile) ibadettir. Bazı ibadetler ve fiiller içinse abdestli olmak dinen gerekli görülmemiş olsa bile, taşıdığı birçok maddî ve mânevî faydalar sebebiyle tavsiye edilmiştir. Bundan dolayı abdestin dinî değer ve bağlayıcılık hükmü farz, vâcip ve mendup şeklinde üç çeşittir.</p>
<p>Namaz kılmak, Kâbe&#8217;yi tavaf etmek, tilâvet secdesi yapmak, Kur&#8217;an&#8217;a dokunmak için abdest dinen gereklidir. Sünnî mezheplerin çoğu bunların farz olduğunda görüş birliğinde olup yalnız Hanefîler Kâbe&#8217;yi tavafta abdesti vâcip görürler. Kur&#8217;an&#8217;a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü, Kur&#8217;an&#8217;a ve Sünnet&#8217;e de (el-Vâkıa 56/79; Beyhaký, Sünen, I, 87-88) dayandırılmakla birlikte esasen müslümanların Kur&#8217;an&#8217;a atfettikleri önemi ve ondan istifadeyi âzami ölçüye çıkarma gayretlerini yansıtan ve bünyesinde birçok sosyal ve psikolojik gerekçeyi barındıran kolektif şuur konumundadır.</p>
<p>Yatmadan önce abdest almak, vakit namazları için ayrı ayrı abdest almak, ezan okurken abdestli bulunmak mendup görülmüştür. Hatta mümine mânevî destek sağladığı, âdeta müminin silâhı olduğu, ayrıca Hz. Peygamber&#8217;in mümkün olduğu ölçüde abdestli halde bulunduğu göz önünde tutularak İslâm âlimleri müminin imkân ölçüsünde her işe abdestli olarak başlamasını ve abdestli bulunmasını tavsiye etmişlerdir.</p>
<p>Abdestin yukarıda özetlenen bu dinî hükmünün tabii sonucu olarak abdestsiz kimsenin, cenaze namazı da dahil namaz kılması, şükür ve tilâvet secdesi gibi namaz hükmüne tâbi fiilleri yapması, Kâbe&#8217;yi tavaf etmesi, Kur&#8217;an&#8217;a dokunması ve onu elle tutması câiz görülmez. Abdestsiz olarak Mushaf&#8217;a bakarak veya ezberden Kur&#8217;an okumak ise câizdir.</p>
<p>Kur&#8217;an yüce Rabbin kelâmı olduğu için ona her zaman âzami saygı göstermek, sû-i edeb olarak algılanacak davranışlardan kaçınmak gerekir. Kur&#8217;an tilâveti, öteden beri sünnet değer hükmü atfedilen bir ibadet olarak telakki edildiği için, Kur&#8217;an tilâvet ederken hem bu kolektif şuuru incitmemek ve hem de esasen her çeşidiyle ibadetin abdestli olarak ifasının ibadeti tamamlayan bir boyut olması sebebiyle böyle davranıp ibadet lezzetini daha derinden almak için abdestli olmaya özen göstermelidir. Fakihlerin Kur&#8217;an tilâvetini sünnet olarak nitelendirip ona ibadet içeriği yüklemeleri bu anlamda doğrudur ve bunun için abdestli olmanın şart koşulması da yerindedir. Ancak Kur&#8217;an okumaktan asıl maksadın mânasını anlamaksızın okuma değil, anlamak ve gereğini yerine getirmek üzere okumadır. Zaten Kur&#8217;an&#8217;ın indirilişinin aslî amacı da budur. Birinci okuyuşta ibadet niteliği ön plana çıktığı, ikincisinde ise anlama önem kazandığı için iki tür okuyuş arasında abdest açısından bir ayırım yapmak mümkündür. Bu ayırım sebebiyle olmalı ki, bazı bilginler, ikinci tür okuyuş biçiminde abdest almayı şart koşmamışlardır.<br />
<strong><br />
C) ABDESTİN FARZLARI</strong><br />
Abdestin farzları, bir fiilin abdest sayılabilmesi için onda bulunması zorunlu olan ana unsurlar demektir. Abdestin farzları ilgili âyette (el-Mâide 5/6) zikredildiği üzere dörttür:</p>
<p>1. Yüzü yıkamak.</p>
<p>2. Kolları dirseklerle birlikte yıkamak.</p>
<p>3. Başı meshetmek.</p>
<p>4. Ayakları topuklarla birlikte yıkamak.</p>
<p>Yüzün sınırı iki kulak yumuşağı, alındaki saç bitim yeri ile çenenin sona erdiği yer arasında kalan kısım olarak belirlenmiştir. Yüz yıkanırken sakal sık ise üstünü yıkamak yeterlidir. Abdest alırken parmaktaki yüzüğün altına su alacak şekilde oynatılması, el, yüz ve ayakta bulunan ve suyun deriye temasını önleyen maddelerin imkân dahilinde temizlenmesi gerekir. Dirseklerin yıkanması da abdestin farzları kapsamındadır. Başın dörtte birinin el içinin ıslaklığıyla meshedilmesi Hanefîler&#8217;e göre yeterlidir. Başın mesh miktarı Şâfiî mezhebinde daha az iken diğer iki mezhepte âdeta başın tamamıdır.</p>
<p>Abdestin bu dört farzında Sünnî fıkıh mezhepleri ittifak etmiştir. Ancak Hanefî mezhebinin dışında kalan diğer üç Sünnî mezhebin buna bazı şartları da ilâve ettiği görülür. Meselâ niyet bu üç mezhebe göre, abdeste başlarken besmele çekmek Hanbelîler&#8217;e göre, dört farzın âyette sayılan sıraya uygun yapılması (tertîb) Şâfiî ve Hanbelîler&#8217;e göre, bu işlemlerin ara verilmeden yapılması (muvâlât) Mâlikî ve Hanbelîler&#8217;e göre farzdır. Ca`ferîler, abdestle ilgili âyetin ifade tarzından hareketle ayakların yıkanmasının değil meshedilmesinin farz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüþe yakın olan bazý Sünnî âlimler de vardır.</p>
<p>Abdestin farzlarının yerine getirilmiş olması kuşkusuz alınan abdestin fıkhen geçerli (sahih) olması sonucunu da doğurur. Bununla birlikte kullanılan suyun temiz ve temizleyici olması, abdest alırken özür durumu hariç abdesti bozan bir durumun bulunmaması, yıkanması gereken uzuvlarda hiç kuru yerin kalmaması da gerekir. Bazı ilmihal kitaplarında, abdest alırken yıkanan uzuvlarda iğne deliği kadar kuru yerin kalmamasının istenmesi, hakiki anlamı değil bu konuda âzami titizliğin gösterilmesi gerektiğini ifade içindir. Abdest uzuvlarında bulunup suyun deriyle temasını önleyen maddelerin imkân ölçüsünde temizlenmesi gerekir. Temizlemede zorluk varsa bunların bulunması abdeste zarar vermez. Boyacı, marangoz gibi esnafın, sanatkârların el ve kollarında bulunan boyalar böyledir. Bunlar el ve tırnaklardan kazınmadıkça abdestin geçerli olmayacağının söylenmesi, bilgiye dayalı fıkhî bir hüküm olarak değil de yukarıda sözü edilen hassasiyetin abartılı ifadesi olarak anlaşılmalıdır. Aynı şekilde bir uzvu yıkamak sağlık açısından sakıncalı ise meshedilir, meshetmek de zararlı ise terkedilir.</p>
<p><strong>D) ABDESTİN SÜNNETLERİ ve ÂDÂBI</strong><br />
Hz. Peygamber&#8217;in farz ve vâcip kapsamında olmaksızın sürekli veya genelde yaptığı ve ümmetine de yapılmasını tavsiye ettiği fiillere fıkıh ilminde ve ilmihal dilinde sünnet, Hz. Peygamber&#8217;in bazan yapıp bazan da terkettiği fiillere ise mendup, müstehap veya âdâp denildiğini, fıkıh usulünde ise bu gruba giren bütün fiillerin, şer`î hükmün beşli taksimi içinde &#8220;mendup&#8221; olarak nitelendirildiğini biliyoruz.</p>
<p>Abdestin başlıca sünnetleri şöyle sıralanabilir : Abdest almaya niyet etmek, başlarken besmele çekmek, elleri bileklerle birlikte üç defa yıkamak, ağız ve buruna su çekip iyi bir ağız ve burun temizliği (mazmaza ve istinşak) yapmak, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, sakalın içine su girmesini sağlamak, el parmaklarını birbirine sokup ovuşturmak, başın tamamını elin ıslaklığıyla meshetmek, boynu meshetmek, abdest uzuvlarını yıkarken bu sayılan sıraya uymak, abdeste sağ uzuvlardan başlamak, bu uzuvları üçer defa yıkamak ve su ile iyice ovmak (delk), abdeste ara vermeden tamamlamak.</p>
<p>Abdestin bu sayılan sünnetlerine ilâve olarak abdestin âdâbı olarak da; abdest alırken -mümkünse- kıbleye dönmek, abdest sularını vücuda ve elbiseye sıçratmamak, dünya işlerine ilişkin konuşmayıp abdest dualarını veya bildiği dualardan okumak, suyu ölçülü kullanmak, abdest sonunda kelime-i şehâdet (Eşhedü enlâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh) getirmek gibi fiiller tavsiye edilir. Abdestin âdâbından maksat, abdestin farzlarının ve sünnetlerinin daha uygun şekilde ve ortamda, mükemmel bir şekilde yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu sebeple abdest alan kimse hangi davranışının abdestin amacına daha uygun olacağına ve abdest alırken nelerden kaçınması gerektiğine biraz da kendisi karar vermelidir. Meselâ günümüzde abdest öncesinde ellerin ve yüzün sabunlu su ile yıkanması, iyi bir ağız ve burun temizliği, imkân varsa dişlerin fırçalanması, suyun ölçülü kullanılması, çevre temizliğine özen gösterilmesi hem bireyin sağlığı açısından hem de üçüncü şahıslara saygının gereği olarak ayrı bir önem kazanmıştır.</p>
<p><strong>E) ABDESTİN ŞEKLİ</strong><br />
Sünnet ve âdâbına riayet edilerek, ayrıca dört mezhebin farz saydığı hususları da içerecek şekilde abdest şöyle alınır: Abdest suyunun elbiseye sıçramayacağı bir konum alınır, mümkünse kıbleye dönülür. Niyet ve besmele ile abdeste başlayıp önce eller bileklere kadar ve parmak araları da ovuşturularak üç defa yıkanır, cilt üzerindeki hamur, boya, sakız gibi maddeler temizlenir. Parmakta yüzük varsa oynatılır. Misvak veya diş fırçası ile, bunlar yoksa sağ elin parmaklarıyla dişler temizlenir. Ağız, sağ el avucuna alınan su ile üç defa çalkanıp temizlenir. Üç defa da burna su çekilip sol elle burun temizlenir. Oruçlu olmayan kimse ağız ve burnun her yerine suyun iyice ulaşmasını sağlar. Üç kere yüz yıkanır. Varsa sakalın içinden parmaklar geçirilerek suyun sakal diplerine ulaşması sağlanır.</p>
<p>Sonra dirsekle birlikte sağ kol üç defa, sonra aynı şekilde sol kol üç defa yıkanır. Sağ el ıslatılarak avuç ve parmakların içiyle başın üstü bir defa meshedilir. Bu şekilde başın dörtte birini meshetmek yeterli ise de iki elle başın tamamının meshedilmesi -sağlık bakımından endişe verici bir durum yoksa- sünnettir. Eller yine ıslatılarak baş parmakla kulağın dışı, şahadet parmağı veya serçe parmakla içi meshedildikten sonra her iki elin arkasıyla boyun meshedilir. Önce sağ sonra sol ayak, parmak uçlarından başlanarak topuk ve aşık kemikleri de dahil olmak üzere yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına özen gösterilir. Abdestten sonra kelime-i şehâdeti okumak, içilebilir ise abdest alınan sudan bir miktar içmek ve Kadr sûresini okumak da abdestin âdâbındandır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-hakkinda-bilgi+abdest-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdest Nasıl Alınır</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-nasil-alinir-hakkinda-bilgi+abdest-nasil-alinir-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-nasil-alinir-hakkinda-bilgi+abdest-nasil-alinir-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:41:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest Alma]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest Nasıl Alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Abdestin Alınış Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9693</guid>
		<description><![CDATA[Abdest almaya başlamadan önce &#8220;Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya&#8221; diye niyet ederiz. &#8220;Eûzübillahimine şşeytanirracim-Bismillahirrahmanirrahim&#8221; dedikten sonra ellerimizi parmak uçlarından başlayarak ve parmaklarımızın arasının da kuru kalmaması için, bir elimizin parmaklarını diğer elin parmaklarına geçirerek ovalarız. Sağ elimize üç defa su alarak ağzımıza veririz. Her su alışta ağzımızı çalkalayarak ağızdaki suyu dökeriz. Tekrar avucumuza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-9693"></span>Abdest almaya başlamadan önce &#8220;Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya&#8221; diye niyet ederiz.</p>
<p>&#8220;Eûzübillahimine şşeytanirracim-Bismillahirrahmanirrahim&#8221; dedikten sonra ellerimizi parmak uçlarından başlayarak ve parmaklarımızın arasının da kuru kalmaması için, bir elimizin parmaklarını diğer elin parmaklarına geçirerek ovalarız.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Sağ elimize üç defa su alarak ağzımıza veririz. Her su alışta ağzımızı çalkalayarak ağızdaki suyu dökeriz.</p>
<p>Tekrar avucumuza su alarak üç defa burnumuza veririz. Sol el ile de sümkürür temizleriz.</p>
<p>Sonra iki avucumuza su alarak saç bitiminden çene altına kadar yüzümüzü üç defa yıkarız.</p>
<p>Önce sağ kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.</p>
<p>Sonra sol kolu dirsekle beraber üçer defa yıkarız.</p>
<p>Sağ elimizle başımızın dörtte birini mesh ederiz. Yani sağ elimizi ıslatıp başın dörtte birini sıvazlayarak ıslatırız.</p>
<p>Her iki eli de ıslatıp serçe parmaklarımızla kulaklarımızın içini mesh ederiz. Kulakların arka kısmını ise baş parmaklarımızla mesh ederiz.</p>
<p>Sonra baş ve serçe parmaklarımızı kullanmadan işaret, orta ve yüzük parmaklarımızın dışı ile boynumuzu da mesh ederiz.</p>
<p>Ayaklara gelince, parmaklardan başlayarak önce sağ sonra sol ayağımızı topuk kemiği ile beraber üçer kez yıkarız.</p>
<p>Ayaklarımızı yıkarken parmak aralarımızın iyice yıkanmasına dikkat etmemiz gerekir.</p>
<p>Abdestin Farzları:</p>
<p>1. Elleri dirseklere kadar kollarla birlikte yıkamak.</p>
<p>2. Yüzü yıkamak.</p>
<p>3. Başın dörtte birini meshetmek.</p>
<p>4. Topuklarıyla birlikte ayakları yıkamak.</p>
<p>Abdestin Sünnetleri:</p>
<p>1. Abdest almaya niyet etmek</p>
<p>2. Abdeste eûzü besmele ile başlamak.</p>
<p>3. Abdeste başlamadan önce elleri bileklere kadar yıkamak</p>
<p>4. Dişleri misvak veya fırça ile, yoksa parmaklar ile temizlemek.</p>
<p>5. Abdest organlarını peş peşe ara vermeden yıkamak.</p>
<p>6. Yıkanan organları ovmak.</p>
<p>7. Ağza üç kere su almak.</p>
<p>8. Oruçlu olmadığı zamanlarda gargara yapmak.</p>
<p>9. Burna üç kere su vermek ve sol elle sümkürmek.</p>
<p>10. Yıkanan her organı üç kere yıkamak.</p>
<p>11. Abdestte çift organları yıkamaya sağ organdan başlamak.</p>
<p>12. Eller ve ayaklarda yıkamaya parmak uçlarından başlamak.</p>
<p>13. Sakalı olanların sakalını hilallemesi.</p>
<p>14. Parmaktaki yüzüğü oynatarak suyun altına ulaşmasını temin etmek.</p>
<p>15. Kulakları meshetmek.</p>
<p>16. Boynu meshetmek.</p>
<p>17. Başın tamamını meshetmek.</p>
<p>18. Parmakların arasını hilallemek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdest-nasil-alinir-hakkinda-bilgi+abdest-nasil-alinir-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mesh Nedir</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/mesh-hakkinda-bilgi+mesh-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/mesh-hakkinda-bilgi+mesh-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:40:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mesh Etme]]></category>
		<category><![CDATA[Mesh Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Mesh Nasıl Alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Mesh Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Mest Üzerine Mesh]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9691</guid>
		<description><![CDATA[MESH İslâm dini namazın ifasını dinin temel vecîbelerinden saymış olmasının yanı sıra her türlü mükellefiyette zorluğu gidermeye ve kolaylığı temin etmeye de ayrı bir önem vermiştir. Bunun bir örneği de, mükellefler için mest ve sargı üzerine mesh yaparak abdest alma ve böylece üzerine düşen ibadetleri ifa etme imkânı getirmiş olmasıdır. Mesh, bir şey üzerinde eli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9691"></span>MESH<br />
İslâm dini namazın ifasını dinin temel vecîbelerinden saymış olmasının yanı sıra her türlü mükellefiyette zorluğu gidermeye ve kolaylığı temin etmeye de ayrı bir önem vermiştir. Bunun bir örneği de, mükellefler için mest ve sargı üzerine mesh yaparak abdest alma ve böylece üzerine düşen ibadetleri ifa etme imkânı getirmiş olmasıdır.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Mesh, bir şey üzerinde eli gezdirmek, o şeyi elle silmek demektir. Fıkıhta mesh, bir nevi hükmî temizlik işlemi olup abdestte elin ıslaklığıyla bir uzuv, mest veya sargı üzerinde, teyemmümde ise yüz ve kollar üzerinde toprakla yapılan sembolik temizlik çeşididir. Abdest alırken baş, boyun ve kulakların meshedilmesi abdestin ilkten (aslî) hükmü, mest ve sargı üzerine mesh ise yıkama yerine geçen (bedel, halef) bir işlemdir.</p>
<p>a) Mest Üzerine Mesh<br />
Dinimizin ibadetlerde kolaylığı tercih etmiş olması sebebiyle, ayaklara mest vb. giyildiğinde, abdest için bunun çıkarılması ve ayağın yıkanması istenmeyip mestin üzerine mesh yapma câiz görülmüştür. Mest deri ve benzeri maddelerden ayaklara giymek maksadıyla yapılan, ayakları topuklarla birlikte örten, içine su geçirmeyecek veya yere konduğunda kendi kendine dik durabilecek bir ayakkabı çeşididir. Ayakları aynı şekilde örten çizme, potin, kendisiyle yol yürünebilecek dayanıklılıkta çorap ve boğazlı terlikler ve benzerleri de Hanefîler&#8217;e göre mest hükmündedir. Devamlı olarak yerle temas halindeki çizme ve ayakkabılara meshetmek yeterli olmayıp altında veya üzerindeki necis maddelerin de temizlenmesi gerekir.</p>
<p>Abdest alırken mestin üzerinde elin üç parmağı kadar yerin elin ıslaklığıyla bir defa meshedilmesi gerekir ve yeterli olur. Bunun için mestin abdestli olarak giyilmiş, mestin ayağın abdestte yıkanması gereken yerlerini tamamen kaplamış, ayrıca dayanıklı ve sağlam bir maddeden yapılmış olması aranır. Mest ile yaklaşık 6 kilometre yürünebilmesi veya bırakıldığında dik durabilmesi bu dayanıklılık ve sağlamlığın ölçüsü olarak zikredilir. Mestin topuktan aşağı kısmında, altında veya üstünde ayak parmaklardan üçü girecek şekilde bir deliğin, yarık veya yırtığın bulunmaması, mestin içine su almaması da gerekir. Üzerine deri kaplanmış veya altlarına pençe vurulmuş çorap üzerine mesh edilebilir. Hanefî fakihlerinden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed, altına pençe vurulmuş olması şartını aramaksızın kalın ve içini göstermeyen dayanıklı keçe ve yün çoraplar üzerine, bir grup fakih ise bu þartlarý da aramayarak çorap üzerine meshedilebileceği görüşündedir. İbadetlerin ve onlara hazırlık mahiyetindeki vecîbelerin yerine getirilmesinde bazı ölçüler belirlemeyi ve imkân dahilinde kolaylık sağlamayı hedefleyen fakihler arasındaki bu tür görüş farklılıkları mükellefe bu görüşlerden istediği tarzda bir kompozisyon oluşturma hakkını vermekten ziyade ihtiyaç halinde kullanılabilecek ruhsatları göstermesi yönüyle önem taşır.</p>
<p>Abdesti bozan durumlar mest üzerine meshi de bozar. Üzerine meshedilen mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması, mestin içine giren suyun bir ayağın yarıdan fazlasını ıslatması, mesh süresinin sona ermesi meshi bozar. Mest üzerine meshin süresi, yolcu olmayanlar için bir gün bir gece (24 saat), yolcular için üç gün üç gecedir (72 saat). Bu süre, mestin abdestli olarak giyilmesinden sonra ilk hadesten yani abdesti bozan ilk durumdan başlar. Bu süre dolduktan sonra, ayaklar su ile yıkanarak abdest alınıp gerekiyorsa mest tekrar giyilmelidir. Öte yandan, ayaklarını yıkamak suretiyle abdestli olan kimsenin bu abdesti devam ettiği sürece mestleri çıkarıp giymesiyle abdesti bozulmaz. Mestlerin üzerine meshetmek suretiyle abdestli olup mestlerini çıkaran kimse, sadece ayaklarını yıkayarak abdestini tamamlayabilir.</p>
<p>b) Sargı Üzerine Mesh<br />
Üzerinde sargı bulunan bir organın abdest alırken su ile yıkanması sağlık açısından zararlı ise, bu sargı çözülmeyip üzerinin meshedilmesiyle yetinilir. Yapılan bu mesh o uzvu hükmen yıkama sayılır. Hatta mesh de zararlı ise ondan da vazgeçilebilir. Sargının çoğunluğunu sadece bir defa meshetmek yeterlidir. Sargının abdestsiz veya cünüp iken sarılmış olması meshe engel olmadığı gibi bu meshin süresi de yoktur. Özür hali devam ettiği sürece sargı üzerine meshedilebilir. Sargı üzerine ikinci bir sargı sarılsa bu sargıya ayrıca meshetmek gerekmez. Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra o sargı değiştirilirse hüküm yine aynı olmakla birlikte yeni sargının meshedilmesi müstehaptır. Üzerindeki ilâç, merhem bulunan yaraların meshi de sargı üzerine mesh hükmündedir. Yaranın iyileşip sargının çıkarılması halinde sargı üzerine yapılan mesh bozulmuş olur. Bu kimsenin şayet abdestli ise, sargı yerini yıkamakla iktifa etmesi mümkün ise de yeniden abdest alması daha yerinde bir davranış olur.</p>
<p>Doldurulmuş veya kaplanmış dişler de sargılı veya merhemli yara -veya suyun deriye ulaşmasını engelleyen fakat çıkarılması zor olan boya vb.nin bulaştığı organ- gibidir. Suyun kaplama ve dolguya ulaşması yeterlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/mesh-hakkinda-bilgi+mesh-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özürlünün Abdesti</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/ozurlunun-abdesti-hakkinda-bilgi+ozurlunun-abdesti-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/ozurlunun-abdesti-hakkinda-bilgi+ozurlunun-abdesti-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:39:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalar Nasıl Abdest Alır]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Özürlüler Nasıl Abdest Alır]]></category>
		<category><![CDATA[Özürlünün Abdesti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9689</guid>
		<description><![CDATA[Devamlı burun kanaması, idrarı tutamama, devamlı kusma, yaranın devamlı kanaması, kadınların akıntısı gibi abdesti bozan ve kısmen süreklilik taşıyan bedenî rahatsızlıklara ilmihal dilinde özür (mazeret), böyle kimselere de özürlü kimse (mâzur, mâzure) denilir. İslâm dini kolaylık ve rahmet dinidir. Namaz başta olmak üzere kişilerin ibadetlerini zamanında ve gerektiği şekilde yerine getirebilmeleri hem bir görev hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9689"></span>Devamlı burun kanaması, idrarı tutamama, devamlı kusma, yaranın devamlı kanaması, kadınların akıntısı gibi abdesti bozan ve kısmen süreklilik taşıyan bedenî rahatsızlıklara ilmihal dilinde özür (mazeret), böyle kimselere de özürlü kimse (mâzur, mâzure) denilir.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>İslâm dini kolaylık ve rahmet dinidir. Namaz başta olmak üzere kişilerin ibadetlerini zamanında ve gerektiği şekilde yerine getirebilmeleri hem bir görev hem de bir haktır. Bu sebeple İslâm dini kişiye gücünün üstünde yük yüklememiş, ibadet hayatı da dahil daima kolaylığın sağlanmasını, zorluk ve sıkıntının önlenmesini ilke edinmiştir. Bu sebepledir ki normal durumlarda abdesti bozan şeyler konusunda özürlü kimseler için özel hükümler getirilerek bu kimselerin ibadet etmesine fırsat tanınmıştır. Su bulunmadığında veya suyun kullanımının sağlığa zararlı olduğu durumlarda teyemmüm imkânı, yaranın üstüne mesh hükümleri de yine İslâm&#8217;ın hem namazı ferdin aslî görevi ve dinin direği saymasının hem de kolaylık prensibinin birer örneğidir.</p>
<p>Yukarıda sayılan türde olup en az bir namaz vakti süresince devam eden bedenî rahatsızlıklar özür hali sayılır. Özürlü kimse her namaz vakti için abdest alır, bu özür halinin abdesti bozmadığı var sayılarak o vakit içinde aldığı abdestle, onu bozan yeni bir durum meydana gelmedikçe, dilediği kadar farz, vâcip, sünnet, eda ve kazâ namazı, cuma ve bayram namazı kılabilir, Kâbe&#8217;yi tavaf edebilir, Mushaf&#8217;ı tutabilir. Namaz vaktinin çıkmasıyla özürlü kimsenin abdesti bozulmuş olur, yeni namaz vaktinde tekrar abdest alması gerekir. Özürlü kimsenin abdesti özür hali dışında abdesti bozan ikinci bir sebeple de bozulur. Meselâ idrarını tutamayan kimsenin burnu kanamakla abdesti bozulur. İmam Şâfiî&#8217;ye göre özürlü kimsenin her namaz için ayrı abdest alması gerekir. Özürlü kimsenin bu sebeple elbisesine bulaşan idrar, kan özür devam ettiği sürece namazın sıhhatine engel olmaz. Kadınlar için aybaşı ve loğusalık hali farklı fıkhî hükümlere tâbi olup bunun dışında kalan kanamalar ve devamlı akıntılar (istihâze) özür hali sayılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/ozurlunun-abdesti-hakkinda-bilgi+ozurlunun-abdesti-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdesti Bozan Şeyler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdesti-bozan-seyler-hakkinda-bilgi+abdesti-bozan-seyler-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdesti-bozan-seyler-hakkinda-bilgi+abdesti-bozan-seyler-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:37:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Abdesti Bozan Şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdesti Bozan Şeyler Nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Neler Abdesti Bozar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9687</guid>
		<description><![CDATA[Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik olduğunu yukarıda görmüştük. Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik, bir kısmı da hükmî kirlilik grubunda yer alır. Şu durumlarda abdest bozulur: 1. İdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necâsetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması, yellenmek. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9687"></span>Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik olduğunu yukarıda görmüştük. Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik, bir kısmı da hükmî kirlilik grubunda yer alır.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Şu durumlarda abdest bozulur:</p>
<p>1. İdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necâsetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması, yellenmek.</p>
<p>2. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya herhangi bir maddenin çıkması. Ağızdan çıkan akıcı haldeki kan, tükürükten fazla veya ona eşit ise abdesti bozar. Vücuttan çıkan kan akmadığı veya çıktığı yerin çevresine dağılmadığı sürece abdesti bozmaz. Yaradan çıkan irin ve sarı su da böyledir. Çıktığı yerin dışına kendiliğinden dağılmayan bu sıvıların silinmesi halinde de abdest bozulmaz. Şâfiî ve Mâlikîler&#8217;e göre idrar ve dışkı yolları hariç vücuttan çıkan kan ve benzeri sıvı maddeler abdesti bozmaz.</p>
<p>3. Ağız dolusu kusmak. Kusulan şey ister yemek, ister safra veya kan olsun, abdest bozulur.</p>
<p>4. Bayılma, delirme, sarhoş olma, uyuma gibi şuurun kontrolüne engel olan durumlar. Uyku dışındaki şuur kaybına yol açan durumların süresi ve o esnada kişinin konumu ne olursa olsun abdest bozulur. Uyku halinde ise, kişinin farkında olmadan abdestinin bozulmuş olması ihtimalinin derecesi ölçü alınır. Bu sebeple yatarak derin uykuya dalma abdesti bozar, uyku ile uyanıklık arasındaki hal ise bozmaz. Oturduğu yerden uyuklamada oturuşun şekli kadar bu kimsenin durumu, abdestin bozulma ihtimalinin kuvvet derecesi de önemlidir. Bundan dolayı tereddütlü durumlarda abdest alınması tavsiye edilir.</p>
<p>5. Namazda yakındaki şahısların duyabileceği şekilde sesli olarak gülmek. Hanefîler&#8217;e göre rükûlu ve secdeli namazda sesli gülme abdesti de bozar. Diğer mezhepler ise sadece namazın bozulacağı görüşündedir.</p>
<p>6. Cinsî münasebet veya fâhiş (aşırı) temas ve dokunma. Hanefîler&#8217;e göre erkekle kadının tenlerinin birbirine değmesi ile abdest bozulmasa da çıplak olarak veya arada bedenlerin sıcaklığının hissedilmesini engelleyecek bir giysi bulunmaksızın erkek ve kadının aşırı derecede şehevî teması, oynaşma ve kucaklaşması abdesti bozar. Hanefî fakihlerinin çoğunluğu temasın aşırılığında erkeğin cinsel organının sertleşmesini ölçü alırken, İmam Muhammed mezi gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdestin bozulmayacağı görüşündedir. Şâfiîler&#8217;e göre erkek ve kadının tenlerinin birbirine değmesi, Mâlikî ve Hanbelîler&#8217;e göre ise temastan cinsel haz duyulması halinde abdest bozulur.</p>
<p>7. Mazeret halinin sona ermesi. Su bulamadığı için teyemmüm eden kimse suyu bulunca, mest üzerine mesh yapan kimsenin -yolcu olanlara üç, yolcu olmayanlara bir gün olarak tanınan- mesh süresi dolunca, özürlü kimse için de namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur.</p>
<p>Hanefîler&#8217;in dışındaki üç mezhebe göre bir kimsenin kendi cinsel organına temas da abdesti bozar. Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bilse de abdestinin bozulup bozulmadığında tereddüt etse, Mâlikîler&#8217;e göre abdesti bozulmuş olur, diğer üç mezhebe göre ise bu durumda abdest bozulmuş sayılmaz.</p>
<p>Ağlamak, gözden yaş gelmesi, kabuk bağlamış bir yaranın kabuğunun kan çıkmaksızın düşmesi, tükürük ve sümüğe az miktarda kan karışması, ağız dolusu olmayan kusma, ısırılan elma, ayva gibi sert bir meyve veya kullanılan misvak-diş fırçası üzerindeki akıcılığı olmayan kan (diş eti kanaması hariç), sivrisinek, pire gibi haşeratın emdiği kan, namazda uyuklama, namazda sessiz gülme, tırnak kesme, tıraş olma kural olarak abdesti bozmaz.</p>
<p>Abdestin bozulup bozulmadığıyla ilgili görüş ayrılığı bulunan konularda ihtiyatlı davranmak uygun olur. Özellikle imam olan kimselerin abdestinin diğer mezheplere göre de bozulmamış olmasına özen göstermesi şart değilse de yerinde bir davranıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/abdesti-bozan-seyler-hakkinda-bilgi+abdesti-bozan-seyler-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ezan ve Kamet</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/ezan-ve-kamet-hakkinda-bilgi+ezan-ve-kamet-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/ezan-ve-kamet-hakkinda-bilgi+ezan-ve-kamet-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:35:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan Nasıl Okunur]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ezanın Okunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[Kamet Getirme]]></category>
		<category><![CDATA[Kamet Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9685</guid>
		<description><![CDATA[Namaza çağrıyı sembolize eden ezan ve kamet, müslümanların gerek ibadet hayatında gerekse mûsikiden mimari ve edebiyata kadar İslâm kültür ve medeniyetinde ayrı bir önem taşmaktadır. Burada sadece ezan ve kametle ilgili temel fıkhî bilgiler üzerinde durulacaktır. Ezan sözlükte &#8220;duyurmak, bildirmek&#8221; anlamına gelir. İlmihaldeki anlamı ise, farz namazlar için belli vakitlerde okunan &#8220;bilinen özel sözler&#8221;dir. Ezan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-9685"></span>Namaza çağrıyı sembolize eden ezan ve kamet, müslümanların gerek ibadet hayatında gerekse mûsikiden mimari ve edebiyata kadar İslâm kültür ve medeniyetinde ayrı bir önem taşmaktadır. Burada sadece ezan ve kametle ilgili temel fıkhî bilgiler üzerinde durulacaktır.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></span></p>
<p>Ezan sözlükte &#8220;duyurmak, bildirmek&#8221; anlamına gelir. İlmihaldeki anlamı ise, farz namazlar için belli vakitlerde okunan &#8220;bilinen özel sözler&#8221;dir. Ezan okuyan kişiye müezzin denir.</p>
<p>Müslümanlığın ilk zamanlarında bugün bildiğimiz şekilde ezan okunmuyordu. Namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde, Hz. Peygamber&#8217;in Medine&#8217;ye gelişine kadar namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemiş ve belki de cemaatle kılınmadığı için buna ihtiyaç duyulmamıştı. Medine&#8217;ye gelindiğinde bir süre sokaklarda &#8220;es-salâh es-salâh&#8221; (namaza, namaza) veya &#8220;es-salâtü câmia&#8221; (namaz insanları toplayıcı ve bir araya getiricidir veya namaz birçok güzellikleri ve şükür çeşitlerini kendisinde toplar) diye bağırılmışsa da bu yeterli olmamıştı. Hicretin ilk yılında Medine&#8217;de Mescid-i Nebî&#8217;nin inşası tamamlanıp müslümanlar düzenli bir şekilde toplanıp cemaatle namaz kılmaya başlayınca, Peygamberimiz namaz vakitlerinin girdiğini ve topluca namaz kılınacağını duyurmak için ne yapılabileceğini arkadaşlarıyla görüşmeye başladı. Sonunda birkaç sahâbînin aynı şekilde rüya görmeleri üzerine bugünkü bilinen şekliyle ezan ilk defa olarak Hz. Bilâl tarafından sabah namazında, Neccâroğulları&#8217;ndan bir kadına ait yüksekçe bir evin damında okunmuş ve artık Müslümanlığın bir şiârı, alâmeti haline gelmiştir. Bu bakımdan esasen müekked sünnet olmakla birlikte, bir bölgede hiç okunmamasına karşı sert yaptırımlar bulunduğu için, vâcip veya farz-ı kifâye ağırlığında olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p>Ezan aracılığı ile halka hem namaz vaktinin girdiği ve cemaatle namaz kılınacağı duyurulmuş olmakta, hem de Allah&#8217;ın büyüklüğü, Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in O&#8217;nun elçisi ve namazın kurtuluş yolunun kapısı olduğu ilân edilmektedir. Namaz vakitleri güneşin hareketine göre düzenlendiği için yeryüzünde namaz vakitleri değişik anlara rastlamakta ve bu suretle yukarıda belirtilen hakikat, gece gündüz fâsılasız olarak haykırılmış olmaktadır.</p>
<p>Ezanın sözleri şöyledir:</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Eşhedü en lâ ilâhe illallah</p>
<p>Eşhedü en lâ ilâhe illallah</p>
<p>Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah</p>
<p>Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah</p>
<p>Hayye ale&#8217;s-salâh</p>
<p>Hayye ale&#8217;s-salâh</p>
<p>Hayye ale&#8217;l-felâh</p>
<p>Hayye ale&#8217;l-felâh</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Allâhü ekber</p>
<p>Lâ ilâhe illallâh</p>
<p>Ezanın sözleri memleketimizde bir müddet aşağıdaki şekilde tercüme edilip okunmuş, daha sonra bu uygulamadan vazgeçilmiştir.</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı&#8217;dan başka yoktur tapacak</p>
<p>Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı&#8217;dan başka yoktur tapacak</p>
<p>Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı&#8217;nın elçisidir Muhammed</p>
<p>Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı&#8217;nın elçisidir Muhammed</p>
<p>Haydin namaza</p>
<p>Haydin namaza</p>
<p>Haydin felâha</p>
<p>Haydin felâha</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Tanrı uludur</p>
<p>Tanrı&#8217;dan başka yoktur tapacak</p>
<p>Sabah ezanında &#8220;Hayye ale&#8217;l-felâh&#8221; denildikten sonra iki defa &#8220;es-salâtü hayrün mine&#8217;n-nevm&#8221; (Namaz uykudan hayırlıdır) denilir. O sırada ezanı dinleyenlerin bu sözden sonra &#8220;sadakte ve berirte&#8221; (doğru ve iyi söyledin) demeleri güzel bulunmuştur.</p>
<p>Erkekler yalnız başlarına yahut cemaatle namaz kılacakları zaman ikamet yapılır, Türkçe&#8217;deki deyişiyle kamet getirilir. Ezanın sözleri aynen okunur, sadece &#8220;Hayye ale&#8217;l-felâh&#8221;tan sonra iki kere &#8220;Kad kameti&#8217;s-salâh&#8221; (Namaz başladı) denilir.</p>
<p>Ezan okumak için vaktin girmiş olması şarttır. Vakit girmeden okunan ezanın vakit girince yeniden okunması (iade) gerekir. Diğer mezheplerde sabah ezanının vakit girmeden okunabileceği kabul edilmiştir. Çünkü onlara göre sabah namazını ilk vaktinde kılmak efdaldir.</p>
<p>Ezan okuyacak kimselerin erkek, akıllı, takvâ sahibi olmaları gerekir. Cahillerin, fâsıkların, çocukların ve kadınların ezan okumaları veya kamet getirmeleri mekruhtur. Ezan okuyan kimselerin abdestli olmaları gerekir; abdestsiz okunan ezan geçerli olmakla birlikte böyle yapmak mekruhtur.</p>
<p>Müezzinler güzel ve gür sesli olmalıdır. Peygamberimiz yirmi kişiye ezan okutturup dinlemiş, içlerinden Ebû Mahzûre&#8217;nin sesini beğenmiştir (Dârimî, &#8220;Salât&#8221;, 7).</p>
<p>Her namaz için bir ezan ve bir kamet yapılır. Sadece cuma namazında iki ezan bulunmaktadır. Bu bakımdan, bir camide vakit namazı ezan okunarak ve kamet getirilerek cemaatle kılınmışsa, daha sonra tek veya cemaat olarak aynı vakti o camide kılacak olanların tekrar ezan ve kamet okumaları gerekmez. Hatta ezan vaktinden sonra namazı evlerinde veya dükkânlarında kılacak olan kimseler ezan okumadıkları gibi cemaat bile olsalar kamet de getirmeyebilirler. Fakat cemaat olduklarında kamet getirmeleri müste-haptır.</p>
<p>Ezan ve kamet vakit namazlarında sünnettir. Ezan ve kamet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kazâ namazı kılarken de ezan ve kamet okumak sünnet kabul edilmiştir. Birden fazla kazâ namazı kılınacak ise, meclis aynı olsun farklı olsun, her bir namaz için ayrı ayrı ezan ve kamet getirilmesi daha faziletli görülmüş olmakla birlikte aynı yerde birden fazla kazâ kılınacak olduğunda bunların ilkinde bir kere ezan okunup, diğerlerinde sadece kametle yetinilmesi de mümkündür. Bir diğer görüşe göre, bir mecliste ne kadar kazâ kılınırsa kılınsın, bir ezan ve bir kamet yeterli olur.</p>
<p>Ezan ve kamette müezzin ayakta kıbleye doğru yönelir. Hayye ale&#8217;s-salâh derken sağa, Hayye ale&#8217;l-felâh derken sola döner. Ezanı minareden okuyorsa, sağ taraftan sol tarafa doğru dolaşarak okur. Sesinin gür çıkması için iki parmağıyla veya eliyle kulağını kapatır.</p>
<p>Ezan okunurken her cümle arasında biraz bekleme yapılır ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna teressül veya irtisâl denilir. Kamet ise duraklama yapmaksızın seri okunur. Buna da &#8220;hadır&#8221; denilir.</p>
<p>Ezan ve kametin sözleri sırasınca ve tertibe göre okunmalıdır. Tertipsiz olarak okunan ezan ve kamet yeterli sayılmakla birlikte iade edilmesinin daha iyi olacağı söylenmiştir.</p>
<p>Camide iken bir vaktin ezanı okunacak olursa, o vaktin namazını kılmadan çıkmak mekruhtur. Bu durumdaki bir kimse namazı tek başına kılıp çıkarsa bu defa cemaati terketmesi sebebiyle kerahet işlemiş olur. Bir kimse tek başına namaz kıldıktan sonra, henüz camiden çıkmadan cemaatle namaza durulacak olursa bu kişi isterse imama uyup yeniden namaz kılabilir. Bu suretle hem cemaat sevabını elde etmiş, hem de cemaate muhalefet töhmetinden kurtulmuş olur. Ancak kılacağı bu namaz nâfile hükmünde olacağından, bunu öğle ve yatsı namazlarında yapabilir. Çünkü sabah ve ikindi namazlarından sonra nâfile kılmak mekruhtur.</p>
<p>Kamet getirilirken camiye giren kişi, dağınıklık ve ferdî hareket görüntüsü vermemek için ayakta beklemeyip oturmalı, birlik beraberlik esprisine ve cemaat ruhuna riayet bakımından oradaki cemaatle birlikte kalkmalıdır.</p>
<p>Ezana ve Kamete İcâbet. Ezan ve kameti işiten kimsenin bunları müezzin gibi kendi kendine tekrar etmesi müstehaptır. Peygamberimiz &#8220;Ezanı işittiğiniz zaman, müezzine icâbet edin&#8221; demiştir (Buhârî, &#8220;Ezân&#8221;, 7). Müezzin &#8220;Hayye ale&#8217;s-salâh&#8221; ve &#8220;Hayye ale&#8217;l-felâh&#8221; derken, bu esnada &#8220;Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi&#8217;l-aliyyi&#8217;l-azîm&#8221; demek müstehaptır.</p>
<p>Müezzine icâbet, hem dil ile söylediklerini tekrarlamak, hem kalben onların doğruluğunu hissetmek, hem de cemaate katılmak şeklinde anlaşılabilir. Bu bakımdan insan, içinde bulunduğu durum hangi icâbet şekline imkân veriyorsa onu yerine getirebilir.</p>
<p>Peygamberimiz ezanı dinledikten sonra şu duayı okuyan kimseye şefaatinin hak olacağını bildirmiştir (Buhârî, &#8220;Ezân&#8221;, 8):</p>
<p>Allâhümme rabbe hâzihi&#8217;d-da`veti&#8217;t-tâmme ve&#8217;s-salâti&#8217;l-kaime, âti Muhammeden el-vesîlete ve&#8217;l-fazîleh (ve&#8217;d-derecete&#8217;r-refîah). Veb`ashü makamen mahmûdeni&#8217;llezî va`adteh (İnneke lâ tuhlifü&#8217;l-mîâd).</p>
<p>&#8220;Ey şu eksiksiz mesajın ve kılınacak namazın Rabbi olan Allahım! Muhammed&#8217;e vesileyi ve fazileti (ve yüksek dereceyi) ver! Vaad ettiğin övülmüş makama yükselt (Sen vaadine muhalefet etmezsin)&#8221;.</p>
<p>Ezan okumak sadece namaz vaktini duyurmak maksadıyla okunmakta ise de bazan başka bir sebeple de okunabilir. Bunlardan en yaygın olan uygulama yeni doğan bir çocuğun kulağına ezan okunmasıdır. Peygamberimiz, torunu Hasan&#8217;ın kulağına ezan okumuştur. Bu yüzden yeni doğan çocuğun kulağına ezan okumak menduptur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/ezan-ve-kamet-hakkinda-bilgi+ezan-ve-kamet-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz Hakkında</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-hakkinda-hakkinda-bilgi+namaz-hakkinda-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-hakkinda-hakkinda-bilgi+namaz-hakkinda-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:33:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz Ne Demek]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9683</guid>
		<description><![CDATA[Namaz, İslâmın beş şartından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına müslümânlık demek olmuştur. İnsanı, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. İyi biliniz ki, dünyâda namazın rütbesi, derecesi, âhirette Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9683"></span>Namaz, İslâmın beş şartından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına müslümânlık demek olmuştur. İnsanı, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>İyi biliniz ki, dünyâda namazın rütbesi, derecesi, âhirette Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. Âhirette en yakın olduğu da, rü’yet, ya’nî Allahü teâlâyı gördüğü zamandır. Dünyadaki bütün ibâdetler insanı namaz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksat, namaz kılmaktır. Se’âdet-i ebediyyeye ve sonsuz ni’metlere kavuşmak ancak namaz kılmakla elde edilir.</p>
<p>Namaz, bütün ibâdetlerden ve oruc’dan kıymetlidir. Namaz vardır ki, kırık kalbleri zevkle doldurur. Namaz vardır ki, günâhları yok eder. İnsanı kötülükden korur. Hadîs-i şerîfde, (Namaz, kalbimin neş’esi ve sevinç kaynağıdır) buyuruldu. Namaz, üzüntülü ruhlara lezzet verir. Namaz, rûhun gıdasıdır. Namaz, kalbin şifâsıdır.</p>
<p>Namaza dururken, “Allahü Ekber” demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibâdetine muhtâc olmadığını, her bakımdan hiçbir şeye ihtiyâcı olmadığını, insanların namazlarının, ona faydası olmayacağını) bildirmektedir. Namaz içindeki tekbîrler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibâdet yapmağa, liyakat ve gücümüz olmadığını) gösterir. Rükû’daki tesbîhlerde de bu ma’na bulunduğu için, rükû’dan sonra, tekbîr emr olunmadı. Halbuki secde tesbîhlerinden sonra emir olundu. Çünkü secde tevâzu’ ve aşağılığın en ziyâdesi ve zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkıyla, tam ibâdet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için, secdelerde yatıp kalkarken, tekbîr söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbîhlerinde “a’lâ” demek emr olundu. Namaz mü’minin mîracı olduğu için, namazın sonunda Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” mi’râc gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri, ya’nî Ettehıyyâtüyü okumak emr olundu. O halde namaz kılan bir kimse, namazı kendine mi’râc yapmalı. Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namazda aramalıdır.</p>
<p>Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” buyurdu ki, (İnsanın, Rabbine en yakın olduğu zaman namaz kıldığı zamandır). Namaz kılan bir kimse, Rabbi ile konuşmakta, Ona yalvarmakta ve Onun büyüklüğünü ve Ondan başka herşeyin, hiç olduğunu görmektedir. Bunun için, namazda korku, dehşet, ürkmek hâsıl olacağından, teselli ve rahat bulması için, namazın sonunda, iki defa selâm vermesi emr buyuruldu.</p>
<p>Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şerîfte, (Farz namazdan sonra 33 tesbîh, 33 tahmîd, 33 tekbîr ve bir de tehlîl) emir etmiştir. Bunun sebebi, namazdaki kusûrlar tesbîh ile örtülür. Lâyık olan, tam ibâdet yapılamadığı bildirilir. “Tahmîd” ile, namaz kılmakla şereflenmenin, Onun yardımı ve erişdirmesi ile olduğu bilinerek, bu büyük ni’mete şükür edilir, hamd edilir. “Tekbîr” ederek de, Ondan başka ibâdete lâyık kimse olmadığı bildirilir.</p>
<p>Namazın hikmetleri</p>
<p>Müslüman, namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emrlerinde birçok hikmet, fayda vardır. Yasaklarında da birçok zararların olduğu muhakkaktır. Bu fayda ve zararların bir kısmı bugün tıp mütehassıslarınca tesbit edilmiş durumdadır. İslâmiyyetin sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dînimiz, ibâdetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar kılmayı emr etmiştir. Namaz kılan, sağlık için olan faydalarına da elbette kavuşur. Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalardan bazıları şunlardır:</p>
<p>1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.</p>
<p>2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.</p>
<p>3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip-doğrulmakdan ötürü daha kuvvetli kan deveranına mâlik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “katarakt” veya “karasu” hastalığından korur.</p>
<p>4- Namaz kılmakdaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.</p>
<p>5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamıyan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.</p>
<p>6- Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül, hem maddi, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin tâ kendisidir. Zirâ hem bedenî, hem de rûhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbâdet görevini yerine getiren bir kimse, rûhen dinlenmiş, temizlenmiş olur.</p>
<p>7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.</p>
<p>8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hattâ vücûtta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.</p>
<p>Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yimemeğe ve yinilen gıdaların temiz, helâl olmasına da dikkat edilmesi de lâzımdır.</p>
<p>Namazın önemi</p>
<p>Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz var idi. Yâni her ümmet mutlaka namaz kılardı. Kimisi sabah, kimisi öğle, kimisi akşam, kimisi yatsı namazı kılardı. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi.</p>
<p>Namaz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Mükellef olan yâni âkıl ve bâlig olan her müslümanın, hergün beş vakit namaz kılması &#8220;Farz-ı ayn&#8221;dır. Farz olduğu, Kur&#8217;ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmiştir.</p>
<p>Resûlullah efendimiz, Eshâbına:</p>
<p>- Birinin evi önünde nehir olsa, hergün beş kere bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı? diye sordu. Eshâbı:</p>
<p>- Hayır, yâ Resûlallah! dediler.</p>
<p>Bunun üzerine Peygamber efendimiz:</p>
<p>- İşte, beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günâhları affolunur, buyurdu.</p>
<p>Namazla ilgili diğer hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:</p>
<p>(Namaz dinin direği, her hayrın anahtarıdır.)</p>
<p>Namaz, kötülüklerden uzaklaştırır</p>
<p>Namaz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, O&#8217;nun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Şartlarına uygun olarak kılınan namaz insanı kötülüklerden uzaklaştırır. Nefsine uyanın namazı sahîh olsa da, bu meyveleri veremez. Hergün beş kere, Rabbinin huzûrunda olduğuna niyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar.</p>
<p>Namazda yapılması emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar sağlamaktadır. Câmilerde cemâ&#8217;at ile namaz kılmak, müslümanların kalblerini birbirlerine bağlar. Birbirlerinin kardeşleri olduklarını anlarlar.</p>
<p>İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran yararlı şey, namazdır. Peygamberimiz, (Namaz dînin direğidir. Namaz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan, elbette dînini yıkar.) buyurdu.</p>
<p>Namazı doğru olarak kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin, kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur.</p>
<p>Gençlerin ibâdet etmeleri, namaz kılmaları daha kıymetlidir. Çünkü, nefislerinin kötü isteklerini kırmakta ve ibâdet etmek istememesine karşı gelmektedirler.</p>
<p>Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:</p>
<p>(Namaz, dînin direğidir. Namaz kılan dînini yapmış olur. Namaz kılmıyan dînini yıkmış olur.)</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;da bizim Peygamberimiz&#8217;den önceki peygamberlerin namaz kılmakla emrolundukları değişik vesilelerle belirtilmektedir (bk. el-Bakara 2/83; Yûnus 10/87; Hûd 11/87; İbrâhim 14/37, 40; Meryem 19/30-31, 54-55; Tâhâ 20/14; el-Enbiyâ 21/72-73; Lokmân 31/17). Bundan anlaşıldığına göre namaz ibadeti sadece Muhammed ümmetine has olmayıp önceki dinlerde de bulunmaktaydı.</p>
<p>Siyer kitaplarındaki mevcut bilgilere göre, ilk vahyin sonrasında Hz. Peygamber&#8217;e risâlet yüküne dayanmasını, sabretmesini öneren âyetler gelmiş ve bunu izleyen fetret döneminden sonra namaz farz kılınmıştır. Namazın daha önceki dinlerde de emredilmiş olduğu hatırlanınca, namazın güçlüklere direnç göstermede bir fonksiyonu bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bir âyette &#8220;Ey inananlar sabır ve namaz (salât) ile yardım isteyin&#8221; (el-Bakara 2/153) buyurulmaktadır. Namaz farz kılınınca Cibrîl, Hz. Peygamber&#8217;e gelerek onu vadi tarafına götürmüş, orada fışkıran su ile önce Cibrîl sonra Hz. Peygamber abdest almış ve beraberce iki rek`at namaz kılmışlardır. Hz. Peygamber mutlu bir biçimde eve gelmiş, eşi Hatice&#8217;nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde Hatice ile birlikte abdest alıp iki rek`at namaz kılmışlardır. Kimi bilginlere göre İsrâ sûresindeki &#8220;Namazda yüksek sesle okuma&#8221; (el-İsrâ 17/110) âyeti, bu gizli namaz dönemiyle ilgilidir.</p>
<p>İslâm&#8217;ın başlangıç yıllarında namaz, sabah ve akşamleyin kılınan ikişer rek`attan ibaret iken, yaygın kabul gören görüşe göre, Mi`rac olayından sonra beş vakit namaz farz kılınmıştır. &#8220;Kendi nefsinde bir yakarış ve ürperiş için-de ve pek yüksek olmayan bir sözle sabah ve akşam Rabbini an; gafillerden olma&#8221; (el-A`râf 7/205) âyeti namazın başlangıçtaki durumuyla ilişkili görülmektedir. Yine yaygın kabule göre, Cibrîl&#8217;in Hz. Peygamber&#8217;e Kâbe&#8217;de, namazın vakitlerini göstermek üzere imamlık etmesi Mi`rac olayının ertesi günü olmuştur.</p>
<p>Her din, yaratıcı kudret karşısında boyun eğmek ve kutsal ile bağlantı kurmak temeli üzerine kurulur ve her dinde bunu sağlamak üzere öngörülen merasimler bulunur. İslâm dininde yüce yaratıcı Allah&#8217;a yaklaşmanın yolu, ona yükselmenin basamağı ve bu bakımdan en parlak ve önemli ibadet, namaz ibadetidir. Bu özelliğinden dolayı namaz diğer bütün ibadetlerin özü ve özeti sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber bir hadislerinde &#8220;Namaz dinin direğidir&#8221; (Tirmizî, &#8220;Îman&#8221;, 8; Müsned, V, 231, 237; Aclûnî, Keşfü&#8217;l-hafâ, I, 31-32) buyurmuş, secdeyi de kulun Allah&#8217;a en yakın olduğu hal olarak nitelendirmiştir (Müslim, &#8220;Salât&#8221;, 215; Nesâî, &#8220;Mevâkýt&#8221;, 35).</p>
<p>Kelime-i şehâdetten sonra İslâm&#8217;ın en önemli rüknü olan namaz, günde beş ayrı zaman diliminde olmak üzere kadın ve erkek her müslüman için bir görevdir. Esasen namaz ibadetinin hiçbir amaç ve hikmeti olmasa bile, diğer ibadetlerde olduğu gibi, namaz ibadetini sırf inanılan dinin bir gereği, yüce yaratıcının bir emri olduğu için, hiç değilse bunun için yerine getirmelidir.</p>
<p>İbadetler, akla aykırı olmamakla birlikte, yapı ve muhtevaları itibariyle akıl yoluyla kavranabilir, açıklanabilir konular dışında yer alırlar. Fakat namazın, salt emredilmiş şekillerden ibaret anlamsız bir şey olmayıp amaç ve hikmetlerinin bulunduğuna işaret eden âyet ve hadisler bulunmaktadır. Bir kere, namaz diye tercüme ettiğimiz salât kelimesi, Arapça&#8217;da &#8220;dua etmek, övmek, tâzim etmek&#8221; gibi anlamlara gelmektedir. İlgili âyet ve hadislere göre namazın farz kılınmasındaki hikmetlerden biri de, namaz kılan kimsenin Cenâb-ı Allah&#8217;ın kudret ve kuvvetini, azabını, rahmetini, hayal ve hâfızasına nakşederek nefsini tehzip etmesi ve bu suretle kendisini her türlü fenalıklardan, hatalardan, suçlardan alıkoymasıdır. Allah düşüncesi ve kalbi Allah&#8217;a bağlama, insanı her türlü fenalıktan alıkoyar. Namaz da Allah&#8217;ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir. Nitekim âyette &#8220;Beni hatırlamak/anmak için namaz kıl&#8221; (Tâhâ 20/14) buyurulmaktadır. Namaz emrini, Allah Teâlâ&#8217;nın yeryüzüne melek aracılığıyla göndermeyip Mi`rac gecesi Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna çıktığında ona tebliğ etmesi de (Buhârî, &#8220;Salât&#8221;, 1; Müslim, &#8220;Îmân&#8221;, 263), bu ibadetin müslümanın dinî ve ruhanî hayatı açısından önem ve anlamını göstermektedir. Bu sebeple de dinî literatürde namaz ibadetinin bu yönünü, namazın kulun Allah&#8217;a ulaşması, kavuşması yolunda önemli bir araç olduğunu anlatmak için&#8221;Namaz müminin mi`racıdır&#8221; denilmiş, ümmetin namazla ilgili ortak bilinç ve değerlendirmesi âdeta bu cümleyle özetlenmiştir.</p>
<p>Namaz belli eylemler ve özel rükünler ile yüce Allah&#8217;a kulluk etmektir. Namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret ise de, içerisi ve gerçek mahiyeti, yüce yaratıcıya münâcât etmek, O&#8217;nunla konuşmak, O&#8217;na yakınlaşmak ve O&#8217;nu müşahede etmektir. Bu özelliğinden dolayı, yani yüce yaratıcı ile teklifsiz, aracısız buluşma ve konuşma anlamına gelişinden dolayı, namaz ilâhî bir lutuf olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Namazı terketmek, kılmamak büyük günahtır. Peygamberimiz, kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir (Tirmizî, &#8220;Salât&#8221;, 188). Namaz kılmak, Müslümanlığın dışa yansıyan temel göstergelerinden biri sayıldığı için İslâm bilginleri farziyetini inkâr etmeksizin namazı terkeden kimse için, mevcut bazı rivayetleri de kendi anlayışlarına göre değerlendirerek, bazı müeyyideler öngörmüşlerdir. Gayet tabiidir ki namaz ve diğer ibadetler Allah rızâsı için ve içten gelerek yapıldığında anlamını ve amacını gerçekleştirmiş olur. Bunun dışında birtakım zorlamalarla veya gösteriş için kılınan namazların bir değeri olmadığına göre, namazı terkedenler için fakihlerin kendi zamanlarına göre öngördükleri müeyyideleri kamu düzeni ve genel ahlâk ilkesi açısından değerlendirmek gerekir. Esasen bu müeyyidelerin dayandırıldığı hadislerin büyük çoğunluğu, namazın terkedilmesinin müeyyidesini değil, İslâm dininde namaz ibadetinin önemini gösterme amacına yönelik bulunmaktadır. Kimsenin kimseyi zorla müslüman etme hak ve yetkisi bulunmadığına göre, bu dine mensup olanlar kendi özgür iradeleriyle bu dini seçmiş olacaklar ve bu dinde oldukça önemli bir yeri bulunan namaz ibadetinden haberdar olacak ve bunu zevkle yerine getireceklerdir.</p>
<p>Namaz insanın maddî ve mânevî temizliğinin vasıtası olmaktadır. Çünkü namaz kılmak için gerekiyorsa gusül abdesti almak, normal durumlarda abdest almak suretiyle bir nevi vücut temizliği yapılmış olduğu gibi, ayrıca elbisenin ve namaz kılınacak yerin de temizlenmesi gerektiği için bir üst baş temizliği yapılmış olur. Daha da önemlisi namaz günahlardan arınmanın da bir yoludur. Namaz esas itibariyle insanı günah işlemekten alıkoyar, günahtan uzaklaştırır. Nitekim bir âyette &#8220;Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl; çünkü namaz çirkin ve kötü işlerden alıkor. Allah&#8217;ı zikretmek en büyük şeydir. Allah yapıp ettiklerinizi bilir&#8221; (el-Ankebût 29/45) buyurulmaktadır.</p>
<p>Ayrıca namaz, işlenmiş hata ve günah kirlerinin giderilmesini de sağlar. Peygamberimiz günde beş vakit namazı, bir insanın kapısının önünden akıp giden bir ırmağa, namaz kılmayı da bu ırmakta her gün beş kere yıkanmaya benzetmiş ve şöyle demiştir: &#8220;Ne dersiniz, birinizin kapısının önünden bir ırmak geçse ve o kimse orada günde beş kere yıkansa bedeninde hiç kir kalır mı?&#8221; Sahâbîler, &#8220;Kalmaz, ey Tanrı elçisi&#8221; deyince Peygamberimiz &#8220;İşte beş vakit namaz buna benzer. Allah namaz sayesinde günahları siler&#8221; demiştir (Buhârî, &#8220;Mevâkýt&#8221;, 6; Müslim, &#8220;Mesâcid&#8221;, 282).</p>
<p>Aşağıda namazın biçimsel olarak sahih olmasının şartları üzerinde durulacaktır. Fakat asla hatırdan çıkarmamak gerekir ki, sayılacak olan şartlar, namazın sadece dış görünüşünü sağlam yapmaya yeterli olacağı gibi, namazın sayılacak olan sünnetleri ve âdâbı da onun dış görünüşünün süslenmesini ve güzel görünmesini sağlamaya yeterli olacaktır. Fakat bu şartları yerine getirmek, namazı ikame etmek, ayakta tutmak sayılmaz. Namazın özü, kalbin huşû ve huzur içinde olmasıdır. Kalbin huzur ve huşûu yoksa kılınan namaz, bir heykeltraşın özene bezene ve tüm sanatkarlığını ortaya koyarak yaptığı bir insan heykelinden farklı olmayacaktır. Allah bu noktayı şöyle belirtmektedir: &#8220;Beni anmak için namaz kıl&#8221; (Tâhâ 20/14). Bu âyetle namaz Allah&#8217;ı anmanın bir yolu olarak önerildiği gibi, aynı zamanda namazın Allah&#8217;ı anmaktan ibaret olduğu da vurgulanmaktadır. Çünkü Allah&#8217;ı anmak için namaza duran kişi, namaz boyunca Rabbin huzurunda durduğundan gaflet ederek namaza hakkını vermemiş ise nasıl Allah&#8217;ı anmış sayılabilir? Devlet başkanıyla görüşmek, ondan bir şeyler talep etmek isteyen kişi, bu imkânı bulup onun huzuruna çıktığında onunla görüşmek yerine, orada bulunan eşya ile ilgilense veya yanında getirdiği kitabı okusa veya bir şarkının veya şiirin sözlerini mırıldansa, o devlet başkanının muhtemel tepkisini bir tarafa bırakalım, buna görüşme denir mi, gelen kişi arzusunu iletmiş olur mu? Bu basit örneğin de gösterdiği gibi namaza duran kişi, Allah&#8217;ın huzurunda olduğunu bilmeli, bunu hissetmelidir. &#8220;Ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın&#8221; (en-Nisâ 4/43) ifadesi ne dediğinden haberi olmayan sarhoş kimselere yönelik olmakla birlikte namazda tam bir şuur ve huşûun gerektiğini de anlatmaktadır. Yine Kur&#8217;an&#8217;da, namaz kılarken gaflet ve ciddiyetsizlik içinde olanlar ağır bir üslûpla zemmedilir (el-Mâûn 107/4-5). Allah insanların kalıplarına değil kalplerine bakar.</p>
<p>Fakihler, zahire göre hüküm verdikleri ve görünür şartların düzgün şekilde yerine getirilmesiyle ilgilendikleri için namazın şartlarından bahsederken namazda huşû ve huzuru, namazın olmazsa olmaz şartları arasında saymamışlar, sadece bu yönde öneri ve uyarıda bulunmakla yetinmişlerdir. Çünkü ihlâs, kalp huzuru ve huşû, kalbin ameli olup gizli, bâtınî bir durumdur. Namazın bâtınî derunî şart ve gayelerinin gerçekleşmesi mükellefin kendi seviyesiyle, gayret ve hassasiyetiyle ve biraz da ortamla alâkalı sübjektif bir hal olduğundan bu konuda herkes için ortalama bir çizgiden söz etmek ve buna namazın şartları arasında yer vermek doğru olmaz. Namazda sözü edilen iç huzuru ve kalbî bağlılığı yakalamak, ruhun maddî âlemden Allah&#8217;ın huzuruna yükselişini hissetmek herkes için kolay olmadığı gibi arzu etmekle elde edilebilen bir sonuç da değildir. Böyle bir mükellefiyet, insana gücünün üzerinde bir yük yüklemek anlamına gelir. Fakihlerin, zâhirî şartların yerine getirilmesiyle mükellefin uhdesinden namaz borcunun düşeceğini ve bunun dünyevî hükümler bakımından yeterli olacağını söylemeleri bu sebepledir. Kılınan namazın kabul olunup olunmaması, âhirette fayda verip vermeyeceği fıkhın konusu değildir. Ayrıca fakihler fetva verirken, insanların kusur ve eksikliklerini de dikkate almışlar, mükellefiyet şartlarını ideal değil ortalama ölçülerde tutmaya çalışmışlardır. Bu gerekçe ve mülâhazalar sebebiyledir ki, namazın ruhu olan kalp huzuru namazın tamamında şart koşulmamış, namaza başlarken yapılan niyetteki ihlâs ve yöneliş yeterli görülmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-hakkinda-hakkinda-bilgi+namaz-hakkinda-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz Çeşitleri</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-cesitleri-hakkinda-bilgi+namaz-cesitleri-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-cesitleri-hakkinda-bilgi+namaz-cesitleri-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:31:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Farz Namaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Farz Namazı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile Namaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile Namazlar Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Vacip Namaz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Vacip Namazlar Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9682</guid>
		<description><![CDATA[Hanefîler dışındaki çoğunluk, vâcip hüküm kategorisini kabul etmedikleri için namazı genel olarak farz ve nâfile şeklinde iki gruba ayırmışlardır. Hanefîler&#8217;e göre ise namazlar: a) farz, b) vâcip, c) nâfile olmak üzere üç çeşittir. Bununla birlikte Hanefîler arasında farklı gruplamalar da bulunmaktadır. Bunlardan birine göre namazlar; a) Allah&#8217;ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar, b) Hz. Peygamber&#8217;in sünnetiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-9682"></span>Hanefîler dışındaki çoğunluk, vâcip hüküm kategorisini kabul etmedikleri için namazı genel olarak farz ve nâfile şeklinde iki gruba ayırmışlardır.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></span></p>
<p>Hanefîler&#8217;e göre ise namazlar:<br />
a) farz,<br />
b) vâcip,<br />
c) nâfile olmak üzere üç çeşittir.</p>
<p>Bununla birlikte Hanefîler arasında farklı gruplamalar da bulunmaktadır.</p>
<p>Bunlardan birine göre namazlar;<br />
a) Allah&#8217;ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar,<br />
b) Hz. Peygamber&#8217;in sünnetiyle sabit olan (mesnûn) namazlar,<br />
c) nâfile namazlar olmak üzere üç çeşittir.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in sünnetiyle sabit olan namazlar da vâcip olan ve vâcip olmayan kısımlarına ayrılır.<br />
<strong><br />
A) FARZ NAMAZLAR</strong><br />
Farz olan namazlar, aynî farz (farz-ı ayın) ve kifâî farz (farz-ı kifâye) olmak üzere ikiye ayrılır. Farz-ı ayın olan namazlar yükümlülük çağındaki her müslümana farz olup, her biri ayrı ayrı bunu yerine getirmekle mükelleftir. Farz-ı ayın olan namazlar, her gün beş vakit namaz ve her hafta cuma günleri kılınan cuma namazından ibarettir. Günlük farz namazlar sabah namazı 2 rek`at, öğle namazı 4 rek`at, ikindi namazı 4 rek`at, akşam namazı 3 rek`at ve yatsı namazı 4 rek`at olmak üzere toplam 17 (on yedi) rek`attır. Cuma namazı, cuma günü öğle namazının vaktinde cemaatle kılınan ve farz olan kısmı 2 rek`at olan bir namazdır. Cuma namazı kılınınca ayrıca öğle namazı kılınmaz.</p>
<p>Farz-ı kifâye olan namaz ise, bir müslüman öldüğünde başta yakınları, komşuları ve tanıyanları olmak üzere müslümanlarca kılınması gereken cenaze namazıdır. Bu namazı birileri kılınca öteki müslümanlar cenaze namazı kılmadıkları için sorumlu olmazlar. Sevap ve fazileti ise namazı kılanlar elde etmiş olurlar.</p>
<p><strong>B) VÂCİP NAMAZLAR</strong><br />
Vâcip namazlar, vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li-aynihî vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip (li-gayrihî vâcip) olmak üzere iki kısımdır. Yatsı namazından sonra kılınan üç rek`atlık vitir namazı ile ramazan ve kurban bayramı namazları birinci grupta yer alır. Tilâvet secdesi de, her ne kadar namaz olmayıp bir secdeden ibaret olsa da, bu gruba sokulmaktadır. Ayrıca çoğunluk tarafından sünnet kabul edilmekle birlikte, bazı Hanefîler&#8217;in vâcip saydıkları küsûf namazı da (güneş tutulduğunda kılınan namaz) bu gruba girer.</p>
<p>İkinci grupta ise nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı yer alır. Nezir namazı, esasen gerekli ve görev olmamakla birlikte, kişi bir vesileyle namaz kılmayı adadığı zaman kendi iradesiyle kendini yükümlü kılmış olur; artık bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerekir.<br />
<strong><br />
C) NÂFİLE NAMAZLAR</strong><br />
Farz veya vâcip olan namazların dışındaki namazlara nâfile namazlar denir ve farz namazların öncesinde veya sonrasında kılınan sünnet namazlar nâfile namaz kapsamında yer alır. Nâfile namazları, sünnet namazların dışında ayrı bir kategori olarak ele alan bilginler de bulunmaktadır. Buna göre namazlar; a) farz namazlar, b) vâcip namazlar, c) sünnet namazlar, d) nâfile namazlar olmak üzere dört çeşit olmaktadır. Sünnet namazlar, vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifade etmekte, nâfile namazlar ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah&#8217;a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (regaib) ifade etmektedir.</p>
<p>Sünnet, Hz. Peygamber&#8217;in yaptığı ve bir bağlayıcılık ve gereklilik olmaksızın yapılmasını istediği ve teşvik ettiği şeylerdir. Bu anlamda sünnet, hem Hz. Peygamber&#8217;in devamlı olarak yaptığı, nâdiren terkettiği şeyleri yani Hanefîler&#8217;in ıstılahındaki sünneti hem de devamlı olarak yapmayıp, yapılmasına teşvikte bulunduğu şeyleri (mendup, müstehap) içine almaktadır. Buna göre meselâ sabah namazının farzından önce iki rek`at namaz kılmak sünnet, ikindi ve yatsıdan önce kılınan dört rek`at ise müstehap sayılmaktadır.</p>
<p>Fakat en doğru ve yaygın gruplama farz ve vâcip namazların dışındaki namazları, genel olarak nâfile başlığı altında ele alıp bunları kendi içinde kısımlara ayıran gruplamadır. Nâfile kelimesinin, farz ve vâciplerin dışında fazladan yapılan işler anlamına gelmesi ve yaygın olarak mendup, müstehap ve tatavvu olarak da adlandırılması bu gruplamanın daha tutarlı olduğunu göstermektedir. Buna göre nâfile namaz ifadesi, bir vakti bulunan sünnetleri (müekked sünnet ve müstehap sünnet) ve vakte bağlı olmayan tatavvu namazları içine alır. Birincisi, sünen-i revâtib, ikincisi regaib türleri olarak adlandırılır. Revâtib, belli bir düzen ve tertip içinde, beş vakit farz namazlarla birlikte ve belli bir devamlılık içinde kılındığı için revâtib adını almıştır. Bu açıdan revâtib sünnetler, düzenli olarak kılınan sünnetler demektir. Bunlar, Hz. Peygamber&#8217;in sünnetine uyularak vakit namazlarından önce veya sonra yahut kimisinde hem önce hem sonra kılınan namazlardır. Peygamberimiz&#8217;in devam edip etmemesine göre bunların bazıları sünnet-i müekkede, bazıları sünnet-i gayr-i müekkede olarak nitelendirilir. Hanefî literatürde, sünnet-i müekkede olan namazlar kısaca &#8220;sünnet&#8221;, gayr-i müekked olanlar ise &#8220;müstehap&#8221; veya &#8220;mendup&#8221; diye adlandırılmıştır. Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan teravih namazı da, sünnet-i müekkede türünden bir namazdır.</p>
<p>Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar ise regaib adını alır. Bunlar, Hz. Peygamber&#8217;in uygulamalarına dayanılarak belirli zamanlarda veya bazı vesilelerle kılınan ya da kişinin kendi isteğiyle herhangi bir zamanda Allah&#8217;a yakınlaşmak ve sevap kazanmak amacıyla kıldığı namazlardır. Bunlar gönüllü olarak kendiliğinden kılındığı için &#8220;gönüllü (tatavvu) namazlar veya arzuya bağlı namazlar&#8221; olarak da adlandırılır. Teheccüd namazı, kuşluk (duhâ) namazı, istihâre namazı, yağmur duası, husûf namazı, küsûf nama-zı, tahiyyetü&#8217;l-mescid, tövbe namazı, evvâbîn namazı, tesbih namazı, ihra-ma giriş namazı, yolculuğa çıkış ve yolculuktan dönüş namazı, hâcet nama-zı, abdest ve gusülden sonra namaz regaib türünden nâfile namazlardır. İslâm kültüründe sünnet namazlar, özellikle vakit namazlarının öncesinde-sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve onları koruyucu ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber&#8217;e bağlı olmanın da bir göstergesi kabul edilmiştir. Bunun için de, bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiş ve terkedilmesi kötü bir davranış sayılmıştır. Bununla birlikte, sonuçta farz veya vâcip olmayıp sünnet olduğu için de çeşitli nedenlerle terkedilmesine müsaade ve müsamaha edilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/namaz-cesitleri-hakkinda-bilgi+namaz-cesitleri-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın Farzları</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-farzlari-hakkinda-bilgi+namazin-farzlari-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-farzlari-hakkinda-bilgi+namazin-farzlari-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Farzları]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Farzları Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Farzları Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9680</guid>
		<description><![CDATA[Ergenlik (bulûğ) yaşına ve belli bir aklî olgunluk düzeyine gelmiş her müslümanın namaz kılması farz-ı ayındır. Buna göre namazın kişiye farz olmasının şartları, müslüman olmak, bulûğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir. Bu şartlara namazın vücûb şartları yani kişinin namaz kılmakla yükümlü olmasının şartları denir. Sahih ve eksiksiz bir şekilde kılınabilmesi için namazın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9680"></span>Ergenlik (bulûğ) yaşına ve belli bir aklî olgunluk düzeyine gelmiş her müslümanın namaz kılması farz-ı ayındır. Buna göre namazın kişiye farz olmasının şartları, müslüman olmak, bulûğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir. Bu şartlara namazın vücûb şartları yani kişinin namaz kılmakla yükümlü olmasının şartları denir.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sahih ve eksiksiz bir şekilde kılınabilmesi için namazın birtakım farzları ve vâcipleri (sıhhat şartları), sünnetleri ve âdâbı bulunmaktadır. Farzlara riayetsizlik, namazın bozulmasına yol açar.</p>
<p style="text-align: justify;">Vâcip, kesin olmayan bir delille sabit olduğu için, vâcibi inkâr eden kişi, kâfir olmaz. Ancak bir açıklama getirmeksizin ve te&#8217;vil etmeksizin vâcibi terkeden kimse fâsık kabul edilir. Namazın vâciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vâciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapmak gerekir. Eğer kasten terkedilmişse, namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sünnet, Hz. Peygamber&#8217;in devamlı olarak yaptığı (muvâzebe) ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir. Namazda sübhâneke okumak, eûzü çekmek bu mânada sünnettir. Sünnetin yapılmasına sevap olmakla birlikte terkedilmesine ceza (ikab) yoktur, sadece kınama ve sitem (itâb) vardır. Namazın sünnetleri, namazın vâciplerini tamamlar, onlardaki kusurları telâfiye ve fazla sevaba vesile olur. Sünnetlere riayet etmek ve devam etmek Peygamber&#8217;i sevmenin bir nişanesi sayılır. Bununla birlikte sünnetin terkedilmesi, ne farzın terkedilmesi gibi namazın bozulmasını ve yeniden kılınmasını, ne vâcibin kasten terkedilmesi gibi tahrîmen mekruhluğu ne de vâcibin sehven terkedilmesi gibi sehiv secdesi yapmayı gerektirir. Fakat sünnetlerin kasten terkedilmesi &#8220;isâet&#8221; (yanlış ve kötü davranış) olur. İsâet, Hanefîler&#8217;in tanımlamasına göre tenzîhen mekruhun üstünde, tahrîmen mekruhun altında yer alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Edep (çoğulu âdâb), Hz. Peygamber&#8217;in devamlı olmaksızın zaman zaman yaptığı şeylerdir. Rükû ve secdede üçten fazla tesbih yapmak gibi. Mendup anlamına da gelir. Bunları terketmek, her ne kadar isâet sayılmaz ve kınamayı gerektirmez ise de bunlara riayet edilmesi daha faziletlidir (efdal). Esasen namazın âdâbı, yüce yaratıcının huzurunda durulduğunun farkında olunarak, zâhiren mütevazi bir halde bulunmaktır.<br />
<strong><br />
A) NAMAZIN FARZLARI</strong><br />
Namazın on iki farzı vardır. Namazın farzları, namazın dışındaki farzlar ve namazın içindeki farzlar olarak iki gruba ayrılır. Namazın dışındaki farzlar, namazdan önce ve namaza hazırlık mahiyetinde olduğu için &#8220;namazın şartları&#8221; (şurûtü&#8217;s-salât) olarak adlandırılır. Namazın içindeki farzlar ise, namazın varlığı ve tasavvuru kendisine bağlı olduğu, yani bu farzlar namazın mahiyetini oluşturduğu için &#8220;namazın rükünleri&#8221; (erkânü&#8217;s-salât) adını alır. Bunlar namazı oluşturan unsurlardır. Namazın farzlarından herhangi birinin eksikliği durumunda namaz sahih olmaz. Buna göre;</p>
<p style="text-align: justify;">a) Namazın Şartları</p>
<p style="text-align: justify;">1. Hadesten tahâret</p>
<p style="text-align: justify;">2. Necâsetten tahâret</p>
<p style="text-align: justify;">3. Setr-i avret</p>
<p style="text-align: justify;">4. İstikbâl-i kıble</p>
<p style="text-align: justify;">5. Vakit</p>
<p style="text-align: justify;">6. Niyet</p>
<p style="text-align: justify;">b) Namazın Rükünleri</p>
<p style="text-align: justify;">1. İftitah tekbiri</p>
<p style="text-align: justify;">2. Kıyam</p>
<p style="text-align: justify;">3. Kıraat</p>
<p style="text-align: justify;">4. Rükû</p>
<p style="text-align: justify;">5. Secde</p>
<p style="text-align: justify;">6. Ka`de-i ahîre şeklinde sıralanır</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sayılan şart ve rükünlerde fakihler görüş birliğindedir. Namazın rükünlerinin düzgün bir şekilde yapılması demek olan ta`dîl-i erkân Ebû Yûsuf&#8217;a ve Hanefîler&#8217;in dışındaki üç mezhebe göre rükün kabul edilmiştir. Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması da (hurûc bi sun`ih) Ebû Hanîfe&#8217;ye göre bir rükündür. Farzlar arasında sıraya riayet etmek (tertip), Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre namazın rükünlerindendir.<br />
<strong><br />
a) NAMAZIN ŞARTLARI</strong><br />
1. Hadesten Tahâret</p>
<p style="text-align: justify;">Hades genel olarak hükmî kirlilik, hadesten tahâret de bu hükmî kirlilikten temizlenme demektir. Abdestsizlik durumu yani namaz abdestinin olmayışı ve cünüplük hali, dinî literatürde hades yani hükmî kirlilik olarak nitelendirilir. Hadesten tahâret, namaz abdesti olmayan bir kimsenin abdest alması, gusül yapması gereken bir kimsenin gusül etmesi yani boy abdesti alması demektir. Bu çeşit tahâret, maddî kirleri giderme, beden sağlığını koruma gibi birçok yararı içinde bulundursa da esas itibariyle başka hikmetlere mebnî dinî muhtevalı ve ibadet içerikli (taabbüdî) bir temizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilinen namaz abdestinin olmaması durumu, küçük hades diye; cünüplük, âdet görme (hayız) ve loğusalık gibi, gusül yapmayı gerektiren durumlar ise büyük hades diye adlandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cünüp olan kimseler, boy abdesti almadan namaz kılamazlar. Aynı şekilde âdet yahut loğusalık halinde olan kadınlar da bu halleri devam ediyorken namaz kılamazlar. Bu halleri sona erdikten sonra, namaz kılabilmek için boy abdesti almaları gerekir. Boy abdesti almak için su temin edemeyen veya su bulduğu halde bu suyu kullanma imkânı bulamayan kimseler teyemmüm ederler. Aynı durum, namaz abdesti almak için su bulamayan kimse için de geçerlidir. Tilâvet secdesi ve şükür secdesi gibi namaz benzeri işler (eksik namazlar) için de hadesten temizlenmiş olmak yani abdestli bulunmak şart görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest bozulursa namaz da bozulmuş olur. Namaz kılarken bilerek abdest bozucu bir fiil işleyen kişinin namazı bozulur. Ancak bu iş, namazın sonunda yapılmış ise, kişi kendi fiili ile namazdan çıkmış sayılacağı için Hanefîler&#8217;e göre namaz bozulmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Özel durumlarında kadınlar namaz ve oruç gibi ibadetlerden muaftır. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de hayız durumunun bir eza ve rahatsızlık hali olduğu bildirilmekte ve erkeklerin bu durumdaki eşleriyle cinsel ilişkide bulunmaları yasaklanmaktadır. Hz. Peygamber, bu durumda olan kadınların namaz kılmayacaklarını ve oruç tutmayacaklarını açıklamıştır. Kadınlar bu dönemlerinde kılamadıkları namazları kazâ etmeyecekler, fakat tutamadıkları oruçları kazâ edeceklerdir. Bu hükümler üzerinde icmâ edilmiş ve bu konuda aykırı bir görüş öne sürülmemiştir. Öte yandan özel durumlarında kadınların namaz ve oruç gibi ibadetlerden muaf tutulması, bir &#8220;haktan mahrumiyet&#8221; değil, &#8220;görevden muafiyet&#8221;tir. İbadetler, bir dinin temel unsurları içerisinde yer alması bir yana, o dinin alâmet-i fârikası, ayırıcı özelliğidir. İbadetler, diğer sosyal ve hukukî kurumlardan farklı olarak, zamana ve zemine göre değişme göstermeyen sabit konulardır. Üzerinde görüş birliği sağlanmış ibadet konularında değiştirme yapılacak olursa, din, kendine mahsus özelliklerini yavaş yavaş yitirir ve tanınmaz hale gelir. Bu bakımdan özellikle ibadet konularında gerçekleşmiş olan icmâlara dikkat etmek, bunlara aykırı davranmamak şarttır. Zaten bu tür icmâlara aykırı davranmak, öteden beri âlimler tarafından bid`at ve sapıklık olarak değerlendirilmiş, hatta konunun önem derecesine göre bazı icmâları inkâr edip karşı gelmenin küfür olacağı belirtilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Necâsetten Tahâret</p>
<p style="text-align: justify;">Necâsetten tahâret, vücut, elbise ve namaz kılınacak yerin, -insan kanı ve idrarı, at, koyun gibi hayvanların idrar ve dışkıları gibi- dinen pis sayılan şeylerden temizlenmesi demektir. Ağır (galîz) necâset ve hafif necâsetin neler olduğu ve bunların hangi ölçüde bulunmalarının namaza engel olacağı konusu TEMİZLİK bölümünde açıklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Namazın sıhhatine engel olacak ölçüde necâset taşıyan bir elbise ile bilmeyerek namaz kılan kimsenin, bu durumu öğrendikten sonra namazını iade etmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Setr-i Avret</p>
<p style="text-align: justify;">Avret, insan vücudunda başkası tarafından görülmesi ayıp ya da günah sayılan yerlerdir. Setr-i avret, avret sayılan yerleri örtmek demektir. Avret yerlerinin namazda olduğu gibi, namaz dışında da örtülmesi ve başkalarına gösterilmemesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avret kelimesi Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de terim anlamına yakın bir şekilde iki yerde geçmiş olmakla birlikte (en-Nûr 24/31, 58), avret yerlerinin sınır ve ölçüleri gösterilmemiştir. Kur&#8217;an&#8217;da geçen &#8220;sev&#8217;e&#8221; (el-A`râf 7/20, 22, 26, 27; Tâhâ 20/121; el-Mâide 5/31) kelimesiyle de en dar anlamda avret yani erkek ve kadının cinsel organı kastedilmiştir. Bunun Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;sev&#8217;e&#8221; diye anılması, onların örtülmesinin aklın ve fıtratın da gereği olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan buna galîz avret denilmektedir. Cinsel organların dışında nerelerin avret olduğu hususu büyük ölçüde hadislerle düzenlenmiştir. Hz. Peygamber&#8217;in bu düzenlemeyi yaparken, o dönemin giyim kuşam tarzını da dikkate aldığı açıktır. O dönemde bugünkü anlamda iç çamaşırının olmadığı, en azından iç çamaşırı giyme âdetinin bulunmadığı dikkate alınırsa, Hz. Peygamber&#8217;in erkekler için yaptığı bu düzenlemenin, gerek namazdaki hareketler gerekse namaz dışında oturup kalkmalar esnasında, esas avret yerlerinin (cinsel organ ve makat) görünmemesi açısından ne kadar yerinde olduğu görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Erkek için avret, yani örtülmesi gereken yerler, göbek ile diz kapağının arasıdır. Bu konuda biraz daha ihtiyatlı davranan Hanefîler diz kapaklarını da avret olarak kabul ederken, diğer üç mezhep, diz kapaklarını avret saymazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın için avret, yüz, el ve ayak dışındaki bütün vücuttur. Onlar, yüzlerini namazda örtmedikleri gibi, ellerini ve ayaklarını da açık bulundurabilirler. Saçlarıyla beraber başları, bacakları ve kolları örtülü bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;">İmam Mâlik, setr-i avretin (örtünme) namaza has olmayan genel bir farz olduğunu, namazda ve namaz dışında uyulması gereken dinî bir emir bulunduğunu dikkate alarak kadınların başlarını örtmelerini ayrıca namazın farzları arasında saymamıştır. Onun bu görüşün bir uzantısı olarak Mâlikî mezhebinde setr-i avret namazın sünnetlerinden sayılır. Diğer üç mezhep imamı ve Mâlikî mezhebindeki öteki görüşe göre, namazda setr-i avret, tıpkı kıbleye yönelmenin farz oluşu gibi farzdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber&#8217;in &#8220;Allah, bulûğa ermiş kadının namazını başörtüsüz kabul etmez&#8221; (İbn Mâce, &#8220;Tahâre&#8221;, 132; Tirmizî, &#8220;Salât&#8221;, 160; Müsned, IV, 151, 218, 259) ve &#8220;Kadın bulûğ çağına erince elleri ve yüzü dışında başka yerlerinin başkasına görünmesi helâl olmaz&#8221; (Ebû Dâvûd, &#8220;Libâs&#8221;, 31) şeklindeki hadisleri göz önüne alınınca, başörtüsüz kılınan namazın geçerli olmayacağı anlaşılır. Kadının başının dörtte biri veya uyluğunun dörtte biri açık olarak namaz kılması durumunda, Ebû Hanîfe ve Muhammed&#8217;e göre namazı geçersiz olur. Ebû Yûsuf&#8217;a göre ise, başının yarıdan fazlası açık olmadıkça namaz geçerlidir. Çünkü bir şeyin yarıdan fazlası çok hükmündedir. Kadın, asgari bir başörtüsü, bir de ayaklara kadar uzanacak bir gömlek giymiş olmalıdır. Başörtüsüz namaz kılacak olursa bu namazını, vakit içinde veya vakit çıktıktan sonra iade eder. Mâlik&#8217;e göre ise vakit çıktıktan sonra iade etmesine gerek yoktur. Çünkü İmam Mâlik&#8217;e göre kadının başını örtmesi namaza has olmayan genel bir farzdır. Bu sebeple Mâlikîler namazda kadınların başını örtmesini namazın farzları arasında saymaz, âdeta onu namazın sünnet veya müstehaplarından biri olarak görürler. Bu itibarla başörtüsüz kılınan namaz, Mâlikîler&#8217;de ağırlıklı görüşe göre sahih olmakla birlikte vakti içinde iade edilmesi tavsiye edilmiştir. Kadının örtünmeyle ilgili genel farzı ihlâl etmiş olmasının dinî sorumluluğu ayrı bir husus olarak değerlendirilmiştir. Öte yandan kadınların kolları, kulakları ve salıverilmiş saçlarının avret olmadığını söyleyen Hanefî bilginler de bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mâlikî mezhebinde erkek ve kadının avret yerleri &#8220;ağır avret&#8221; (avret-i mugallaza) ve hafif avret olmak üzere iki kısımda değerlendirilmektedir. Erkek için galîz avret, cinsel organ ile makattır. Bu kısmın kesinlikle örtülmesi gerekir. Göbekle diz kapak arasının ağır avret sayılan bölgesinin dışında kalan kısımları ise hafif avrettir. Örtülmesi gerekli olmakla birlikte birincisi kadar ağır değildir. Kadının göğsü, göğüs hizasında bulunan sırt kısmı, kolları, boynu, başı ve dizden aşağısı hafif avret olup, bunun dışında kalan yerleri galiz avrettir. Bu ayırımın pratik sonucu namazdaki örtünme hükümlerine etki eder. Buna göre, hafif avret sayılan yerleri açık olarak namaz kılan bir kimse genel dinî farzı ihlâl etmiş olmanın günahını yüklenmekle birlikte, bu kimsenin namazı bâtıl olmaz. Mâlikîler&#8217;in namazda baş örtmeyi sünnet, açmayı da mekruh saymasının anlamı budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Giyilen şeyin, tenin rengini göstermeyecek kalınlıkta veya dokuda olması gerekir. Vücut hatlarını belli eden elbise ile namaz kılmak mekruh olmakla birlikte kılınan namaz geçerlidir. İpek giysi giymek mekruh veya haram kabul edilse de, ipek elbise ile kılınan namaz geçerlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz esnasında avret mahallinin, kişinin iradesi dışında açılması durumunda, açılan yer eğer örtülmesi gereken yerin dörtte biri oranına ulaşmış ve bir rükün eda edilecek bir süre (sübhânellâhi&#8217;l-azîm diyecek kadar bir süre) açık kalmış ise kişinin namazı bozulur. Kendi iradesi ile açacak olursa namazı hemen bozulur.</p>
<p style="text-align: justify;">4. İstikbâl-i Kıble</p>
<p style="text-align: justify;">İstikbâl-i kıble, namaz kılarken kıbleye yönelmek demektir. Müslümanların kıblesi, Mekke&#8217;de bulunan Kâbe&#8217;dir. Kâbe denilince sadece bilinen bina değil, bunun yanında, hatta daha öncelikle bu binanın bulunduğu yer kastedilir. Kâbe&#8217;yi gözle gören kişi, bizzat Kâbe&#8217;ye yönelir. Kâbe&#8217;den uzakta olan kişi ise Kâbe&#8217;nin bizzat kendisine değil, onun bulunduğu tarafa yönelir, yüzünü ve yönünü o tarafa çevirir. Namazın amacı, kalbin mâsivâdan (Allah&#8217;tan başka her şeyden) ayrılıp yalnızca Allah&#8217;a yönelmesidir. Elbetteki Allah herhangi bir yönle kayıtlı ve sınırlı değildir. Fakat, kalbin huzur ve sükûnetini sağlamak bakımından, namazda herkesin yöneleceği bir yönün tayin edilmesi, belirlenmesi gerekir. Zâhirde, yüzümüzü Allah&#8217;ın evi olan Kâbe&#8217;ye çevirdiğimiz gibi, bâtınen de, Allah&#8217;ın nazargâhı olan kalbimizi, gönlümüzü başka şeylerden çekip alarak, arındırarak yalnız Allah&#8217;a yöneltmeli, Allah&#8217;tan başka şeyleri kalpten atmalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimsenin, yanında kıble yönünü bilen birisi varsa ona sorması gerekir. Böyle biri varken ona sormayıp kendisi ictihad ederek, yani kıble yönünü bulmaya çalışarak bir yöne yönelmiş ve yöneldiği tarafın kıble yönü olmadığı ortaya çıkmış ise, namazı iade etmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kâbe&#8217;nin bulunduğu noktadan 45 derece sağa ve sola sapmalar kıbleden (Kâbe yönünden) sapma sayılmaz. Sapma derecesi daha fazla olursa &#8220;kıbleye yönelme&#8221; şartı aksamış olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kimse, soracak birini bulamadığı takdirde yıldız, güneş, rüzgâr gibi birtakım doğal alâmetlere dayanarak kıble yönünü bulmaya çabalar ve kanaat getirdiği tarafa yönelerek namazını kılar. Namazı kıldıktan sonra kıblenin kendi yöneldiği tarafta olmadığı ortaya çıksa bile, kendisi bu yöne ictihad ederek, yani birtakım alâmetlere dayanarak bu sonuca ulaştığı için, namazı yeniden kılması gerekmez. Fakat namaz esnasında kıble yönünü anlaması halinde, namazını bozmadan o tarafa yönelir ve namazını tamamlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıble yönünü bilmeyen kimse, birine sormadan veya kıblenin ne tarafta olduğunu araştırma zahmetine katlanmadan (ictihad etmeden) rastgele bir tarafa yönelse, namaz esnasında yöneldiği tarafın kesin olarak kıble tarafı olduğunu anlasa namazı yeniden kılar. Çünkü namazın ilk kısmı şüpheli olduğu için, sağlam kanaate dayalı ikinci kısım, şüpheli birinci kısım üzerine bina edilemez. Ancak bu durumu namazı bitirdikten sonra anlayacak olursa, iade etmesi gerekmez. Ebû Yûsuf&#8217;a göre her iki durumda da iade etmesi gerekmez.</p>
<p style="text-align: justify;">İki kişi kıble cihetini araştırsa ve her biri ayrı bir yönün kıble olduğuna kanaat getirse, bu durumda bunlar birbirlerine uyarak cemaatle namaz kılamazlar. Her biri kendi tesbit ettiği kıbleye dönerek ayrı ayrı namazlarını kılarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kimse namazda iken bir özür olmaksızın göğsünü kıble tarafından çevirecek olursa namazı bozulur. Yüzünü çevirecek olursa, derhal kıbleye dönmesi gerekir. Bir kimse abdestsiz olduğunu zannederek namazdan ayrıldıktan sonra abdestli olduğunu hatırlasa, isterse henüz mescidden çıkmamış olsun, namazı bozulmuş olur. Fakat bir kimse mescidde namaz kılarken abdestinin bozulduğu zannıyla kıbleden ayrılıp da daha mescidden çıkmadan abdestinin bozulmadığını anlasa, İmâm-ı Âzam&#8217;a göre namazı bozulmuş olmaz. Ama bunu mescidden çıktıktan sonra anlayacak olsa namazı ittifakla bozulur. Çünkü mekânın değişmesi bir özüre mebni değilse, namazı iptal eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastalık veya düşman yahut yırtıcı hayvan korkusu gibi nedenlerle kıbleye dönme imkânı bulamayan kimse, kendisi için en rahat olan tarafa döner.</p>
<p style="text-align: justify;">Binek Üzerinde Kıbleye Yönelme</p>
<p style="text-align: justify;">Normal durumlarda binek üzerinde nâfile namaz kılmak câiz ise de, farz namaz kılınmaz. Ancak zaruret durumlarında binek üzerinde namaz kılmak câiz görülmüştür. Hayvan üzerinde, otomobil veya otobüste namaz kılındığı takdirde namazın rükünlerinden olan kıyam ve çoğu kere istikbâl-i kıble yerine getirilemez. Fakat yerin çamur olması, namaz kılacak uygun bir yer bulunmaması gibi durumlarda, hayvanı veya otomobili durdurup, hayvanın veya taşıtın üzerinde kıbleye yüz tutarak namaz kılınabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefî mezhebinde iki namazın birlikte kılınması (cem`), hac mevsiminde, Arafat ve Müzdelife dışında kabul edilmediği için, yağmur, çamur ve yolculuk gibi sebeplerle iki namazı birlikte kılmak söz konusu edilmemiştir. Ancak diğer mezhepler, sayılan mazeretlere binaen iki namazın birlikte kılınabileceğini kabul ettikleri için, uygun yer bulma ihtimali olan durumlarda, namazı binek üzerinde kılmayıp uygun vakit ve mekânda iki namaz birlikte kılınabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gemide namaz kılan kimse mümkünse kıbleye doğru döner; gemi yön değiştirdikçe kendisinin de kıble tarafına dönmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Vakit</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz günün belli zaman dilimlerinde yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Bu itibarla farz namazlar için vakit şarttır. Yine her bir farz namaza bağlı sünnet namazlar, vitir, teravih ve bayram namazları için de vakit şarttır. Bir farz namaz, vaktinin girmesinden önce eda edilemeyeceği gibi, vaktinin çıkmasından sonra da eda edilemez. Bir farz namazın vakti içinde kılınması edâ, vaktinin çıkmasından sonra kılınması da kazâ olarak adlandırılır. Bir namazın özürsüz olarak vaktinde kılınmaması ve ileriki bir vakitte kazâ edilmek üzere ertelenmesi doğru değildir ve günahtır. İlgili hadisten hareketle, unutma ve uyuma gibi mazeretler nedeniyle vaktinde kılınamamış olan namazın daha sonra kılınması gerekir. İhmal ederek, gevşeklik göstererek namazın vakti içerisinde kılınmaması günah olduğu için kimi bilginler, bu şekilde mazeretsiz olarak vakti içerisinde kılınmamış olan namazların kazâ edilemeyeceğini, günahından kurtulmak için tövbe etmek gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bilginler, aynı şekilde uyuma ve unutma mazereti sebebiyle vaktinde kılınamamış bir namazın hatırlanıldığında eda niyetiyle kılınacağını belirtmişlerdir. Esasen niyet ederken hangi farz namazın kılındığının belirlenmesi (tayin) şart olmakla birlikte, eda veya kazâ şeklinde bir belirleme yapmak gerekli değildir. Çünkü kazâya kalmış bir namaz, eda niyetiyle kazâ edilebileceği gibi, henüz vakti çıkmamış bir namaz da kazâ niyetiyle eda edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazâ, sadece beş vakit farz namaz ve bir de vitir namazı için söz konusudur. Cuma ve bayram namazları ve sünnet namazlar kazâ edilemez.</p>
<p style="text-align: justify;">aa) Beş Vakit Namazın Vakitleri</p>
<p style="text-align: justify;">1. Sabah Namazının Vakti. Fecr-i sâdık da denilen ikinci fecrin doğmasından güneşin doğmasına, daha doğrusu güneşin doğmasından az önceye kadar olan süre sabah namazının vaktidir. Fecr-i sâdık, sabaha karşı doğu ufkunda tan yeri boyunca genişleyerek yayılan bir aydınlıktır. Bu ikinci fecre fıkıh literatüründe &#8220;enlemesine beyazlık&#8221; anlamında &#8220;beyâz-ı müsta`razî&#8221; denilir. Bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda, sahurun sona erip orucun başlaması (imsak) vaktidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fecr-i kâzib de denilen birinci fecir ise, sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak yükselen, piramit şeklinde, akçıl ve donuk bir beyazlıktır. Fıkıh literatüründe buna uzayıp giden beyazlık anlamında &#8220;beyâz-ı müstetîl&#8221; de denilir. Bu geçici beyazlıktan sonra, yine kısa bir süre karanlık basar ve bunun ardından da ufukta yatay olarak boydan boya uzanan, giderek genişleyip yayılan fecr-i sâdık aydınlığı başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılınması (isfâr) müstehaptır. Bu aydınlığın ölçüsü, atılan okun düştüğü yerin görülebileceği ölçüde bir aydınlıktır. Bununla birlikte, kılınan namazın fâsid olup yeniden kılınmasının gerekebileceği ihtimaline binaen, güneşin doğuşundan önce namazı yeniden kılabilecek bir sürenin bırakılması gerekir. Sadece kurban bayramının ilk günü Müzdelife&#8217;de bulunan hacıların o günün sabah namazını, ikinci fecir doğar doğmaz, ortalık henüz karanlıkça iken (taglîs) kılmaları daha faziletlidir. Diğer üç mezhebe göre ise, sabah namazını her zaman bu şekilde erken kılmak daha faziletlidir (fecir hakkında bk. Tecrîd-i Sarih Tercümesi, II, 586-588).</p>
<p style="text-align: justify;">2. Öğle Namazının Vakti. Öğle namazının vakti, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe&#8217;ye göre, zeval vaktinden yani güneşin tepe noktasını geçip batıya doğru kaymasından itibaren başlar ve güneş tam tepedeyken eşyanın yere düşen gölge uzunluğu (fey-i zevâl) hariç, her şeyin gölgesi kendisinin iki misline ulaşacağı zamana kadar devam eder. Bu zamana &#8220;asr-ı sânî&#8221; denir. Ebû Yûsuf, Muhammed ve diğer üç mezhep imamına göre ise, öğle namazının vakti zeval vaktinden, her şeyin gölgesi, fey-i zevâl hariç, kendisinin bir misline ulaştığı ana kadardır. Her şeyin gölgesi, fey-i zevâl hariç, kendisinin bir misline çıktığı zaman, öğle namazının vakti çıkmış, ikindi namazının vakti girmiş olur. Bu zamana &#8220;asr-ı evvel&#8221; denir. Bir cismin gölge uzunluğunun, kendi uzunluğuna veya kendi uzunluğunun iki katına ulaşıp ulaşmadığı hesaplanırken, güneşin tam tepe noktada iken cismin yere düşen gölge uzunluğu (fey-i zevâl) hariç tutulur, yani toplam uzunluğa dahil edilmez. Söz gelimi, yere dikilen 1 m. uzunluğundaki çıtanın güneş tam tepedeyken yere düşen gölgesinin uzunluğu, ki buna fey-i zevâl denir, yarım metre olsun. Bu durumda çıtanın yere düşen gölge uzunluğu 1.5 m. olduğu zaman, gölgesinin uzunluğu kendi uzunluğu kadar (bir misli) olmuş olur. Çıtanın gölge uzunluğu 2.5 metreye ulaşırsa, kendi uzunluğunun iki misline ulaşmış olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ihtilâftan kurtulmak için, öğle namazını her şeyin gölgesi, fey-i zevâl dışında, gölgesi bir misli olana kadar geciktirmemek; ikindi namazını da her şeyin gölgesi, fey-i zevâl dışında, iki misli olmadıkça kılmamak evlâdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Normal kullanımda gündüz denilince, güneşin doğmasından batmasına kadar olan süre anlaşılır (örfî gündüz). Fakat şer`î bakış açısından ise gündüz, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan süredir (şer`î gündüz). Şer`î gündüz örfî gündüzden daha uzun bir süredir. Öğle namazının vakti, güneşin tepe noktasını geçip batıya doğru kaymasından itibaren başlar. Güneşin tepe noktasını geçmesine &#8220;zeval&#8221; denilir. Zeval, örfî gündüzün tam ortasına denk gelir. Meselâ örfî gündüz on saat ise, bu sürenin yarısı (beş saat) zeval vaktidir ve güneş görünüşe göre gökteki yarı yolu katetmiş olur. Şimdiye kadar her şeyin gölgesi doğudan batıya doğru düşmekte iken, bundan sonra batıdan doğuya doğru düşmeye başlar. İşte güneşin tam bu yarı yola geldiği anda yere düşen gölgesine &#8220;zeval anındaki gölge&#8221; anlamında &#8220;fey-i zevâl&#8221; denir. Fey-i zevâlin yönü ve uzunluğu bölgenin ekvatordan uzaklığına, kuzey veya güney yarıkürede oluşuna göre değişir. Bu anda yere dikilen 1 m. uzunluğundaki bir şeyin gölgesi, meselâ yarım metre olsun, fey-i zevâldir. Bu andan itibaren o şeyin gölgesi, fey-i zevâle ilâveten 2 metreye ulaşınca, yani 2.5 m. olunca, asr-ı sânî olmuş, İmâm-ı Âzam&#8217;a göre öğle vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Tam zeval vaktinde namaz kılınmaz. Namaz kılınması câiz olmayan bu vakit, çok kısa süren bir ana mı mahsustur, yoksa bu anın biraz öncesinden mi başlar? Bir görüşe göre bu hususta örfî gündüz esas alınır. Buna göre tam zeval vaktine, gündüzün bu ana kadar geçen süresi ile geri kalan süresinin birbirine eşitliği anlamına gelmek üzere &#8220;istivâ vakti&#8221; denir ki, güneş sanki herkesin başının üzerindeymiş gibi görünür. İşte namaz kılmanın câiz olmadığı vakit bu andır. Diğer görüşe göre ise, bu hususta şer`î gündüz esas alınır. Şer`î gündüzde ise, gündüz güneşin doğması ile değil, fecr-i sâdıkın doğması ile başladığı için istivâ vakti, zeval vaktinden biraz önceye denk gelir. Bu bakışa göre kerahet vakti, istivâ vakti ile zeval vakti arasındaki süredir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cuma namazının vakti de tam öğle namazının vakti gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">3. İkindi Namazının Vakti. İkindi namazının vakti, öğle namazının vaktinin çıkmasından güneşin batmasına kadar olan süredir. Öğle namazının vaktinin ne zaman sona erdiği konusundaki görüş ayrılığına göre söylenecek olursa, ikindi namazının vakti, Ebû Hanîfe&#8217;ye göre her şeyin gölge uzunluğu, kendi uzunluğunun iki katına çıktığı andan itibaren, diğerlerine göre ise bir katına çaktığı andan itibaren başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Akşam Namazının Vakti. Akşam namazının vakti güneşin batmasıyla başlar, şafağın kaybolacağı zamana kadar sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">Şafak, İmâm-ı Âzam&#8217;a göre akşamleyin ufuktaki kızıllıktan/kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktan ibarettir. Ebû Yûsuf, Muhammed ve diğer üç mezhebin imamına göre şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktır. Ebû Hanîfe&#8217;nin bu görüşte olduğu rivayeti de vardır. Bu kızıllık kaybolunca akşam namazının vakti çıkmış olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam namazının vakti dar olduğu için, bu namazı ilk vaktinde kılmak müstehaptır. Ufuktaki kızıllığın kaybolmasına kadar geciktirmek uygun değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Yatsı Namazının Vakti. Yatsı namazının vakti, şafağın kaybolmasından yani akşam namazı vaktinin çıkmasından itibaren başlar, ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder.</p>
<p style="text-align: justify;">bb) Müstehap Vakitler</p>
<p style="text-align: justify;">Her vaktin namazı, kendisi için belirlenmiş olan vaktin hangi parçasında kılınırsa kılınsın vaktinde kılınmış olur. Farz namazları vaktin ilk girdiği anda kılmak efdaldir. Nitekim Hz. Peygamber &#8220;Vaktin evveli, Allah&#8217;ın hoşnutluğudur, vaktin sonu ise affıdır&#8221; (Tirmizî, &#8220;Mevâkýt&#8221;, 13) buyurmuştur. Fakat namazın ilk vaktinden sonraya bırakılmasında bir fazilet varsa bu takdirde vaktin sonuna bırakılabilir. Hz. Peygamber, sabah namazının ortalık biraz aydınlıkça iken kılınmasının daha faziletli olduğunu belirttiği için, sabah namazının vaktin ilk kısmında değil son kısmında kılınması (isfâr) Hanefîler&#8217;ce daha faziletli kabul edilmiştir. Fakat sonrasında vakfe yapılacağı için Müzdelife&#8217;de kılınan sabah namazının, vaktin evvelinde kılınması (taglîs) daha uygun ve faziletlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıcak bölgelerde, yaz günlerinde, öğle namazını geciktirip serinlikte kılmak (ibrâd) efdaldir. İkindi namazını, güneşin gözü kamaştırmayacak duruma gelmesinden önceki vakte kadar geciktirmek efdal, gözü kamaştırmayacak hale gelmesine kadar geciktirmek tahrîmen mekruhtur.</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam namazını her zaman ilk vaktinde, yani vakti girer girmez kılmak efdaldir. Yatsı namazını gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmek efdaldir. Uyanacağına güvenen kişiler için, vitir namazını fecrin doğmasına yakın bir zamanda kılmak efdaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">cc) Mekruh Vakitler</p>
<p style="text-align: justify;">Farz namazlar için müstehap vakitler olduğu gibi, genel olarak namaz kılmak için uygun olmayan, yani namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler de vardır. Mekruh vakitler iki kısımdır. Bir kısmında hiçbir namaz kılınmaz, bir kısmında ise özellikle nâfile namaz kılınmaz, kazâ namazı kılınabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir namazın kılınamayacağı üç mekruh vakit şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">1. Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman (şürûk zamanı ki bu yaklaşık 40-45 dakika civarındadır).</p>
<p style="text-align: justify;">2. Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman (vakt-i istivâ).</p>
<p style="text-align: justify;">3. Güneşin batma zamanı (gurûb). Gurup vakti, güneşin sararıp veya kızarıp artık gözleri kırpıştırmadan rahatlıkla bakılacak hale geldiği vakittir. Bu vakitte sadece, o günün ikindi namazının farzı kılınabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nâfile namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler:</p>
<p style="text-align: justify;">1. Fecrin doğmasından sonra sabah namazının sünneti dışında nâfile namaz kılınmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar,</p>
<p style="text-align: justify;">3. İkindi namazını kıldıktan sonra güneş batıncaya kadar,</p>
<p style="text-align: justify;">4. Akşam namazının farzından önce,</p>
<p style="text-align: justify;">5. Bayram namazlarından önce, ne evde ne camide,</p>
<p style="text-align: justify;">6. Bayram namazlarından sonra, camide,</p>
<p style="text-align: justify;">7. Arafat ve Müzdelife cem`leri arasında,</p>
<p style="text-align: justify;">8. Farz namazın vaktinin daralması durumunda,</p>
<p style="text-align: justify;">9. Farza durulmak üzere kamet getirilirken (Sabah namazının sünneti bundan müstesnadır).</p>
<p style="text-align: justify;">10. Cuma günü hatibin minbere çıkmasından cuma namazı sona erinceye kadar nâfile namaz kılınmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">dd) Kutuplarda Namaz</p>
<p style="text-align: justify;">Vakit namazın şartı olduğu gibi, namazın vâcip olmasının da sebebidir. Buna göre bir bölgede namaz vakitlerinden biri veya ikisi gerçekleşmiyorsa o vakitlere ait namazların, o bölge halkına farz olmaması gerekir. Diyelim ki bazı yerlerde senenin bir mevsiminde daha şafak kaybolmadan fecir doğarak sabah namazının vakti girmektedir. Bu durumda orada yatsı namazının vakti gerçekleşmeyeceği için, yatsı namazı kılmak gerekmez. Fakat meselenin özü üzerinde düşünen mudakkik fakihlere göre vakit, namazın bir şartı, sebebi ve alâmeti olsa da, namazın asıl sebebi ilâhî hitaptır. Bütün müslümanlar beş vakit namaz ile mükelleftirler. Bu sebeple bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa orada yaşayanlar, namaz vakitleri tam olarak belirlenebilen en yakın bölgedeki namaz vakitlerine göre bir takdir ve belirleme yaparak namazlarını kılarlar. Aynı şekilde güneşi uzun bir müddet batmayan veya doğmayan yerlerde en yakın bölgeye itibar edilmesi gerekir. Nitekim bu bölgelerde yaşayan insanlar günlük hayatlarını da güneşe göre değil 24 saatlik bir zaman dilimine göre düzenlemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Niyet</p>
<p style="text-align: justify;">Niyet &#8220;azmetmek, kesin olarak irade etmek, kastetmek&#8221; demektir. Daha açık bir ifadeyle kalbin bir şeye karar vermesi, hangi işin ne için yapıldığının açıklıkla farkında olunması demektir. Namaz hususunda niyet Allah için safiyetle namaz kılmayı istemek ve hangi namazın kılınacağını bilmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namazın geçerli olması için niyetin gerekli olduğunda İslâm bilginleri ittifak etmişlerdir. Ancak çoğunluk bunu sıhhat şartı sayarken, Şâfiîler ve bazı Mâlikîler rükün sayarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Niyetin kalp ile yapılması esas olup dil ile söylenmesi şart değildir. Bununla birlikte ayrıca dil ile de söylenmesi daha iyi olur ve bu tarzda niyet, çoğunluğa göre müstehaptır. Kalpten geçirilen ile dil ile söylenen birbirine uymuyor ise, kalpten geçirilene itibar edilir. Mâlikîler&#8217;e göre ise dil ile söylenmesi câiz ise de söylenmemesi daha iyidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefî mezhebine göre farz namazlar, vitir namazı, adak namazı ve bayram namazları için belirleme şarttır. Meselâ &#8220;bugünkü sabah namazına&#8221; diye niyet edilir. Fakat vakit içerisinde, o vaktin hangi vakit olduğunu bilmek kaydıyla &#8220;bu vaktin farzını kılmaya&#8221; diye niyet edilmesi de yeterlidir. Fakat cuma namazında, vaktin namazına niyet etmek yeterli olmaz, çünkü vakit cuma vakti değil, öğle namazının vaktidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nâfile namazlar için &#8220;falanca namazın ilk sünnetini veya son sünnetini kılmaya niyet ettim&#8221; diye niyet edilir. Bununla birlikte, ister müekked isterse gayr-i müekked olsun nâfile namazlarda, &#8220;falanca namazın sünnetini&#8221; diye bir belirleme yapmak şart değildir; sadece namaz kılmaya niyet edilmesi yeterlidir, fakat belirleme yapılması daha iyi olur. Özellikle teravih namazı kılarken, &#8220;teravih namazına&#8221; veya &#8220;vaktin sünnetine&#8221; diye niyet edilmesi daha ihtiyatlı bir tutum olur. Cemaate yetişip de imamın farzı mı yoksa teravihi mi kıldırdığını bilmeyen bir kimse, farza niyet ederek imama uyar. Eğer imam farzı kıldırmakta ise, uyan kişinin farzı sahih olur; imam teravihi kıldırmakta imişse, uyan kişinin kıldığı namaz nâfile olur, fakat yatsının farzından önce olduğu için teravih namazı yerine geçmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Niyet ederken hangi farz namazın kılındığının belirlenmesi (tayin) şart olmakla birlikte, eda veya kazâ şeklinde bir belirleme yapmak gerekli değildir. Çünkü kazâya kalmış bir namaz, eda niyetiyle kazâ edilebileceği gibi, henüz vakti çıkmamış bir namaz da kazâ niyetiyle eda edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cemaatle namaz kılınması halinde imama uymaya da niyet edilmesi gerekir. Fakat imamın, imamlığa niyet etmesi şart değildir. Arkada kadın cemaat bulunması halinde, kadınların iktidâsının sahih olabilmesi için imamın onlara imam olmaya niyet etmesi gerektiği söylenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Niyetin Zamanı. Niyetin iftitah tekbiriyle birlikte yapılması efdaldir. Fakat niyet ile tekbir arasında namaz ile bağdaşmayacak bir iş bulunmaması şartıyla, tekbirden önce de niyet edilebilir. Tekbir alındıktan sonra yapılan niyet çoğunluk tarafından kabul edilen görüşe göre geçerli olmaz. Diğer bir görüşe göre Sübhâneke&#8217;den veya eûzüden önce edilen niyet ile namaz geçerli olur. Öteki mezhepler niyet ile tekbirin yakın olmasına önem vermişlerdir. Özellikle Şâfiî mezhebinde niyetin hemen tekbirden önce veya tekbirle birlikte yapılması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaza başlarken yapılan niyetin namaz sonuna kadar hatırlanması şart değildir. Bu bakımdan bir kimse bir vaktin farz namazına niyet ederek namaza başlasa, daha sonra nâfile kılıyormuş gibi bir zan ile namazını tamamlasa, farz namazı kılmış sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">b) NAMAZIN RÜKÜNLERİ</p>
<p style="text-align: justify;">1. İftitah Tekbiri</p>
<p style="text-align: justify;">İftitah &#8220;başlamak, kapıyı açıp girmek&#8221; anlamındadır. İftitah tekbiri (tahrîme), namaza başlarken alınan tekbir olup &#8220;Allahüekber&#8221; cümlesini söylemektir. İftitah tekbiri, bütün mezhep imamlarına göre farz olmakla birlikte Hanefî imamlar bunu rükün değil şart olarak, diğer üç mezhep imamı ise rükün olarak değerlendirmiştir. İftitah tekbiri Hanefî mezhebinde rükün değil şart olmakla birlikte, rükünlere çok yakın oluşu sebebiyle bir rükün gibi değerlendirilmesi ve rükünler arasında ele alınması yanlış olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">İftitah tekbirinin şart veya rükün kabul edilmesi şeklindeki görüş ayrılığının pratik sonucu şudur: Bir kimsenin setr-i avret, necâsetten tahâret veya istikbâl-i kıble şartını, iftitah tekbirinden sonra yerine getirmesi durumunda kıldığı namaz, iftitah tekbirini şart sayanlara göre geçerli, rükün sayanlara göre ise geçersizdir. Söz gelimi kolu başı açık olarak tekbir alıp namaza duran bir kadın iftitah tekbirinden sonra kolunu başını örtse Hanefî imamlara göre namazı geçerli, ötekilere göre geçersizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilen ve söylemekte güçlük çekmeyen kişi iftitah tekbirinde Allahüekber demelidir. Allah&#8217;ı yüceltme, O&#8217;nun büyüklüğünü ikrar anlamı taşıyan &#8220;Allahü kebîr&#8221;, &#8220;Allahü azîm&#8221; gibi başka sözlerle tekbir alındığında, farz yerine gelmiş olur. Fakat &#8220;estağfirullah&#8221; (Allah&#8217;tan bağışlanmak dilerim) veya &#8220;bismillah&#8221; gibi dua anlamı taşıyan ifadelerle tekbir alınacak olursa farz yerine gelmiş olmaz. Yine bir kimse Arapça dışında bir dilde tekbir getirecek olsa, Ebû Hanîfe&#8217;ye göre bu da yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber&#8217;in tekbir alırken ellerini omuz hizasına kadar kaldırdığına dair rivayet bulunduğu gibi, kulak hizasına veya kulaklarının üstü hizasına kadar kaldırdığına dair rivayetler de vardır. Bu rivayetlerin birleştirilmesi durumunda, tekbir alırken başı hafifçe öne eğerek başparmak kulak memesine değecek şekilde elleri kaldırmanın uygun olduğu belirtilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekbir cümlesinde &#8220;Allah&#8221; kelimesinin ilk harfi olan A harfini uzatarak &#8220;Âllah&#8221; yahut &#8220;Aallah&#8221; veya &#8220;Eallah&#8221; diye tekrarlayarak okumak câiz değildir. Bu şekilde okumak mânayı bozacağı için, farz yerine getirilmemiş ve namaz geçersiz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İmama uymak üzere ayakta alınan iftitah tekbirinin tamamen kıyam halinde alınması şarttır. Buna göre, rükû halinde bulunan imama uyacak olan kimse, kıyam halinde Allah deyip, ekber lafzını rükûa vardıktan sonra diyecek olsa, imama uyması sahih olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Kıyam</p>
<p style="text-align: justify;">Kıyam &#8220;doğrulmak, dikelmek, ayakta durmak&#8221; demektir. Namazı oluşturan ana unsurlardan biri olarak kıyam, iftitah tekbiri ve her rek`atta Kur&#8217;an&#8217;dan okunması gerekli asgari miktarı okuyacak kadar bir süre ayakta durmak anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Farz ve vâcip namazlarda ve Hanefî mezhebinde benimsenen görüşe göre sabah namazının sünnetinde kıyam bir rükündür. Gücü yeten kişi bu rüknü yerine getirmeden, meselâ oturarak farz veya vâcip bir namaz kılarsa namazı geçerli olmaz. Yine bir kimse, çekiliverse düşeceği bir tarzda, duvara veya bastona yaslanarak namaz kılacak olursa, namazı geçersiz olur. Nâfile namazlarda ise kişi, ayakta durmaya gücü yettiği halde oturarak da namaz kılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hasta veya ayakta durmaya gücü yetmeyen kişiden kıyam vecîbesi düşer. Bu kişi oturmaya güç yetiriyorsa, namazı oturarak kılar. Bu durumda oturma, o kişi için hükmen kıyam yerine geçer. Oturmaya da gücü yetmiyorsa nasıl kılabiliyorsa öyle, uzanarak veya ima ederek kılar.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Kıraat</p>
<p style="text-align: justify;">Sözlükte &#8220;okumak&#8221; anlamına gelen kıraat, &#8220;Kur&#8217;an okumak&#8221; demektir. Namazda bir miktar Kur&#8217;an okumak gerekir. Namazda Kur&#8217;an, kıyam halinde iken yani ayakta dururken okunur. Namazda okunması gereken asgari miktar, kısa üç âyet veya buna denk bir uzun âyettir. Namazın asıl iskeletini oluşturan ve biçimini veren kıyam, rükû ve secde gibi rükünlere nisbetle kıraat, namazın zâit rüknü olarak kabul edilir. Bu yüzden, kıyam, rükû, secde ve son oturuş, gerek cemaatle namaz kılarken gerekse tek başına namaz kılarken terkedilmediği halde, kıraat, imama uyan kişiden düşer.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıraat nâfile namazların, vitir namazının ve iki rek`atlı namazların bütün rek`atlarında, dört veya üç rek`atlı farz namazların ise herhangi iki rek`atında olması farzdır. Kıraatin ilk iki rek`atta olması ise vâciptir. İkinci rek`attan sonraki rek`at veya rek`atlarda Fâtiha sûresini okumak Hanefî imamlardan yapılan bir rivayete göre vâcip, diğer bir rivayete göre ise sünnettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefîler&#8217;in farz namazların ilk iki rek`atı dışında Fâtiha sûresinin okunmasını sünnet kabul etmeleri, farz namazları iki rek`at esası üzerine değerlendirmelerinin bir sonucudur. Seferde dört rekatlı namazların kısaltılıp iki rek`at olarak kılınması gerektiğindeki ısrarlarının da bu noktayla ilgisi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıraat konusundaki bu kurallar, Hanefî mezhebinde, imam olan için ve tek başına kılan için söz konusudur. İmama uyan kişinin kıraat yükümlülüğü yoktur; kılınan namaz açıktan (cehrî, âşikâre) okunan namaz ise imamı dinler, değilse susar.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer üç mezhepte ise kıraatin asgari miktarı her rek`atta Fâtiha sûresinin okunmasıdır. İlk iki rek`atta Fâtiha&#8217;dan sonra Kur&#8217;an&#8217;dan bir sûre veya birkaç âyet daha okumak (zamm-ı sûre) sünnettir. Bu mezheplerde kıraat, imam ve yalnız başına kılan için olduğu gibi imama uyan için de geçerlidir. Şu var ki imama uyan kişi, sessiz namazda Fâtiha&#8217;yı ve ardından eklenecek bir sûreyi, sesli namazda ise Şâfiîler&#8217;e göre sadece Fâtiha&#8217;yı okur; Mâlikî ve Hanbelîler&#8217;e göre bir şey okumayıp sadece dinler. Ahmed b. Hanbel&#8217;e göre, tercihen hem dinlemeli, hem de imam ara verdiğinde okumalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Besmele Şâfiî mezhebine göre Fâtiha sûresinden bir âyet olduğu için, besmelenin okunması da kıraat vecîbesinin bir parçasıdır, yani namazın farzlarındandır.</p>
<p style="text-align: justify;">aa) Kur&#8217;an Meâliyle Kıraat</p>
<p style="text-align: justify;">Fakihlerin namazda kıraat rüknünü diğer rükünlerden daha hafif tuttuğu, bunun yerine getirilmesinde âzami kolaylıklar gösterdiği, hatta bazan imama uyan kimsede olduğu gibi bunu aramadığı görülür. Bunun için de kıraat rüknünün ifası için bir âyetin okunması yeterli görülmüş, böylece Arapça bilmeyenlerin veya telaffuzda zorlananların da yerine getirebileceği ortalama bir ölçü konulmuştur. On dört asırlık İslâm geleneği içinde, namazda kıraatın ana dille olması taleplerinin ve bunu konu olan tar-tışmaların ciddi ölçekte gündeme gelmeyişi de bu kolaylıktan kaynaklan-maktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kıraatin namazda farz olması, Kur&#8217;an&#8217;ın tanımında mâna ve lafız ayırımını veya böyle bir ayırımın yapılıp yapılamayacağını da gündeme getirmiştir. Fakihlerin çoğunluğu böyle bir ayırıma gerek görmezken Ebû Hanîfe&#8217;nin Kur&#8217;an tanımında mânaya öncelik verdiği, lafzı da bu anlamın kalıpları olarak gördüğü bilinmektedir. Ancak bu tartışma namazdaki kıraat rüknünün ifa şekline ilişkin olup, bütün fakihlere ve İslâm bilginlerine göre ibadetin biçimi haricinde , Kur&#8217;an&#8217;ın anlamının öncelikli olduğu, onu okumaktan ziyade anlamanın ve içeriğiyle ilgili tefekkürün ana gayeyi teşkil ettiği kuşkusuzdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hanîfe&#8217;den başka bütün müctehidlere göre Arapça ezberleyip okuyabilen kimselerin namazda Kur&#8217;an&#8217;ı asıl dilinden Kur&#8217;ân&#8217;dan okumaları farzdır. Hanefî mezhebine göre Arapça&#8217;ya dili dönmeyen veya ezberleyemeyen kimseler öğreninceye kadar namazda Kur&#8217;an&#8217;ı (anlamını, meâlini) kendi dil-lerinde okuyabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Zelletü&#8217;l-karî&#8221; bahsinde görüleceği üzere &#8220;Namazda, kıraat rüknü yerine getirilirken Kur&#8217;an&#8217;dan olmayan bir kelime okunursa namaz bozulur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Namazda önemli olan ibadet şuurudur. Okuduğunun mânasını da bilmek ve namazda bunu düşünmek isteyenler, okuyacakları Kur&#8217;an&#8217;ın namazdan önce meâlini okurlar, mânasını buradan anlarlar, namazda Kur&#8217;an&#8217;ı asıl dilinden okurken bu mâna ve içerik üzerinde düşünebilirler. Ancak namazın şekli açısından daha önemli ve gerekli olan, mânayı anlamak ve düşünmek değil, ibadet bilinciyle belli bir biçim ve davranışın yerine getirilmesidir. Kaldı ki, dinî âyin ve törenlerin hemen bütün din ve inanışlarda belli bir sembolizm ve biçimsellik içerdiği bilinmektedir. Hatta ibadetin haz ve gizeminin biraz da bu biçimde saklandığı söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">bb) Gizli ve Açık Okumanın Ölçüsü</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yazıyı hiç ses çıkarmadan ve dili dahi kıpırdatmadan okumak mümkündür ve buna Türkçe&#8217;de &#8220;içinden okumak veya sessiz okumak&#8221; denildiği gibi &#8220;gözüyle süzmek&#8221; de denilir. Ezberlenmiş herhangi bir metni meselâ bir şiiri dili hareket ettirmeden ve ses çıkarmadan tekrarlamak ise &#8220;içinden okumak&#8221; olarak adlandırılmaz, belki &#8220;içinden geçirmek, zihinden tekrar etmek&#8221; denir; fakat anlam olarak içinden okumaya yakındır. Bir yazıyı fısıltı ile kendisi veya yakınında bulunanların duyabileceği bir tonla okumaya &#8220;alçak sesle okumak&#8221;, bu şekilde bir iki kişinin duyabileceği bir sesle konuşmaya ise &#8220;fısıldamak, fısıltı ile konuşmak, alçak sesle konuşmak&#8221; denilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namazda kıraatin cehrî yapılmasının anlamı, başkalarının duyacağı ses tonuyla okumak demektir. Buna açıktan okumak veya yüksek sesle okumak denilmektedir. Kur&#8217;ân&#8217;ı açıktan okumanın anlamı belli olduğu için bu konuda görüş ayrılığı olmamıştır. Fakat hafî okuyuşun anlamı ve tanımlanması konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakihler ezberlenmiş olan Fâtiha sûresinin ve diğer sûrelerin namazda dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkarmaksızın zihinden tekrarlanmasını okuma (kıraat) saymamışlardır; yani böyle yapmakla, namazın rüknü olan kıraatin yerine getirilmiş olmayacağını söylemişlerdir. Hiç ses çıkarmamakla birlikte harfleri diliyle düzeltmenin okuma sayılıp sayılmayacağı ise tartışmalıdır. Dilin hareketinin okuma sayılmayacağını söyleyenlere göre kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi, harfleri yerlerinden çıkartmak ve niteliklerini uygulamak suretiyle kıraat etmek en doğrusudur. Kimi âlimler ise, ezberdeki bir sûreyi ses çıkarmadan fakat dili hareket ettirerek tekrarlamanın okuma sayılacağını söylemişlerdir. Bu konuda kesin bir ölçü getirmek zor olduğu için namaz kılan kişi, kendisi hangi durumda daha fazla huşû ve kalp huzuru duyuyorsa o şekilde davranmalı; başkalarıyla birlikte toplu olarak namaz kılınan yerlerde başkalarının huşû ve kalp huzurunu ihlâl edecek şekildeki okumalardan kaçınmalıdır. Genellikle açıktan okumanın alt sınırı, bir başkasının işitebileceği derecede yüksek sesle okumak şeklinde, gizli okumanın üst sınırı ise en fazla kendi işiteceği şekilde okumaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Alçak sesle okumanın tarifi yapılırken, dayanılan gerekçelerden biri &#8220;Velâ techer bi salâtike velâ tuhâfit bihâ vebtaği beyne zâlike sebîlâ&#8221; (el-İsrâ 17/110) âyetidir. İçinde geçen &#8220;salât&#8221; kelimesine iki farklı anlam verildiği için bu âyet iki farklı şekilde anlaşılmaya müsaittir. Kimileri âyette geçen salât kelimesine kıraat (Kur&#8217;an okuma), kimileri de dua anlamı vermişlerdir. Her iki anlamı destekleyen rivayetler de bulunmaktadır. Âyete verilen birinci anlam &#8220;Kur&#8217;an okurken sesini yükseltme, tamamen de kısma; bu ikisi arasında bir yol tut&#8221; şeklindedir. Bu anlamı destekleyen rivayet İbn Abbas&#8217;tan gelmektedir. İbn Abbas&#8217;ın ifadesine göre, Hz. Peygamber yüksek sesle Kur&#8217;an okuyordu. Bunu duyan kâfirlerin, Kur&#8217;an&#8217;a, onu getirene, gönderene ve Kur&#8217;an&#8217;ın geldiği kişiye sövmeleri üzerine Hz. Peygamber hiç kimse duymayacak derecede sesini kıstı. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi (Buhârî, &#8220;Tefsîr&#8221;, 17, 14/V, 229).</p>
<p style="text-align: justify;">Âyete verilen ikinci anlam &#8220;Dua ederken sesini yükseltme, tamamen de kısma. Bu ikisi arasında bir yol tut&#8221; şeklindedir. Bu anlamı destekleyen husus Hz. Âişe&#8217;nin, âyette geçen salât kelimesini dua olarak açıklamış olmasıdır (Buhârî, V, 229; Müslim, &#8220;Salât&#8221;, 31/I, 329-330). Salât kelimesinin Kur&#8217;an&#8217;da, Hz. Peygamber&#8217;in sözlerinde ve Arap dilinde hiçbir şekilde kıraat anlamına gelecek biçimde kullanılmayıp &#8220;dua&#8221; anlamında kullanıldığı, ayrıca âyetin baş tarafında &#8220;De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangi isimle dua etseniz, en güzel isimler O&#8217;nundur&#8221; denilerek dua etmenin emredildiği veya duadan bahsedildiği dikkate alınınca bu ikinci anlamın daha uygun olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">cc) Zelletü&#8217;l-karî</p>
<p style="text-align: justify;">Namazda kıraat ederken her rek`atta okunan Fâtiha sûresinin ve arkasından eklenmek üzere birkaç sûrenin iyi ezberlenmesi ve okuyuşlarda titiz davranılması gerekeceği bellidir. Bununla birlikte Kur&#8217;an okurken çeşitli sebeplerle okuma hatası yapılabilir. Bu okuyuş hataları ve dil sürçmesi fıkıh terminolojisinde &#8220;zelletü&#8217;l-karî&#8221; olarak adlandırılır. Okuyuş hatası, Arap olan olmayan herkes için söz konusu olabilir. Arapça bilmeyenler için ayrıca telaffuz ve hareke problemi de söz konusudur. Âlimler okuyuşta yapılan hataların, kıraat şartının yerine gelip gelmediğine, dolayısıyla namazın sahih olup olmadığına etkisi üzerinde düşünmüş ve bunun için birtakım ölçüler getirmişlerdir. Fakat getirilen ölçü daha ziyade anlamın bozulması, değiştirilen kelimenin Kur&#8217;an&#8217;da olup olmaması gibi, yine Arapça bilmeyen kişilerin tam olarak farkına varamayacağı teknik hususiyetler içerdiği için Arapça ile meşgul olmamış kişiler açısından bu bilgi ve ölçülerin fazla pratik değeri yoktur. Bu bakımdan, bu ölçülere genel olarak işaret edip, sıklıkla karşılaşılabilecek bazı durumlara ilişkin hükümlere işaret etmeyi yeterli bulmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Namazın rükünlerinden biri olan kıraati ifa ederken Kur&#8217;an&#8217;ın bir kelimesinin dahi anlam bozulacak şekilde kasten değiştirilmesi halinde namaz bozulur. Kasıtsız olarak yanlışlık yapmak durumunda esas alınacak ölçü, değiştirilen lafzın Kur&#8217;an lafızlarından olup olmadığına bakılmasıdır. Eğer Kur&#8217;an lafızlarından olmayan bir lafız okunmuş olursa namaz bozulur. Okunan şey Kur&#8217;an lafızlarından olduğu sürece zabt ve i`rabında ve mânada bir bozukluk (halel) olsa bile namaz fâsid olmaz. Yine kelime sonlarındaki hareke yanlışları, anlamı değiştirse bile namaz bozulmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Bir harf yerine başka bir harf okumak: Bu harfler sin ve sad harfi gibi mahreç yakınlığı bulunan harflerden ise namaz bozulmaz. Meselâ, &#8220;Allahü&#8217;s-samed&#8221; diyecek yerde &#8220;Allâhü&#8217;s-semed&#8221; demek &#8220;felâ takher&#8221; diyecek yerde &#8220;felâ tekher&#8221; demek, &#8220;fethun karîb&#8221; diyecek yerde &#8220;fethun garîb&#8221; demek namazı bozmaz. Fakat âlimlerin çoğunluğu &#8220;Allahü ehad&#8221; yerine &#8220;Allahü ehat&#8221; okumanın namazı bozacağı görüşünde oldukları için, İhlâs sûresini okurken &#8220;dâl&#8221; harfini, &#8220;te&#8221; gibi okumamaya dikkat etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Mahreç yakınlığı olmamakla birlikte bazı harfler yaygın olarak karıştırıldığı için ayırt etme zorluğu bulunan bu çeşit harflerin birbiri yerine geçirilmesi durumunda birçok fakihe göre namaz bozulmaz. Meselâ &#8220;dât&#8221; yerine &#8220;dâl&#8221;, &#8220;zâl&#8221; veya &#8220;zı&#8221; harfinin okunması böyledir.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Şeddeli harfi şeddesiz veya şeddesiz harfi şeddeli, uzun okunacak yerde kısa veya kısa okunacak yerde uzun, idgam yapılacak yerde idgamsız veya idgam yapılmayacak yerde idgam yaparak okumakla namaz bozulmaz. Meselâ &#8220;iyyâke na`büdü&#8221; diyecek yerde &#8220;iyâke na`büdü&#8221; demekle namaz bozulmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Kelimenin bir parçası kesilse, meselâ &#8220;el-hamdü?&#8221; diyecekken, unutmak veya nefesi yetmemek veya nefesi bir sebeple tıkanmaktan dolayı, &#8220;el?&#8221; deyip, durduktan sonra &#8220;el-hamdü?&#8221; denilse veya okunacak kelime hatıra gelmeyip başka bir kelimeye geçilse çoğunluğa göre namaz bozulmaz. Çünkü bu durumlarda zaruret ve kaçınılması mümkün olmayan bir durum (umûm-ı belvâ) vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Eğer âyete bir harf ilâve edilse, mâna değişmiyorsa namaz bozulmaz. Buna mukabil, &#8220;Allahüekber&#8221; ifadesinin başına bir &#8220;e&#8221; harfi eklenecek olsa, anlam bütünüyle değişeceği ve inanç noktasından riskli bir anlam çıkacağı için namaz bozulur. Çünkü &#8220;Allahüekber&#8221; sözünün anlamı, &#8220;Allah en büyüktür&#8221; şeklinde olup başına &#8220;e&#8221; harfi eklendiği zaman &#8220;Allah en büyük müdür?&#8221; şekline dönüşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">7. Anlam bozulmadığı takdirde kelimelerin yerinin değişmesiyle namaz bozulmaz. Meselâ &#8220;fîhâ zefîrun ve şehîkun&#8221; yerine &#8220;fîhâ şehîkun ve zefîrun&#8221; okunmasıyla namaz bozulmaz. Fakat anlam değişirse namaz bozulur.</p>
<p style="text-align: justify;">8. Bir kimse namazda fâhiş hata ile okuduktan sonra, dönüp yeniden düzgün şekilde okursa namazı câiz olur.</p>
<p style="text-align: justify;">9. Kıraat esnasında az veya çok miktarda âyet atlamakla namaz bozulmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şâfiî ve Hanbelîler&#8217;e göre Fâtiha dışındaki okuyuşlarda kasıtlı olmamak şartıyla meydana gelen hata sebebiyle namaz bozulmaz. Bu bakımdan, özellikle Fâtiha&#8217;yı hatasız öğrenmeye, doğru ezberleyip doğru okumaya çalışmak iyi olur.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Rükû</p>
<p style="text-align: justify;">Rükû sözlükte &#8220;eğilmek&#8221; anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Hz. Peygamber&#8217;in uygulamasına en uygun rükû şekli, sırt ve baş düz bir satıh oluşturacak biçimde eğilmektir. Tarif edilen bu rükû duruşunda bir müddet beklemek (tuma&#8217;nîne) ve yine rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce uzuvları sakin oluncaya değin bir süre kıyam vaziyetinde beklemek (kavme) ta`dîl-i erkânın birer parçası olduğundan, Ebû Yûsuf&#8217;a ve Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre tuma&#8217;nîne ve kavme farzdır. Ebû Hanîfe ve Muhammed&#8217;e göre ise vâciptir. Bu tume&#8217;nîne ve kavme süresinin asgari ölçüsü &#8220;sübhânellâhi&#8217;l-azîm&#8221; diyecek kadar durmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">5. Secde</p>
<p style="text-align: justify;">Secde sözlükte &#8220;itaat, teslimiyet ve tevazu içinde eğilmek, yere kapanmak, yüzü yere sürmek&#8221; anlamına gelir. Namazın her rek`atında belirli uzuvları yere veya yere bitişik bir mahalle koyarak iki defa yere kapanmak namazın rükünlerindendir. Hz. Peygamber&#8217;in uygulamasına en uygun secde yüz, eller, dizler ve ayak parmaklarının üzerine olmak üzere yedi uzuv üzerinde yapılanıdır. Bununla birlikte bunlardan bir kısmı ile yetinildiğinde secdenin geçerli olup olmayacağı konusunda mezhepler arasında farklılıklar vardır. Hanefî mezhebinde farz olan, alnın ve ayakların hiç değilse bir ayağın yere dayanmasıdır. Burnun konması vâcip, ellerin ve dizlerin konması ise sünnettir. Tercih edilen görüşe göre, bir ayağın sadece bir parmağını veya sadece üstünü yere koymak yeterli değildir. Yine bir mazeret (özür) yokken alnı yere değdirmeden sadece burun üzerine secde yeterli olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefîler&#8217;den Züfer ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, yedi uzvun (eller, ayaklar, dizler ve yüz) her birinin bir kısmının yere değdirilmesi farzdır. Şâfiîler&#8217;e göre avuç içlerinin ve ayak parmaklarının alt taraflarının yere gelmesi gerekir. Mâlikî mezhebinde farz olan, secdenin alnın bir kısmı üzerinde yapılmasıdır. Özür sebebiyle bunu yapamayan ima ile secde eder. Sadece burnun üzerine secde edilmesi yeterli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Secdede ve iki secde arasında bir miktar beklemek (tume&#8217;nîne), rükûdaki tume&#8217;nînenin hükmüyle aynıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">6. Ka`de-i Ahîre</p>
<p style="text-align: justify;">Ka`de-i ahîre &#8220;son oturuş&#8221; demektir. Namazın sonunda bir süre (teşehhüt miktarı) oturup beklemek namazın rükünlerindendir. İki rek`atlık namazlardaki oturuş, daha önce oturuş bulunmadığı için son oturuş sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son oturuştaki süre Hanefîler&#8217;e göre &#8220;teşehhüt&#8221; miktarıdır. Teşehhüt miktarı ise, &#8220;Tahiyyât&#8221; duasını okuyacak kadar bir süredir. Şâfiî ve Hanbelîler&#8217;de ise farz olan oturuş süresi teşehhüt miktarına ilâveten bir de Hz. Peygamber&#8217;e salavat getirilebilecek (&#8220;Allahümme salli alâ Muhammed&#8221; diyecek) kadardır. Mâlikî mezhebine göre farz olan, hiç değilse selâm vermeye elverişli bir süre oturmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz ibadetinin ana çatısını oluşturan şartlar ve rükünler bunlar olmakla birlikte, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ta`dîl-i erkân ve namazdan kendi fiili ile çıkmak da fakihlerin bir kısmına veya çoğunluğuna göre namazın farz veya vâcipleri arasında sayılır. Bu sebeple bu iki kavram hakkında burada bilgi verilmesi yerinde olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ta`dîl-i Erkân</p>
<p style="text-align: justify;">Ta`dîl-i erkân, rükünleri düzgün, yerli yerinde ve düzenli yapmak demektir. Ta`dîl-i erkâna riayetin sonucunda rükünler şekil olarak düzgün ve kıvamında yerine getirilmiş olur. Böylece kişi namazını üstün körü değil, &#8220;dört başı mâmur&#8221; kılmış olur. Ta`dîl-i erkâna yakın anlamda kullanılan &#8220;tuma&#8217;nîne&#8221; kelimesi, yapılmakta olan rüküne hakkının verildiğine kanaat getirilmesi ve yapılan işin içe sinmesi halini ifade eder ki ta`dîl-i erkâna riayetin sonucudur. Ta`dîl-i erkân özellikle rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede ve iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefî mezhebi eserlerinde rükûda &#8220;tuma&#8217;nîne&#8221;nin, rükûdan doğrulduktan sonra bir süre ayakta beklemenin (kavme) ve iki secde arasında bir süre (&#8220;sübhanellâhi&#8217;l-azîm&#8221; diyecek kadar) oturarak beklemenin (celse) sünnet olduğu kaydedilmekle beraber kuvvetli görüşe göre bunlar ta`dîl-i erkânın birer boyutu olmak bakımından vâciptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ta`dîl-i erkân, Ebû Yûsuf&#8217;a ve Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre, ayrı bir rükün veya rüknün şartı olması itibariyle farzdır. Hanefî mezhebine göre (Ebû Hanîfe ve Muhammed&#8217;e göre) ise vâciptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namazdan Kendi Fiili ile Çıkmak</p>
<p style="text-align: justify;">Ebû Hanîfe&#8217;ye göre namaz kılan kişinin, namazın sonunda kendi istek ve iradesiyle yaptığı bir fiil ile namazdan çıkması namazın rükünlerindendir. Ebû Yûsuf ve Muhammed&#8217;e göre ise teşehhüt miktarı oturmakla namaz rükünleri itibariyle tamamlanmış olur. Bu görüş ayrılığının ayrıntı sayılabilecek bazı fıkhî sonuçları vardır. Buna göre bir kimse ka`de-i ahîrede teşehhüt miktarı oturduktan sonra kendi isteği ile, namazla bağdaşmayacak bir fiil işlese, meselâ kendisine verilen selâmı almak veya hapşırana &#8220;çok yaşa&#8221; veya &#8220;yerhamükellâh&#8221; demek gibi bir şekilde konuşsa, her üç imama göre de namazı tamam sayılır. Fakat teşehhüt miktarı oturduktan sonra, kendi isteği dışında bir sebeple namazı bozulsa Ebû Yûsuf ve Muhammed&#8217;e göre bu kişinin namazı tamamdır, Ebû Hanîfe&#8217;ye göre ise tamam değildir. Hemen abdest alıp kendi istek ve iradesiyle (ihtiyar) namazdan çıkmazsa namazı geçersiz olur ve yeniden kılması gerekir. Yine son oturuşta, teşehhüt miktarı oturduktan sonra henüz kendi istek ve iradesiyle namazdan çıkmadan namaz vakti çıksa, bu kişinin namazı iki imama göre tamamdır. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre ise fâsiddir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre namazdan çıkmak için birinci selâmın verilmesi; Hanbelî mezhebine göre de iki tarafa selâm verilmesi farzdır. Hanefî mezhebine göre ise selâm farz değil, vâciptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hanefîler, Hz. Peygamber&#8217;in bazan teşehhüt miktarı oturduktan sonra, selâm vermeden arkadaşlarına dönerek konuşmak gibi bir fiille namazı tamamladığını bildiren rivayetleri dikkate alarak namazdan selâmla çıkmayı rükün saymamışlardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-farzlari-hakkinda-bilgi+namazin-farzlari-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın Vacipleri</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-vacipleri-hakkinda-bilgi+namazin-vacipleri-nedir</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-vacipleri-hakkinda-bilgi+namazin-vacipleri-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 17:24:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Vacipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Vacipleri Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Vacipleri Nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=9678</guid>
		<description><![CDATA[Namazın vâciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vâciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapılması, eğer kasten terkedilmişse namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir. Hanefîler&#8217;deki vâcip kavramı, diğer mezheplerde bulunmadığı için burada Hanefîler&#8217;in terminolojisine göre belirtilen vâciplerin bir kısmı, öteki mezheplerde farz sayılırken, bir kısmı sünnet sayılmaktadır. Farz olan bir şey terkedildiği zaman namaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span id="more-9678"></span>Namazın vâciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vâciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapılması, eğer kasten terkedilmişse namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir.<img title="Daha fazla..." src="http://islamiyet.hakkinda-bilgi.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>Hanefîler&#8217;deki vâcip kavramı, diğer mezheplerde bulunmadığı için burada Hanefîler&#8217;in terminolojisine göre belirtilen vâciplerin bir kısmı, öteki mezheplerde farz sayılırken, bir kısmı sünnet sayılmaktadır. Farz olan bir şey terkedildiği zaman namaz fâsid (geçersiz) olur. Namazın vâciplerinden biri bilerek terkedildiği zaman namazı yeniden kılmak (iade), bilmeyerek (sehven) terkedildiği zaman ise sehiv secdesi yapmak lâzım gelir. Sehiv secdesi yapılmadığı zaman ise, eksikliğin verdiği kerahete rağmen namaz borcu düşmüş olur.</p>
<p>Namazın vâcipleri şunlardır:</p>
<p>1. Namaza &#8220;Allahüekber&#8221; sözüyle başlamak. Bu, çoğunluğa göre farzdır.</p>
<p>2. Nafile ve vacip namazların her rek`atında, farz namazların ilk iki rek&#8217;atında Fâtiha sûresini okumak. Bu, çoğunluğa göre farzdır.</p>
<p>3. Farz namazların ilk iki rek`atında, vâcip ve nâfile namazların her rek`atında Fâtiha&#8217;dan sonra, Kur&#8217;an&#8217;dan kısa bir sûre veya buna denk düşecek bir veya birkaç âyet okumak (zamm-ı sûre), Fâtiha&#8217;ya bir küçük sûre veya en küçük sûreye denk üç kısa âyet ya da üç kısa âyete denk bir uzun âyet eklemek vâciptir (En küçük sûre Kevser sûresi [İnnâ a`taynâke'l-kevser] ve en kısa âyet &#8220;sümme nazar&#8221; âyetidir). Fâtiha&#8217;dan sonra bir sûre daha okumak çoğunluğa göre sünnettir.</p>
<p>4. Farz olan kıraati ilk iki rek`atta yerine getirmek.</p>
<p>5. Fâtiha&#8217;yı, eklenecek sûreden önce okumak.</p>
<p>6. Tek başına namaz kılarken öğle ve ikindi namazları ile gündüz kılınan nâfile namazlarda gizli okumak (kırâat-i hafî yapmak). Gizli okumanın ölçüsü, sadece kendisinin duyabileceği kadar kısık bir sesle okumaktır. Sabah, akşam ve yatsı namazları ile gece kılacağı nâfile namazlarda kişi serbesttir; isterse sesli (cehrî), isterse hafî (alçak sesle) okuyabilir.</p>
<p>7. Cemaatle kılınan namazda imam, sabah namazı ile akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek`atında sesli okumalıdır. Cuma namazında, bayram namazlarında, cemaatle kılınan teravih namazında, teravihten sonra cemaatle kılınan vitir namazında da imam kıraati yüksek sesle yapar.</p>
<p>İmam, öğle ve ikindi namazlarının bütün rek`atlarında, akşam namazının üçüncü ve yatsı namazının son iki rek`atında kıraati hafî yapar.</p>
<p>8. Secdede alın ile birlikte burnu da yere koymak.</p>
<p>9. Üç ve dört rek`atlı namazlarda ikinci rek`atın sonunda oturmak (ka`de-i ûlâ = ilk oturuş).</p>
<p>10. Namazların gerek ilk, gerekse son oturuşunda teşehhütte bulunmak, yani Tahiyyât&#8217;ı okumak.</p>
<p>11. Namazın sonunda sağ ve sol tarafa selâm vermek (&#8220;es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah&#8221; cümlesinin &#8220;es-Selâm&#8221; kısmını söylemek vâcip, &#8220;aleyküm ve rahmetullah&#8221; kısmını söylemek ise sünnettir).</p>
<p>12. Farz olan fiillerin sırasına riayet etmek (kıyamdan sonra rükûa gitmek, iki secdeyi peş peşe yapmak gibi).</p>
<p>13. Farz olan fiili geciktirmemek. Meselâ, birinci oturuşta Tahiyyât&#8217;ı okuduktan sonra, &#8220;Allahümme salli alâ Muhammed&#8221; diyecek kadar bir süre bekledikten sonra üçüncü rek`ata kalkılacak olursa farz geciktirilmiş sayılır ve sehiv secdesi gerekir.</p>
<p>14. Vitir namazında Kunut duası okumak Ebû Hanîfe&#8217;ye göre vâcip, İmâmeyn&#8217;e (Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) göre sünnettir.</p>
<p>15. Ramazan ve kurban bayramı namazlarının her iki rek`atında ilâve (zâit) üçer tekbir almak (bayram namazının ikinci rek`atında rükûa giderken tekbir almak da vâciptir. İkinci rek`atta getirilen ilâve tekbirler rükûdan hemen önce olduğu için bu rek`atta rükûa giderken alınan tekbir de vâcip sayılmıştır).</p>
<p>16. Sehiv secdesi yapılmasını gerektiren bir fiilde bulunulmuşsa sehiv secdesi yapmak. Sehiv secdesinden sonra selâm vermek de vâciptir.</p>
<p>17. Ta`dîl-i erkâna riayet etmek Ebû Yûsuf&#8217;a göre farz, Ebû Hanîfe ve Muhammed&#8217;e göre vâciptir.</p>
<p>18. Namazdayken secde âyeti okunmuşsa tilâvet secdesi yapmak (bk. Tilâvet Secdesi).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi.org/namazin-vacipleri-hakkinda-bilgi+namazin-vacipleri-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

